Kaç yenilgiden sonra biterdi oyun? Yalan mıydı Anka kuşunun küllerinden doğduğu? Her seferinde ‘bu son’ dedikten sonra tekrar oyuna katılmak da umuttan mıydı? Belki benim de yeniden başlamak için eski beni öldürmem gerekiyordu! Yaşamak, dünyayla ve kendinle olan bir savaş halinde ne zamandır. Zafer de sayılmadı hayatta kalmalar! Terk edilmeler, gitmeler ve geride kalmalar etrafında dönen hikayeler dünyası… Kime gül bahçesi vadetmişti ki oysa hayat!
Umutla karışık bir yol ayrımı uzanıyor önümde. Bazen yalnızca kalmak değil gitmeler de sancılıydı. Ama geride bir şeyler bırakmadan da ilerleyemiyor insan. Aklımda yankılanan sorunun ağırlığı ayaklarımdan tutuyor, gittiğin yerde bulacakların, geride bıraktıklarına değecek mi? Belki de bu yüzden gidenler daha cesurdur kalanlardan. Çünkü içinde mutsuz da olsa alışılmış olanı bırakamıyor insan! Değil mi ki direnmek anlamsız zamanın akışına…
Eski benliği küle çevirmeden önce dönüp son kez baktım gizli bir aralıktan. Bahçelerim tarumar. Yalnızlığın gölgesini savuruyor rüzgar. Çocuk seslerim unutulmuş boş sokaklarda. Bildik yüzler, tanıdık öykülerden oluşan, zaman zaman yaşanan mutlu anların da araya sızdığı bir sığınak gibi aslında. Alışkanlığın dışına çıkıyor olmanın kaygısı yayılırken bedenime, buruk bir hüzün akıyor gözlerimden. Beni kendi ördüğüm duvarların ardına geçirecek cılız bir ses yükseliyor yüreğimde. Bir yandan da içimde beliren korkunun geçmişe ait olduğu bilinciyle görüyorum şimdi. Kapattım ardımdan bütün kapıları, gölgelerin sesleri sustu. Kendimi yeniden inşa etmek için geçmeliyim o eşiği. Belleğin temize çekilecek yeniden doğuşu için vakit şimdi kül vakti…


