“Ben de aynı şeyi düşünüyordum, iyice azıttı bu Musa’nınkiler,” dedi. Şaşırdım. Pazarlık ettiğimi düşünüp kızacak zannediyordum. Kızmış gibi yaptı, o kadar. Beni sıcak sulara attı, bonus olarak yanıma geldi, falan filan. Bu kısmı yazamam. Muhtemelen defterindeki günahlarımın birkaçını silmiştir.
Tam rüyamdan çıkarken aklına bir şey gelmiş gibi durdu, “Senin Musa diye bir arkadaşın var. Söyle, o da gelsin,” dedi. Fena fikir değildi; Musa peygamber gibi adamdı, gidip orada, “Vaat edilmiş toprak da ne demek?” diye hesap sorabilirdi. “Söylerim,” dedim, alelacele sıvışıp kaçtım.
Aynı sabah bizim Musa’nın temelli gittiğini öğrendim. Nereye ve niçin gittiğini herhalde bir tek ben biliyordum. Oraya varır varmaz bütün o tuhaf emirleri “yanlış tercüme,” deyip yırtmış, doğrusunu yazıp ellerine vermiştir, yani ilgili makama… Kolay anlaşılır bir metindir yenisi ve evrensel barıştır ana fikri. Musa bu, bizim Musa! Sonra da herkesi susturup Nesimi’den bir türkü söylemiştir:
Tırınım, tırınım…
“Barış aşkı yayılmalı cihana”




Sevgili İlhan, tebrik ediyorum, diğer yazıların gibi güzel ve değerli👍
Sevgili İlhan, hikayeyi çok beğendim, bu kısa öyküyü bu kadar güzel anlatmak, gerçek bir usta işidir bence
Fotoğrafın çok güzel, çok beğendim
Sevgili İlhan, hikayeyi çok beğendim, bu kısa öyküyü bu kadar güzel anlatmak, gerçek bir usta işidir bence
Fotoğrafın çok güzel, çok beğendim
Yanıtla
Allah herkese böyle rüya nasip etsin ve gerçek olsun. Dünyaya barış ve huzur gelsin. Amin!