• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

Büyük Ayaklar / Ayfer Kayaaltı

Ayfer Kayaaltı by Ayfer Kayaaltı
7 Mayıs 2026
in Öykü
0
Büyük Ayaklar / Ayfer Kayaaltı
0
SHARES
27
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Annesi hiç yüzünü kaldırmadan sordu:

”Ustan bugün para verecek mi?”

”Bilmiyorum.”

Derken genç kızın gözleri kardeşinin kırık tekerlekli arabasına takıldı.  Kapıdan çıkarken arkasına hiç bakmadı. Omuzlarını düşürerek, bir suçlu gibi başı önde, sessizce çıktı evden.

Hep yaptığı gibi o gün de her zaman gittiği lokantanın arka kapısından girdi. Kızarmış yağ kokuları geliyordu mutfaktan. Büyük ayaklar onu kapının önünde bekliyordu.  Korktu genç kız, hemen geri gitmek istedi. Yapamadı

” Bekle, ” dedi büyük ayaklar. Bekledi.

” Bugün bu işi bitirelim, benimle gel,” dedi ve yürüdü.

Kocaman adımlarla daracık sokaklardan kıvrılarak yel gibi ilerliyordu. Sonunda paslı demir bir kapının önünde durdu. Onun peşinden sessizce sürüklenen genç kız da durdu. Soluk soluğa kalmıştı. Büyük ayaklar, acelesi var gibi kızın eline bir miktar para tutuşturarak:

” Sen kendin gidersin, ” dedi ve sası tütün kokusunu ardında bırakarak hızla uzaklaştı.

Kız, kapının önünde bir süre durdu. Sanki daha az yer kaplamak ister gibi omuzlarını hafif öne düşürmüş, kendini küçültmeye çalışıyordu. Daha çok küçülürse yaşadığı şey de küçülecekmiş gibi geliyordu. Kuruyan dudaklarını diliyle ıslatmaya çalıştı. Yutkundu. Derin bir nefes aldı. Sonra kapıyı itti.  Demir kapı gıcırdayarak aralandı. Kız, o aralıktan bir gölge gibi süzüldü içeri.

Onu, sıvaları soyulmuş, rutubet kokan dar bir koridor karşıladı. Uzun, loş koridor merdiven altına doğru uzanıyordu. Ayaklarını sürükleyerek merdivenlerden aşağı indi.

Yüzü kapıya dönüktü ama kaçmakla kalmak arasında sıkışmıştı. O buraya kendi ayaklarıyla gelmişti ama aslında itilmişti.  Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Gözlerindeki şey korkudan fazlasıydı: Kararsızlık, suçluluk, çaresizlik, utanç… ve en çok da yalnızlık.

Çok gençti. Yüzü hala çocuk denilecek bir yumuşaklığı taşıyordu ama göz kenarlarında yaşına ait olmayan bir yorgunluk vardı. Ellerini huzursuzca birbirine kenetleyip çözüyor, sonra yeniden sıkıyordu. O eller gün boyu sıcak suyun içinde beklemekten incelmiş, deterjandan çatlamıştı. Herkesten gizlediği şeyin ağırlığı, omuzlarına görünmeyen bir yük gibi çökmüştü.

Bir an için kapıya baktı. Sadece bir an. Sonra gözleri odanın içine dağıldı. Ama hiç bir şeye bakmıyordu. Her şeye değen ve hemen geri çekilen bir bakıştı bunlar… Muayene yatağına bakmaktan özellikle kaçınıyordu. Ama kaçındıkça gözleri istemsizce oraya kayıyor, sonra bakışları hızla başka bir noktaya sıçrıyordu. Sonunda gözlerini yere bıraktı. Ayaklarının dibindeki kirli zeminde takılıp kaldı. Büyük ayaklar ve karanlık gölgesini görür gibi oldu.

İçerde kaskatı duran bir kadın bekliyordu onu.

”Geç kaldın,” dedi sertçe

Kadının yüzünde hiç bir ifade yoktu.

Buz gibi, ruhu alınmış hissiz bakan gözlerle kızın yüzüne değil, eline baktı.  Parayı aldı, saydı.

”Yat.”

Dediği tek kelimeydi. Bu bir komut gibiydi: sert, soğuk ve geri dönüşsüz.

Kız ilk kez odaya baktı. Odanın ortada eski bir muayene yatağı vardı. Yatağın derisi çatlamış, içinden sararmış süngerler çıkmıştı. Her yeri lekelerle dolu beyaz örtü artık beyaz değildi. Yatağın yanındaki tekerlekli masanın üzerine gelişi güzel bırakılmış, iyi temizlenmemiş aletler donuk bir metal soğukluğuyla parlıyordu. Masanın altındaki çöp kovasının yamulmuş kapağı arasından kirli pamuklar, kırışmış eldivenler sarkıyordu. Belli ki daha önce çok kullanılmıştı burası.

Duvarın üst kısmında bir pencere vardı;  pencerenin çamurlu camlarından içeriye ışık değil, gri bir belirsizlik sızıyor, alçak tavanlı odada kalınlaşan hava nefes almayı zorlaştırıyordu. Loş odanın köşelerinden  örümcek ağları sarkıyordu.

Genç kız kirli yatağın üzerine tüy hafifliğinde uzandı. Titriyordu. Buz kesen ellerini karnına hiç götürmedi. Dokunursa ne hissedeceğini bilmiyordu. Gözlerini hiç kapatmadı. Kapatırsa kaybolabilirdi.  Top top olmuş kirpiklerinin arasından tavana dikti gözlerini. Tavandan sarkan ince kablonun ucunda zayıf bir ampul sarkıyordu. Ampulün titrek ışıklarında büyük ayakların gölgesini görür gibi oluyordu.

Karanlık yüzlü kadın,  büyük ayaklı gibi acele ediyordu. Alışılmış hareketlerle kendine ait olmayan bir bedenin içinde dolaşırken… Acı ile yüzünü buruşturdu genç kız. Acıyan yeri neresiydi: bedeni mi, ruhumu? O yatakta sadece küçük bir kalbi değil, hayata dair her şeyi bırakmıştı.

Gözyaşları sessizce aktı.

” Kalk.”

Dedi karanlık yüzlü kadın. Yüzünde hiç merhamet yoktu.

Ellerini yıkıyordu; o yıkadıkça suyun rengi kızarıyordu. Islak zemine su damlıyordu: şıp şıp.

Kokuyordu oda.  Korku kokuyordu. Çaresizlik ve en çok da kanayan kadın kokusu sinmişti odanın her köşesine.

Kapıdan çıktığında dışarıda hiç bir şey değişmemişti. İçerde olan hiç bir şey dışarıya sızmamıştı.

Yürüdü. Adımlarını her atışta bacaklarının arasındaki sızı kendini hatırlatıyordu. Durmadı. Dursa düşebilirdi. Lokantanın arka kapısı aralıktı; içerden aynı sesler, aynı kokular geliyordu.

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Çocuklara Doğru Duyguları Anlatabilmek / Dursaliye Şahan

Next Post

Karısından Korkanlar / Aşk Yazarı Mustafa Çifci

Ayfer Kayaaltı

Ayfer Kayaaltı

Ayfer Kayaaltı 1965 Kayseri dogumluyum. Evliyim ve bir oglum var. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığından emekliyim. Maliye teskilatinda geçen onca uzun çalışma yıllarıma ve iktisat okumama rağmen rakamlarla aram hiç iyi olmadı, hicbirzaman anlaşamadık. Emekli olduktan sonra yıllardır içimde taşıdığım sanat tutkusunun izinden yürümeye başladım. Resim, tiyatro, drama, müzik ve yaratıcı yazarlık gibi çeşitli sanat dallarında eğitimler aldım. Her biri ruhuma ayrı bir renk kattı, ancak kelimelerle kurduğum bağ en derin izleri bıraktı. Lise yıllarında günlük yazarak başladığım yazın yolculuğum; zamanla öykü, şiir ve anı türlerinde şekillenerek zenginleşti. Yazmak benim için bir ifade biçiminin ötesinde, yaşamı duyumsama, anlama ve aktarma yolu hâline geldi. Bugün, duygu ve düşüncelerimi edebiyat aracılığıyla paylaşmanın heyecanını yaşıyorum. Çünkü inanıyorum ki kelimelerle dokunmak, çoğu zaman sessizlikten daha güçlüdür.

Next Post
Karısından Korkanlar / Aşk Yazarı Mustafa Çifci

Karısından Korkanlar / Aşk Yazarı Mustafa Çifci

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Meyvesiz Ağaç / Funda Kılıç
  • Camdan Erkekler / Selcen Gezgin
  • On İkiye On Kala / Günay Oktay
  • Marifet / Duru Karaaslan
  • Kısa ve Öz / Eyüp Toru

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.