Yaşlı Adam, Çocuk, Ben / Serkan Geray

Bankta oturuyordu. Belli belirsiz verdiğim selamı başını hafifçe eğerek kabul edip, sol eli ile yanına buyur ederken göz göze geldik onunla. Çehresi hiç yabancı değildi. Alnındaki derin kırışıklıklardan yaşı az çok tahmin edilebiliyordu lakin kahverengi gözlerinden gözbebeklerimin içine doğru uzayan bakışları, ihtiyar bir adamdan çok küçük bir çocuğun bayramlık heyecanlarıyla doluydu.
Yanına oturur oturmaz, “Nihayet buluştuk!” diyerek başladı söze. Tebessüm ediyordu. Tanışmıyorduk ve ben kimseye randevu vermemiştim bu gün için ama muhattap olduğum sesin barındırdığı samimiyet, susup dinlememi emretti o an. Başımı eğip, razı oldum olacaklara sessizce, “Kim bu yahu! Sorsana, kimdir, necidir?” diyen meraklı iç sesime kulaklarımı tıkayarak.
“Bıkmak!” dedi. “Bıkarsan olmaz, olursan olur.” diye devam etti konuşmasına. Hiçbir şey anlamıyordum söylediklerinden. Ben ona bir şey sormamıştım ki. Hatta gayri ihtiyari verdiğim selamımı fark edip, yanına buyur etmeseydi az ilerdeki boş banka oturacaktım. Sanki düşüncelerimi okumuş gibi, “Sus artık ve dinle lütfen” dedi. İhtiyarın şefkatli baba sıcaklığındaki ses tonu cevap vermemi engellemişti.
Tuhaf bir adamdı. Herhalde birileri ile konuşmak istiyordu. Kim bilir ne derdi vardı anlatmak istediği. Belki hayırsız çocuklarından bahsedecekti. Onları okutmuş, iş, güç sahibi yapmıştı ama şimdi onu ihmal ediyorlardı. Belki de ölmüş eşine olan özlemini anlatacaktı. Gençken birbirimizi ne kadar da çok kırmıştık ama şimdi onu o kadar çok özlüyorum ki…
“Ol artık!” diye kükredi o anda ihtiyar. Bakışlarını, yolun karşısındaki, sonbahar mevsiminin çırılçıplak soyduğu büyük çınar ağacından ayırıp, yüzüme doğru çevirirken. Şefkatli, bilge tını bir anda kaybolmuş, yerini az sonra çarpışacak ordusuna emirler yağdıran üst rütbeli bir komutanın gök gürültüsü kıvamındaki gür sesi almış, bu durum da kendi kendime sorduğum sorulardan koşar adım kaçmamı sağlamıştı.
Yağmur yağmak üzereydi. Belki de hafiften yağıyordu ama ben farkında değildim. Rüzgar belli belirsizdi. Yüzünü kasvetli göğe çevirdi yaşlı adam. Uzun beyaz sakallarının arasında kalmış bir kaç koyu gri renkli tel dikkatimi çekti. Gülümsüyorlardı sanki. “Biz! Biz direndik ve kazandık. Bak işte herkes gibi değiliz” der gibi bir halleri vardı.
Konuşamıyordum.
İyi de ben neden konuşamıyordum?
Büyülenmiş gibiydim. Hava soğuktu, kim bilir kaç gündür gri renkli bulutların işgali altındaydı mavi gökyüzü. Tam o sırada küçük bir çocuk belirdi karşımda. Altı, yedi yaşlarındaydı. Üzerindeki, göğsünün üstünde ince iki yeşil çizgi bulunan, mavi renkli örme kazak, seneye de giyer diye düşünülerek olsa gerek, küçük bedenine göre oldukça büyük örülmüştü. Kara kaş, kara göz çocuğun siması da oldukça tanıdıktı. Çocuk, endişeli bir ifadeyle bana baktı ve “Sakın beni öldürmelerine izin verme!” diyerek yanımdaki ihtiyarın kucağına oturdu. Elinde kırmızı renkli oyuncak bir araba vardı. Bu arabayı tanıyordum. Almanya’daki amcamın bana hediye olarak gönderdiği, geri çekilip bırakılınca ileri doğru giden ve giderken de arka tarafındaki çakmak taşının sürtünmeden dolayı kıvılcımlar çıkardığı arabaydı bu.
“Yaşlı adam bu küçük oğlancığın dedesi galiba” dedi, içerideki ben, dışarıdaki bana. Çocuğun sözlerinden de bir şey anlamamıştım. Tanımadığım bu çocuğu, kim yada kimler öldürmek istiyordu da ben onlara izin vermeyecektim? Gün, geceye selam vermek üzere idi. Yaşlı adam, kucağına oturan çocuğun başını okşarken, bana bakarak “Sakın ha!” dedi. “Her ne olursa olsun bu çocuğu yaşat!”
Gözlerim kapalıydı, alacakaranlıktı. Benim arabamın bu çocukta ne işi vardı?
Konuşamıyordum.
Sahi! Ben neden konuşamıyordum?
Zihnime saldıran sorularla, baş başa kalmıştım yine. Kimdi bu ihtiyar adam ve kimdi bu kucağındaki küçük çocuk? Ne demek istiyorlardı bana? Niye bu bankta oturuyordum? Neden konuşamıyordum? Burası neresi idi? Beynimi kemiren meraklı sorularımdan kurtulmak için derin bir nefes alıp, cevapları onlarda aramaya karar verdim.
Lakin ağzımdan önce gözlerim açıldı.
Gece, yeni güne hoş geldin diyordu ve ben geç kalmıştım. Çocuk ve yaşlı adam, çoktan el ele tutuşup, çıkmışlardı yatak odamdan.

Loading

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
1980 İstanbul doğumlu, yazmaya çalışan...
Yazı oluşturuldu 20

Bir cevap yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön