Sıkışan Zaman / Tarık Yılmaz

            Gelecek zamanın ve geçmiş zamanın çok ötesindeki ve bir o kadar da yakınındaki zaman; sıkışan zaman. Gelecek zaman, kaygı; geçmiş zaman ise, travmatik sanrı yaratırken, sıkışan zaman; varolmaya yaklaştırır. Peki nedir bu sıkışan zaman? Geleceğin ve geçmişin arasında sıkışan zaman; şimdiki zamandır. Yani bu satırları okuduğunuz zaman dilimi. Şimdiki zamanı yani “An” ismini verdiğimiz kavramı ne kadar hissederiz? Başımızı kaldırıp etrafımıza baktığımızda bu anı, yalnızca bir kere yaşayabileceğimizin bilincinde miyiz? Çoğunlukla bilinç ve bilinç dışında ilerleyen zamanın her anına şahitlik edebilmek mümkün değil fakat yüksek farkındalık ile anları derinden hissedebilmek mümkün.

Örneğin; ender rastladığımız bir kokuyu burnumuza çekerken veya lezzetli bir yemek yerken anlık olarak zamanın yavaşladığını hissedebiliriz. Bu hissi, bir bardağın yere düşüşünü yavaş çekimde gördüğümüz andaki hisse benzetebiliriz.

“Zamanın içinde olduğunu hissedebilen insan, kendini huzura, mutluluğa veya istediği başka bir duyguya yönlendirebilir.”

Bu düşünce bir başka düşüncenin temeli olan; “İnsan zamanı yönlendirebilir mi?” Sorusunun da cevabı niteliğindedir. Zamanın farkında olan insan, kısa bir süreliğine de olsa duygularını yönlendirebileceği gibi zamanı da yönlendirebilir. Farkında olunarak değiştirilen duygu, insanı farklı bir zamana götürebilir. Kısacası; sıkışan zaman farkındalığı ile geçmişe veya geleceğe gidilebileceği gibi, geçmişte veya gelecekte uzun süre kalındığında ise sıkışan zaman algısı kaybolur.

“İnsan zihninde yarattığı dünyada yaşar ve algıları değişen insanın dünyası da değişir.”

Bazı kelebek türlerinin ömrü 24 saattir ve ömürleri de erginliğe geçiş aşamasıyla şekillenir. Kelebeklerin ömrünü, kendi yaşamımız ile kıyasladığımızda ne kadar kısa bir yaşam diye düşünürken 150-200 sene arasında yaşayan bir kaplumbağa türünün ömrünü de kendi yaşamımız ile kıyaslayıp neredeyse iki katı zamanları var diye düşünürüz. Çoğu zaman ise, tüm bu algıyı zihnimizde yarattığımızın bilincinde olamayız. Algısal farklılıklar ile yorumlanan dünya, bazı zamanlarda anlamını kaybeder ve bu zamanlarda insan, genellikle geçmiş zamana yolculuk eder. Anlamsızlık hissi ile boğuşan insanlar genellikle olumsuz (üzüntü, hayal kırıklığı, kızgınlık) duygular ile mücadele eder ve bu negatif duygular da insanı geçmiş zamana sürükler. İnsan, geçmiş zamanda yaşadıklarına odaklanarak şimdiki zamandan uzaklaşmak ister. Tam tersi senaryoda ise gelecekte yaşayacaklarına odaklanır ve yine şimdiki zamandan uzaklaşır. Ne yazık ki geçmişte veya gelecekte takılı kalan insan, belki de varlığından emin olabileceği tek zamanı; şimdiki zamanı kaçırır.

Platon zamanı; sonsuzluğun bir resmi ya da gölgesi olarak düşünmüştür.

Zamanın sürekli etkileşim içinde olduğu oluş, geçmiş zamanı, şimdiki zamanı ve gelecek zamanı içine alan sürekli bir şekil değiştirmedir ve bu süreklilik aynı zamanda zamanın “sınırsızlığına” da işaret etmektedir. Platon, eşit yaşlılık kavramını öne sürer ve bu kavram ile döngüsel olarak zamanı açıklamaya çalışır. “Bir hareketin başlangıcı başka bir hareketin sonudur.” Mantığıyla döngüsel zamanı ele alır.

Platon’un aksine Aristoteles, zamanı öncelik ve sonralık bağlamında hareketin sayısı olarak ele alır. Platon, sonsuzluktan yola çıkarak oluşa ulaşırken; Aristoteles oluş ve hareketten yola çıkarak sonsuzluğa göndermede bulunur. Aralarında öğretmen-öğrenci ilişkisi bulunan Platon ve Aristoteles, zaman algısını sonraki kuşaklara farklı şekillerde aktarmayı başarabilmişlerdir.

Fikirleri aynı olmamasına rağmen Platon ve Aristoteles, belli temeller üzerinde ilerleyebilmeleri sayesinde “Zaman” kavramını farklı şekillerde ele alabilmişlerdir.

Aristoteles’in zaman anlayışının temel noktasını; şimdi (nun) kavramı oluşturur. Şimdi, zamanın önemini anlamada anahtar bir role sahiptir. Aritoteles’e göre, gelecek ve geçmiş zaman yoktur ve gelecek zaman henüz varolmamıştır.

Bu bağlamda; Aristoteles, varlığından emin olabileceğimiz tek anın (şimdinin) üzerinde durmuştur.

Şimdiki zaman neden bu kadar önemlidir?

Varlığından emin olabileceğimiz iki zaman vardır. Bunlar; geçmiş zaman ve şimdiki zamandır. Geçmiş zaman, geçmiştir ve bir daha yaşanamayacaktır. Gelecek zaman ise henüz varolmamıştır. Şimdiki zaman ise varlığı ve yaşanabilirliği en net zaman dilimidir. İnsan zihin yapısı gereğince çoğunlukla ya geçmişte ya da gelecekte yaşar.

“Zamanın içinde savrulurken sıklıkla şimdiki zamana dönebilen insan varolmaya yaklaşabilir.”

Farkındalığı yükselse dahi insan, zamanın içinde savrulmaya devam eder fakat tek bir farkla; farkındalık yükseldikçe savrulacağı yönü kestirebildiği gibi değiştirebilir de.

Peki savrulacağı yönü kestirebilmek ve değiştirebilmek zamanı değiştirmek midir?

Zaman, insanın kişisel algısı ile kişisel değişimlere maruz kalabilir fakat bu durum, zamanın evrensel değişimini değil kişisel değişimini içerir.

Örneğin; Bir yere yetişmek için hızlı hareket etmeye çalışan birey için zaman hızlanır ve zaman algısını yönetemeyeceği için de muhtemelen geç kalır. Acelesi olan birey için hızlanmış olan zaman, hapishanedeki bir mahkum için ise oldukça yavaştır.

Algısal farklılıklar ile yavaşlayabilen veya hızlanabilen zaman, toplumsal yapıyı da çeşitli yönlerden etkileyebilir. Bu fikir doğrultusunda, metropolde yaşayan bir bireyin zaman algısı ile sahil kasabasında yaşayan bir bireyin zaman algısını karşılaştırabiliriz. Metropolde yaşayan bir birey, ulaşımın zorluğu ile zaman algısını yönetmekte güçlük çekerken; sahil kasabasında yaşayan bir birey belki de zaman ile tüm ilişkisini keserek yaşıyor olabilir. Hala daha şehirden uzak kesimlerin bazılarında hiç saat kullanmayan ve yalnızca gün ışığına göre hareket eden bireyler gözlemlenebilir. Zaman algısının gün içinde dahi defalarca değişimine maruz kalan bireyler, zamanı algılamaktan uzaklaşır. Geçmiş ve gelecek zamanın arasında sıkışan zamanı hoyratça kullanan insan, geleceği yönlendirmekte ve geçmişi değerlendirmekte güçlük çeker.

            Sonuç olarak; Geçmişini yük etmek istemeyen ve geleceğini tasarlamak isteyen insan, sıkışan zamana odaklanmalıdır. Sıkışan zaman, çoğunlukla kendini unutturma eğiliminde olsa da gelecek kaygısını, geçmişin yükünü bir kenara bırakıp varlığından emin olduğumuz ve yönlendirebileceğimiz ana (sıkışan zaman) dönmeliyiz…

Loading

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Tarık Yılmaz 1998 doğumludur.Felsefe ve Psikoloji alanlarında yazmaktadır.Kısacası İnsana Dair Metinler Kaleme Alıyor. “Yazmak, Sesli Düşünmenin Bir Halidir.” Fikrini Benimseyerek Yazmaya Devam Ediyor. Yazım amacı ise eserlerini varoluşsal sancıları paylaşanlar ile buluşturabilmek ve yanıtlaması zor soruları tekrar tekrar dile getirebilmektir.
Yazı oluşturuldu 2

Bir cevap yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön