Tatlı, sarı bir güneş doluyordu odaya. Balkon kapısının önündeki tül hafif hafif dalgalanıyordu. Dışarıda oynayan çocukların neşeli sesleri geliyordu.
Çöp kamyonu az önce büyük bir gürültüyle ayrılmıştı sokaktan…
Gece yarısı bir daha gelecekti. Hafta sonları günde iki kere gelirdi gürültücü ve koca araba. Sonra sokakları, caddeleri yıkar, yaz akşamları bir serinlik bırakırdı mahallede. Annesi erken yatırdığı gecelerde bu sesleri dinleyerek uykuya dalardı. Şimdi ise bu seslerle bölünmüştü uykusu. Uyanmıştı ama gözlerini açmadan sesleri dinledi bir müddet. Yüzüne vuran güneş kapalı göz kapaklarından sızıyordu usulca. Kokusunun tadından daha güzel olduğu bir andı, vanilya gibi…
Vanilya nerden çıkmıştı yahu? Alt komşunun pişirdiği kekten mi yoksa? Apartmana yayılmıştı kokusu yine anlaşılan. Midesinde hareketlilik hissetti. Kelebekler? Hayır, hayır. Acıkmıştı besbelli ki. Taze pişen tatlı hamur kokusu, bu uyku oyununa daha fazla devam etmesine fırsat vermeyecekti.
Usulca araladı gözlerini.
Mevsimlerden yaz, sıradan bir akşamüstü.
Öyle insanın ansızın yoruluverdiklerinden değil üstelik…

