• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

On İkiye On Kala / Günay Oktay

Gunay Oktay by Gunay Oktay
15 Mayıs 2026
in Öykü
0
On İkiye On Kala / Günay Oktay
0
SHARES
3
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter
“Kız Necla iyi misin, sararıp soldun da. Bakma bu delinin zırvalıklarına ha. Laflarının
biri tutarsa onu yalan. E sen de biliyorsun işte.”
Parmakları titreyen Necla, müstakil evin pas tutmuş kapısına uzandı. Daha iki gün
önce “yazıktır, gel bir uğrayalım, kadın evde tek başına ne yapsın?” diyen Belkıs’ın lafına
uymuş, Benli Naciye’nin kapısını çalmışlardı. Gelmişken de iki fal kapatıp baktırırlardı işte.
İnanacak değillerdi ya.
Yanına gelip koluna sarılan Belkıs’ın yüzüne bakmadan,
“Aman, o kaknemi adam yerine koyar da kulak asar mıyım ben ona” dedi Necla.
“Zavallı, acuzenin teki. Hah. Aklınca beni korkutacak.”
Dili böyle söylese de içindeki kasırgadan, selden, depremden habersizdi Belkıs.
Ne söylemişti o uğursuz kadın, gözlerini fincanın dibine çivileyip kara kara bakarken?
Sobanın cılız ışığı yüzüne vurmuş, uzun saçlarının altında çökük yanakları daha da bir
derinleşmişti o an.
“Evham yapmayasın Necla… Emme, yarın geceye de tetikte ol. Yarım kalan işin varsa
da gör devamını, arkanda bölük pörçük bırakma. Ahanda bak, şurada duruyor.” Eliyle
fincanın dibindeki karaltıyı gösterip, “nasıl gördün he mi? Yarın gelecek. On ikiye on kala.”
Bakkalı dönüp sokağın karşısına geçtiler. Elindeki çekirdek kabuklarını tükürür gibi
fırlattı Necla. Evin kapısında, uğurladı Belkıs’ı.
“Neyse Belkıs. Daha yemek koyacağım ocağa. Var sen de çık evine.”
Anahtarını çıkardı.
“Hıh. Bir de saat vermez mi? Neymiş neymiş, on ikiye on kala. Ecelle ahbaplığı var
ya haspamın, doğru doğru. Aman öff… Giden de kabahat zaten.”
Kapıyı açınca sert bir rüzgâr… Ardından bir pencere gürültüsü. Olduğu yerde irkildi,
iki kere damağını çekti.
“Sakin! Sakin! Camı açık bırakmışım meğer.”
Rüzgarla beraber çekyatların üstüne serdiği dantellerin kenarları kıvrılmış, ince ince
dalgalanmıştı. Tavandaki soba isinin yıllardır bıraktığı o kirli bölgeye takıldı gözü. Perdelerin
krem olan rengi solup gitmişti. İliklerine kadar ürperip derin bir geçirdi. Yavaşça uzanıp camı
kapattı.
“Ah Naciye Ah. Hâlâ mı unutamadın? Hâlâ mı kin güdersin bana?”
Tortusu kalmış eski mahalle günleri kaynadı köpürdü içinde. Yaz akşamları, uzaktan
gelen türkü sesleri…Ve Mehmet Ali. Mahallenin en hovarda, en ele avuca sığmaz delikanlısı.
“Gençliğinin acısını böyle mi çıkarırsın benden? E napayım? Seni değil beni seçti.
Bana koydu gönlünü.”
Yürüdüğü koridoru bir yabancının gözüyle süzer gibi geçti. Çözdüğü tülbentini fırlattı
yatağın üstüne. Gözleri dolabın aynasında dolaştı bir süre; tombul memelerinde, iri ayva
göbeğinde, yılların yumuşattığı teninde. Omzundaki hafif çökmeye, karnındaki doğum
çatlaklarına baktı.
“Bunların hepsi toprak olacak ha…Demek bu yüz, bu eller, kollar. Bu dünyayı gören
gözler. Bir çukurun içinde kalacak öyle mi?”
Toprak.
Ne tuhaf şeydi. İnsan ömrü boyunca üstünde yürüyordu da bir gün içine gireceği
aklına gelmiyordu pek.
