Babamın Yolculuğu / Cemal Nurkut Uğureli

Tahta kapının aralığından süzülen sarı ışığın gölgelendirdiği

sedirde amcamla babam çok ciddi bir şeyler konuşuyorlardı.

Babam anlatıyor da anlatıyordu. Bu heyecanın karşısında amcam

da onun coşkusuna ortak olarak:”Mehmet gözün arkada

kalmasın.”diyordu. Sanırım babam uzun bir yolculuğa çıkıyordu.

Evde mis gibi kokan İzmir köftesi bile iştahımı açmıyordu. İçimde

kara bir bulut çocuk düşlerimin üzerine düşmüştü. Bir karanlık ki

ucu bucağı anılarımdan çıkıp buralara kadar gelip buraları acıtan

bir buhran… Karanlığın tedirginliği erik ağacımı da korkutmuş

olacak ki o da bana hiç gülümsemiyordu. Kendimi çok kötü

hissettiğim anlarda erik ağacına çıkar, yapraklarının arasında

dolaşır, erik ağacının dallarına dokundukça kendimi çok mutlu

hissederdim.

O gün akşamüzeri amcam ve babam sarı ışığın altında veda

konuşması yaparken ben yine erik ağacıma çıktım.Erik ağacım;

acaba senin dalların, kadifemsi yaprakların, beni de bir gün terk

edecek mi? Sana dokunması ne de güzel, ne de hoş…Kuşların

yuvası,serçelerin tüylerinin yumuşaklığı sanki yüzümü

okşuyor.Mutfağın açık penceresinden konuşmalar yankılanarak

geliyordu.Babamın sesini duydukça sesi kulaklarımda bir daha

yankılanıyordu.

Sarı oda tavandaki lambayla çınlıyordu. Sararan odanın sürekli

titreyen ışığı odadakileri ışıtmıyo, babamın kar beyaz saçları bile

bu karanlığa bir çare olmuyordu.

İçimden “Olmaz baba! ” diyesim geliyor ama çocuk düşlerimle kim

duyardı ki beni…

Babam ve amcam karar vermişlerdi, babam tekrar

Almanya’ya gidecekti. Önce Paris ardından karayoluyla Bremen ‘e

geçecek, oradan eski arkadaşlarını bulacak, eski arkadaşları kaçak

yollarla onu işe sokacak, ilk zamanlar ev bulamayacak ama eski ev

sahipleri ona yardım edecek, belki günlerce Almanların yardımıyla

geçinecek. Sonunda tutunmaya çalışacak ailesine yardım

edebilecekti. Babam bunları amcama teker teker anlattıkça benim

içimden bir şeyler kopuyordu. Erik ağacı dallarını buluşturmuş,

yanaklarımı kulaklarımı saçlarımı okşuyordu. Sanki gerçeği kendisi

de biliyor da beni teselli ediyormuş gibiydi. İki adamın veda

konuşmasını dinlerken içim kavruluyor, kavruluyor, kavruluyordu.

Bir yutkunma geliyor tam boğazımda kalıyordu. Avrupa

sokaklarında yalnız bir adam düşünüyorum, üzülüyordum. Erik

ağacım iyice zayıflamış beni taşıyamayacak bir hal almıştı. Neden;

gitme baba demiyorsun, diyordu bana. Gideceğini bildiğim halde

gitme deyip iki tarafın da yüreğindeki yarayı kaşıyıp kanatıp

ağlatmak istemiyordum. Babam ağlayacak ben ağlayacaktım. Her

şeye rağmen; gitme baba, diyesim geliyor, ağzımı açıyorum bir

türlü sesim çıkmıyor ağzımı kapatırken kupkuru olmuş

damaklarımı dilimle ıslatıyorum. Yutkunmak istiyorum, bir kaya

parçası boğazıma oturmuş ve nefes alamıyor, sonra

söyleyeceklerimden vazgeçiyordum.

Amcam ile babam içerde son detayları konuşurken amcam,

babama hangi adreslerden ulaşacağını yazıyordu. Babam daha

önce bildiği arkadaşlarının adreslerini tek tek amcama

yazdırıyordu. En son benden mektup bekle, diyor. Sonra siyah

çanta kapanıyor. Takım elbiseli iki adam kucaklaşıyor, yüzlerinde

ayrılığın acısı gözlerinde bulutlanmış yarım bir keder birbirine

sarılıyorlar. Ben artık ayrılığın kaçınılmaz olduğunu kabullenerek

erik ağacından iniyor, bir kediciğin zavallı inleyişleri içinde

yatağımda kıvranıyordum.

Babam, küçük kareli takım elbisesiyle yatağıma yaklaşıyor,

ben her zaman olduğu gibi uyuma taklidi yapıyordum. Babam

hafifçe yorganımı aralıyor, uyuduğumu zannediyor önce saçlarımı

avuçlarıyla okşuyor, sonra da yanağıma küçük bir öpücük

konduruyor. Ben yatağımda babamın kokusunu içime çekiyorum

bu kokuyu içimden hiç çıkarmamak için nefesimi tutuyorum.

Nefesimi içimde tuttukça babamı da içimde tutacağım zannederek

nefesimi zorluyordum.

Öpücük konduran babamın uzaklaşan ayak seslerini ve kapı

sesini duyduktan sonra yatağımda uzay boşluğuna düşmüş bir

karınca gibi oluyorum küçüldükçe küçülüyorum.

O öpücüğün bir son olduğunu bu sonun babamın yolculuğuyla

başlayıp içimde hala acıyla süreceğini ve yıllarca içimi acıtacağını bilemiyordum.

Loading

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Yazmanın kişisel anlamda insanın yolculuğuna iz bırakmak ,aynı zamanda insalığın yazın yaşamına katkı sunmak olduğu ilkesiyle üretim sürecine girdim. Bu üretim her zaman kendiliğinden gelişen bir durumdu. Hep içimden geçenleri edebiyat normunda okuyucularımla buluşturma motivasyonu beni diri tutmakta. Almanya doğumluyum. Orta öğrenimimi Adana'da tamamladım.Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Edebiyat Öğretmenliği bölümü mezunuyum.Adana ÇEAŞ Anadolu lisesinde Edebiyat öğretmeni olarak halen çalışmaktayım.
Yazı oluşturuldu 10

Bir cevap yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön