• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

Gün Aydı Mı ? Beyhan Tumer

Beyhan Tumer by Beyhan Tumer
6 Mayıs 2026
in Öykü
2
Gün Aydı Mı ? Beyhan Tumer
0
SHARES
52
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter
Gün aydı. Bugün de. Günışığı adil. Herkes için doğuyor güneş. Kimine umut olan ışık,
kiminin sonu oluyor. Güneş, tüm bunlardan habersiz her gün geliyor.
“ Mutluluk, insanın kendine mutsuz muyum diye sormamasıdır.” Okuduğu cümleyi bir kez
de yüksek sesle okuyup altını çiziyor Selin. Kitabı kapatıp önündeki dev ekran televizyona
bakıyor. Ekranın devliği, yalnızlığını gözünde küçültüyor. Okumaya başlayınca sesini
kısmıştı. Tamamen kapatınca evin sessizliği arkadan yaklaşan sinsi bir düşman gibi çöküyor
üstüne. Zil sesiyle sıçrıyor. Nasıl dalmış böyle. Temizlik için yardımcısı gelecekti, içeri alıp
ikisine birer kahve koyuyor. Kahve içerken nefes almadan anlatıyor boyuna Melahat. Yeni
evlenen oğlu boşanıyormuş. Gelin beğenmiyor, küçümsüyormuş ailesini. Ne zorluklarla
okutmuşlar oğlanı. Şimdi oğlunun evine bile gidemiyormuş. Açılıp kapanan ağzı izliyor ama
duymuyor sonrasını Selin. Aklı kitaptaki cümlede. Son zamanlarda daha çok okuyor. Yaş
ilerledikçe sakinlik arıyor insan.“ Haksız mıyım ama Selin hanımcım?” Melahat’ın sorusuyla
mutfağa dönüyor tekrar. “Haklısın tabi” deyip yapılacakları sıralıyor hızlıca. Gelin kaynana,
dünürler, saçımı süpürge ettimler bitmeyecek. Çekemeyecek daha fazla. Haklılığını
onaylatmak için gösterdiği çabayı, hayatını değiştirmek için göstermiş midir acaba Melahat?
Kendi için ne en son ne yapmıştır mesela? Bu hayattan ne istediğini düşünmüş müdür?
Kahvaltıyı hazırlayıp çıkıyor evden. Eskimiş kabanına sıkıca sarınıyor. Selin hanımın evi
sıcacıktır şimdi. Çok beğendiği kırmızı kabanında gözü. Birkaç giymeye sıkılıp Melahat’a
verir kesin. Ne çabuk sıkılıyor her şeyden şu Selin Hanım da. Anlamak zor şu zengin
kadınları. Hiç tutum nedir bilmek yok. Tanıdığından beri yalnız. Ana babası da gelmez evine.
Kendi gider arada canı isterse. Bu yaşım, kendi hayatım der durur papağan gibi. Kadın kısmı
yalnız olur mu hiç, başında bir adam olmadan, analığı tatmadan? Evi çekip çevirecek, çoluğa
çocuğu, kocayı aç bırakmayacak, huysuz, suratsız, dayakçı da olsa herifi evden kaçırmayacak.
Dişi kuş olmuşsa yuvayı yapacak, çocuklar için bozmayacak o yuvayı. Bu Selin Hanım,
yalnız alsın, giysin, gezsin, yesin, içsin. Yediği de kuş kadar. Formu bozulur alimallah. Gerçi
pek çıkmıyor son zamanlar. Kıyafet yerine kitap alıyor daha çok. Eve kapanıp okuyor ha bire.
Doydu tabi gezmeye tozmaya. Önceden temizlik varken durmazdı evde. Rahat rahat dolapları,
çekmeceleri aça aça, takıları, rujları deneye deneye yapardı işini Melahat. Bugün de evde.
Çıkmayacak belli. Ev haliyle, saçını tepeden toplamış, elinde kitabıyla açtı kapıyı. Kahveyi
bitirmeden emirlerini sıralayıp kalktı hemen. İki laf etseydi ya. İnsan yalandan da olsa ayıp
olmasın diye iki laf eder. Hangi kabanı giyeceğinden, hangi küpeyi takacağından başka bir
şey düşünüyor mudur acaba Selin Hanım? “Bu rahatlık, bu lüks ne işime yarıyor benim bir
ailem yokken?” diye soruyor mudur acaba kendine?
Selin Melahat’a, Melahat Selin’e içten içe çemkirirken günlerdir aç olan bir çocuk
uyanmamayı diliyor, bir başka çocuk kahvaltıda yumurtayı nasıl yiyeceğinin kararını veriyor.
Dövülmekten ruhu ezilen bir gencin öfkesi, başka bir çocuğun ruhunda tokat gibi patlıyor.
Annesinin sesinden çok önce uyandı Emre. Gece doğru düzgün uyuyamadı, döndü durdu
yatakta. Arada içi geçtiğinde de kabuslarla boğuştu. Bir el boğazını sıkıp, gövdesini tuvaletin
duvarına yapıştırıyor, kafasını klozete doğru eğip özür dilemesini söylüyordu. Gözünü
açtığında çok şükür rüyaymış dedi ama o kokuyu ve korkuyu düşündükçe gerçekmiş gibi
kalbi hızlandı. Bugün ne yaşayacaktı acaba? Bu okula geldiğine bin pişman. Kahvaltıda
sessizdi yine. Annesi okula alışması için kendince zaman veriyor, üstüne gitmiyordu oğlunun.
Babasıyla arabada yaptıkları günlük sabah sohbetini de isteksiz cevaplarla geçiştiriyordu hep.
Nasılsa bitecek, lisede kurtulacak hepsinden. Okuldaki ilk gün, sessiz bir çocuk olarak verdi
ilk izlenimini. Sınıfa girdiğinde nereye oturacağını bilemediğinden arkalara doğru ilerledi ve
son sırada tek başına oturan kızdan oturmak için kibarca izin istedi. Kız yana kaymak
üzereydi ki omzuna bir el değil pençe dokundu sanki. Kulağının dibinde tırmalayıcı bir ses,
seni şuraya alalım minik serçe, dedi. Sıraya doğru ittirilirken kalbi yerinde atmıyordu sanki.
Bir kahkaha koptu önce. Pençe ellerini, benden korkacaksın tavrıyla, tanışmak için uzattı bu
kez oğlan. Karşılık vermeye hazırlanırken ne oluyor orada diyen sese döndü tüm sınıf.
Öğretmenin gelmesiyle nefesini bırakıp rahatladı. Kısa bir tanışmanın ardından yanına
oturmasına izin verilmeyen kızla göz göze geldiler. Belli belirsiz acı bir gülümsemenin ardına
hemen gözlerini kaçırdı kız. Yatağında kabusun etkisinden kurtulmaya çalışırken o bakışı
hatırladı yeniden. Ne çok şey anlatmış o bakışla. Esra, yaşadıklarının, acizliğinin, utancının
sessiz tanığı. Bazen onun yapamadığını Esra yapsın istiyor, birine anlatsın, yardım istesin diye
bekliyordu ama Esra da kötülükle nasıl baş edilir bilmeyenlerden. O gün boyun eğmeyip
Esra’nın yanına otursaydı her şey daha farklı olur, içinden çıkamadığı bu seviyeye gelmez,
kendinden nefret etmezdi belki de. Teneffüste yarım kalan tanışma faslını ve tam
veremediğini düşündüğü gözdağını tamamlamak için yanına geldi Murat. Murat’la ve
korkuyla yanında tuttuğu takımıyla tanıştığına hiç memnun olamadı. Sonraki günler, okulda
bir öğrenci değil bir kurbandı. Murat her türlü zorbalıkta ustalaşmıştı. Bir sabah, hakaretlerini
sevimsiz sırıtışıyla paketleyip sunuyor, bir başka gün eline parayı sıkıştırıp kantinden
alınacakları sıralıyordu. Daha da ileri gidip defterini kitabını yırtarak vereceği tepkiyi
ölçüyordu. Sınavlarda kopya vermeye zorluyordu her defasında. Parasına, yemeğine,
kalemine, her şeyine ortaktı. Tuvalet kendini en çok küçülmüş hissettiği yerdi. Çok nadir
gidiyordu ama her defasında Murat dibinde bitiveriyordu. Arkasında belirip aynadan zehirli
oklarını fırlatıyordu. Bahçede, koridorda kameralara kanıt bırakmamak için yapamadığı
fiziksel zorbalığı tuvalette çekinmeden yapıyordu. Bir keresinde korumalarından birini
tuvaletin dış kapısına bekçi diye dikip tuvaletin içine sürükledi onu ve kapıyı da kilitledi.
Çaresizliğinden ağlamaya başladı Emre. Bir iki dakika içinde olmuştu her şey ama istediğini
başarmış, korkusuna kaygı da ekleyip sana ne istersem yapabilirim demişti konuşmasına
gerek bile kalmadan. Kaygı en kötüsüydü. Ailesi ona birçok şeyi öğretmişti ama kötülükle,
kötülerle nasıl başa çıkılacağını öğretmeyi unutmuştu. Çünkü insan herkesi kendi gibi
sanıyordu. Kötülüğün sınırsızlığını iyilerin aklı almazdı. Okul dışında nasıl biriydi Murat,
tahmin etmek zor değildi ama bir kardeşi varsa nasıl bir abi, nasıl bir evlattı acaba? En çok
bunu merak ediyordu Emre. Bu kabadayı hallerini babasının önünde yapabiliyor mudur?
Annesine hiç eline sağlık demiş ya da varsa kardeşine sarılmış mıdır? Ya da başı hiç okşanmış
mıdır Murat’ın? Bu kadar öfke bir gün de oluşmuş olamaz ya.
Ayakları geri geri gitse de eve varmak üzere. Yolu uzatmak için top oynayanların topunu
alıp karşı yola attı, daldaki kuşu taşladı, miskin kediyi tekmeledi. Ama kaçış yok, vardı
sonunda. Kapının önünde ama giresi yok. Baba demeye dilinin varmadığı mendeburun sesi
geliyor içerden. Sesini duyası yok, yüzünü göresi hiç yok. Kendini bildi bileli vücudunda
patlayan elleri değil pençe sanki. Küçükken ‘minik serçe’ gel deyip çağırırdı yanına. Saf bir
umutla başının okşanacağını sanarak gittiği yanından yüzünde patlayan tokatla dönerdi. En
çok da anasının önünde dayak yemeye utanırdı. Anası kucaklayıp unutturmazdı çünkü
ruhunun acıyan yerlerini. Kendi ruhunda açılan yaraların acısındaydı o. Başının çaresine
bakmayı, içinde ağlayan çocuğu susturmayı öğrendi zamanla. Her acıtıldığında o da acıttı.
Başkasını korkutunca kendi korkularının azaldığını fark etti. Babasına karşı koyamadığında
duyduğu acizliği, sesi kısıkların karşısına dikilerek güçlenince unuttu. Hele sınıfa yeni gelen
Emre. Tam stres topu oldu Murat’a. Minik serçesi oldu Murat’ın. Bu iyi aile bebeleri iyi ki
vardı. Emre, karşısında korkak bir kedi gibi çırpındıkça babasının karşısındaki çaresiz, sinmiş
Murat yok oluyor, güçlü Murat devleşiyordu. Eve gerisin geri giden ayakları, okula koşar
adımlarla gidiyordu. “Emre şimdi ne yapıyor acaba? Hiç tokat yemiş midir babasından acaba?
Birine yumruk atabilmiş, ya da bir kavgaya karışmış mıdır hiç? Benimki de soru. Nerde onda
o yürek? Bekle beni minik kuşum.”
Murat’ın sevilmeyen ruhunun karanlığı Emre’nin hayatını karartırken, Esra’nın sessiz
tanıklığı onun da ruhunu eziyordu. Bir anne, kaybettiği evladının acısını mahkeme
koridorlarında çırpınarak dindirmeye çalışırken, başka yerde bir anne, evladının katili olarak
tutuklanıyordu.
Kimine umut olan ışık, kiminin sonu oluyor yine. Dünyayı aydınlatan ışık, karanlık ruhları
aydınlatmaya yetmiyor. Karanlığını taşımaya gücü yetmeyenler, çareyi onu bulaştırmak da
buluyor. Birbirimizin giydiğine yediğine bakmaktan diğerinin gözüne bakmayı
unuttuğumuzdan, ‘benim hayatım’ kafesine daha da hapsoluyoruz.

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Adem ile Havva / Hilal Saraç

Next Post

Çıt / Günay Oktay

Beyhan Tumer

Beyhan Tumer

Next Post
Çıt / Günay Oktay

Çıt / Günay Oktay

Comments 2

  1. Ayşe Nur says:
    1 hafta ago

    Beyhan hocam tebrik ederim.Karakterden karaktere geçiş zorladı sadece beni.Seçilen konu ve anlatımın harikaydı.Anı yaşattın bana.Ama karakterlere halim olamadım sadece.Emeğine yüreğine sağlık👏👏👏

    Yanıtla
    • Beyhan Tumer says:
      1 hafta ago

      Teşekkür ederim hocam.

      Yanıtla

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Meyvesiz Ağaç / Funda Kılıç
  • Camdan Erkekler / Selcen Gezgin
  • On İkiye On Kala / Günay Oktay
  • Marifet / Duru Karaaslan
  • Kısa ve Öz / Eyüp Toru

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.