Mardin’de şimdilerde “Eski şehir” dedikleri yerde dünyaya geldi Bahe. Yoksulluğun ortasına doğdu. Babası hamallık yaparak ailesine bakmaya çalışan, kendi halinde biriydi. İki ablası ve iki ağabeyi vardı. Onun kötü ve çileli hayat hikayesi henüz bir buçuk yaşındayken başladı aslında. Annesi evin avlusuna Bahe’yi bırakıp, içeriye günlük işlerini yapabilmek için oradan ayrılmıştı. O sırada bir horoz, Bahe’ye saldırdı. Anne çocuğun çığlıklarına koşup, oğlunu son anda kurtardı. Birkaç gaga sıyrığının dışında bir şey görülmüyordu. Ancak asıl sağlık sorunları Bahe dört yaşına geldiğinde anlaşılacaktı. Konuşma ve işitme duyularında sorunlar baş gösterdi. Beyninde tedavisi mümkün olmayan hasarlar oluşmuştu. Artık ömrü boyunca dört yaşında olacak, çocuk kalacak birisi vardı karşımızda. Belki de Tanrı; bunca zorluğun içinde ona bir ödül vermişti, kim bilir… Çocuk olmak ve hiçbir zaman büyümemek. Hep çocuk kalmak…
Altı yaşına girdiğinde babasını ve iki erkek kardeşini kaybetti Bahe. Annesi ve kardeşleri için zorlu günler böylelikle başlamış oldu. Zaten yoksul olan yaşamları, giderek daha güç bir hale geliyordu. Annesi önceleri dayandı ama sonrasında gitmekten başka çare olmadığına karar verdi. Kızlarını alıp, Bahe ile, Mardin merkezde bulunan eski bir manastırın avlusunu gitti. Bahe’yi öpüp koklayıp orada bıraktı. Giderken onun gözlerindeki hüzne baktı son kez. “Korkma yavrum; en yakında zamanda döneceğim seni almaya” dedi. Ve sessizce uzaklaştı oradan.
Suriye’ye ülkesine döndü annesi. Baba ocağına. Başka çaresi yoktu. Oğlunu neden almadı bilmiyoruz. Belki de hasta bir çocuğa bakmak zor gelmişti ona. Ya da ona bakamayacak olmak, ömrü boyunca onu yaralayacağı için gerçeklerden kaçmak istiyordu. Öyle ya da böyle oğlunu bırakıp gitti.
Annesinden duyduğu o söz; sürekli aklının, yüreğinin, ruhunun koridorlarında yankılanıp durdu. İnanıyordu annesine. Kim inanmazdı ki… Tam 72 yıl boyunda Manastırdan çıkmadı. Ve tam 72 yıl boyunca her gün bıkmadan usanmadan annesinin dönmesini bekledi. Manastırın sevimli ve hüzünlü çocuğu idi o. Hiçbir yer görmeden, hiçbir kadını sevmeden, hiçbir şey yaşamadan, annesini bekleyerek tüketti ömrünü. Ve 2014 yılında annesini sayıklayarak gözlerini yumdu. Aramızdan hiç yaşamadan ayrıldı. Dünyanın ona borcu vardı artık.
Hep aynı şeyleri sorup durdu 72 yıl boyunca. “Annem neden gitti? Neden dönmedi? Ve ne zaman gelecek beni yanına almaya?” …


