Yolun kenarında tek başına açmışsın,
kimsenin dönüp bakmadığı bir kıyıda.
Kimse seni ekip büyütmemiş,
kimse Burada yaşa dememiş sana.
Bir kuşun gagasından mı düştün,
yoksa bir rüzgâr mı bıraktı seni toprağa?
Bunu bilen yok.
Ama sen yine de güneşi bulmuşsun.
Her sabah yüzünü ışığa çeviriyor,
akşama kadar sessizce gülümsüyorsun.
Gelip geçen insanlara,
çocuklara, yorgunlara, yalnızlara…
Yüzüne gülmeyenlerin bile
içini ısıtacak kadar sarısın.
Hiçbir şey istemeden
çiçeğini uzatıyorsun dünyaya.
Bir çocuk gelir belki,
görür seni ve sevinmeyi yeniden hatırlar.
Bir kuş konar dallarına,
tohumlarınla karnını doyurur.
Kalan tohumların usulca toprağa karışır,
yağmuru bekleyen umutlar gibi.
Doğurganlığın, bolluğun ve bereketin
sessiz Kibele’si gibi,
kendini eksilterek çoğaltırsın hayatı,
her tohumunda yeni bir güneş saklarsın.
Sonra bir gün
yol kenarlarında, tarlalarda, unutulmuş bahçelerde
senin sarı gülüşün yeniden açar,
rüzgâr adını bilmeden seni çoğaltır.
Çünkü bazı tohumlar yalnız düşer toprağa,
ama umut hiçbir zaman yalnız filizlenmez.