“Hanım! Ben geldim, ben. Evde misin?”
Aceleyle toparlandı, tülbentini kaptığı gibi çıktı odasından Necla.
“Neredesin yahu? “Al şu elimdekileri?”
“Hoş geldin Mehmet Ali. Ooo bunlar ne böyle?”
Poşetleri mutfağa taşırken yapmayı unuttuğu yemek geldi aklına.
“Ne yaptın bugün bana, valla çok açım.”
“Bugün yorgundum biraz, başım da fena tuttu. Menemen yeriz dedim de senin
gelmeni bekledim, hani taze taze olur diye.”
“Onu da yeriz hanım, şöyle bol biberli olsun.”
Zaten zor uyku tutan Necla’nın gözleri o gece hiç kapanmadı. Döndü. Durdu.
Karanlığın içinde her bir eşya başka göründü gözüne. Gündüz elinin değdiği, yerini ezbere
bildiği şeyleri tanıyamaz oldu. Komidinin üstündeki buruşturulmuş hırkayı koca bir fareye
benzetti. Gözlerini kırpıştırdı. Yok. Hırkaydı sadece. Saatin tik takı büyüdükçe büyüdü sonra.
TİK.
TAK.
TİK.
TAK.
Sanki odanın bir köşesinde değil de yastığının içindeydi saat. Bu kez elektrikli sobanın
ince cızırtısı battı kulağına. O küçük ses sinirlerini ezip geçti. Bir an dayanamadı, kalkıp fişi
çekti. Oda soğudu, ayakları dondu bu sefer. Pamuk ipliği gibi aktı hayatı gözlerinden.
Naciye’yi düşündü önce.
Aynı kaptan çorba içip, aynı yorganın altında uyudukları geceleri. Gizli gizli
mektuplaşmıştı Mehmet Ali’yle. Naciye’nin sevdiğini bile bile. Çocukluğu canlandı daha
sonra, dünmüş gibi. Tarlada oynarken üstüne basıp ezdiği sarı civcivi… Ayağının altından
çıkan o minicik çıtırtıyı. Bir bayram sabahı kapıya gelen dilenci göz kırptı aradan. Boş
çevirmişti. Üstelik içerde et kaynarken. Mahallede sevmediği kadın için “Allah bildiği
yapsın” demişti de kocası kısa süre sonra ölünce günlerce korkudan uyuyamamıştı. Ya
kocasına söylediği yalanlar… “Yok canım o kadar tutmadı” deyip pazardan arttırdığı paralarla
tuhafiyeciden aldığı sarı elbise… Komşu kavgasında bilerek ağır konuşmuştu bir keresinde de.
Karşısındaki kadının en yaralı yerini bulup oradan vurmuştu onu. Sonra “sinirle oldu” deyip
geçmişti.
Çocukluğundan başlayıp evliliklerindeki o müzmin dırdırlara varıncaya kadar ne varsa
hepsi birer yaprak gibi döküldü o gece içinden. Küskünlükler, kırgınlıklar, dedikodular, gizli
sevinçler, ayıp düşünceler, yarım kalmış hevesler…İnsan ölüm korkusuyla kalınca, ömrünü
bir sandık gibi açıp kendi eliyle karıştırıyordu galiba. İçinde ukde kalan şeyler mezara kadar
susmuyordu. Ve insan ölümden çok, içinde taşıdığı günahlardan korkuyordu. Yaptığı
kötülükten değil, göstermediği merhametten utanıyordu.
Öğleye doğru bir telefon. Boynu tutulmuş, ağzının içinde pas tadı Necla’nın. Gözlerini
açınca nerede olduğunu çıkaramadı bir an.
“Ne yapıyorsun kız? Uyuyor musun daha? Kapın çerçeven kapalı da merak ettim, bir
arayım dedim.”
“Belkıs, sen misin? İyiyim, iyi. Uyuyakalmışım işte. Saat kaç, ooo on iki olmuş.”
“He ya. Evde bir alamet göremeyince… Dünden beri aklım sende. Bak ölümü gör,
benden bir şey saklama, Geleyim istersen. Börek yaptıydım yeriz beraber.”
Necla’nın içi coşmuş dere gibi geceden beri. Önüne gelen her taşı kaldırıp altına
bakmaktan yorgun. Kendi kuruntularının içinde bitap halde. Şu Belkıs da iyi hoş kadındı ama
bir uyladı mı da nefes aldırmazdı. ‘Ne demeli de şu kadını savmalı başımdan bilmem ki?’
Aklındakileri ört bas edip dayanamadı yine.
“Belkıs, sonra sonra… Şimdi banyoya gireceğim.”
Banyodan çıkınca saçlarından süzülen suyu havluyla kuruladı. İçindeki korku öyle bir
anda gelip geçen cinsten değildi. İnsanın içine bir kere çöktü mü evin duvarlarına bile sinen, o
ağır ölüm düşüncesiydi bu. Akşama kadar neye el atsa yine dönüp dolaşıp aynı yere varıyordu
aklı.
Çayı ocağa koyarken “Ya bu son çayımsa…” diye geçiriyordu kalından. Bardaktan
yükselen buhara uzun uzun bakıyor, sanki ömrü de öyle ince ince havaya karışıyormuş gibi
ürperiyordu. Aynada yüzüne bakınca, göz altındaki morluğu ölümün gölgesi sanıyordu.
Bir ara gidip sandığı açtı. Senelerdir el sürmediği yazmaları, bayramlıkları, çocukların
küçüklükten kalan giysilerini çıkarıp kokladı. “Ben ölürsem bunlar ne olur acaba?” diye
düşündü. Sonra kendi kendine kızdı hemen. “Kalk Necla! Delirdin mi sen?” Ama Olmuyordu
bir türlü, olmuyordu. Korku bir kere içine yerleşmişti işte.
Ezanın sesi girdi pencereden. Kulağına hiç böyle içli gelmemişti bu ses. İkindiye ne
kadar kaldı diye düşünürken buldu kendini. Zaman geçtikçe Naciye’nin sözleri kulağında çığ
olup kabardı. Saatin her tıklayışında sanki ona doğru yürüyen bir şey vardı.
Bir ara pencereye çıktı. Mahalledeki kadınlar kovana üşüşen arılar misali. Pıtır pıtır
kol geziyor her yerde. Biri çamaşır asıyor, biri çocuğuna bağırıyor, biri elinde ekmek
bakkaldan dönüyor.
Millet ne güzel habersiz yaşıyordu. Ya kendi…
“Ne yapsam ne etsem” deyip, bir oturuyor, ardından yeniden kalkıyor, eli bir şeye
gidip yarım bırakıyordu. İçine çöken korku sessizlikte büyüdü, çoğaldı. O da çareyi sese
tutunmakta buldu. Kızını aradı, sonra oğlunu. Ardından çok sevdiği Fatma yengesini, Afife
halasını, yiyenlerini. Kimin sesi biraz sıcak gelse, lafı uzattı da uzattı. “Kendinize dikkat edin”
deyip durdu.
“Goool!” diye bağırdığını duydu bir ara Mehmet Ali’nin. Akşamın nasıl geçtiğini, ne
konuştuklarını, sofrada ne yiyip içtiklerini zar zor hatırlamaya çalıştı. Zaman sanki elinden
kayıp gitmişti de geriye yalnızca o sıkıntılı bekleyiş kalmıştı. Başının Mehmet Ali’nin dizine
düştüğünü o vakit fark etti. Kocası çocuk gibi sevinçliydi. “Gördün mü golü hanım!” Necla
tam kendine gelmeye çalışıyordu ki kapı zili bangır bangır öttü arkadan. İkisi de şaşırdı.
“Kim ola ki bu saatte?”
Necla’nın içi buza kesip kocası kapıya doğru yürürken nefesini tutmuştu artık. Saat, “o
vakitti.”
Kapıda komşunun oğlu, soluk soluğa.
“Mehmet Ali amca!” dedi telaşla.
“Benli Naciye ölmüş.”

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Marifet / Duru Karaaslan

Next Post

Camdan Erkekler / Selcen Gezgin

Gunay Oktay

Gunay Oktay

Next Post
Camdan Erkekler / Selcen Gezgin

Camdan Erkekler / Selcen Gezgin

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Meyvesiz Ağaç / Funda Kılıç
  • Camdan Erkekler / Selcen Gezgin
  • On İkiye On Kala / Günay Oktay
  • Marifet / Duru Karaaslan
  • Kısa ve Öz / Eyüp Toru

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.