hamamlarıdır (thermae). Roma hamamları yalnızca temizlenme amacıyla kullanılan yerler
değil, aynı zamanda tartışma, sosyalleşme ve dinlenme alanlarıydı. Hem bedenin
rahatlatıldığı hem de zihnin dinlendirildiği önemli sosyal mekânlar olarak işlev görürlerdi.
Nitekim hamamlar “spor ile entelektüel merakın birleştiği bir mikrokozmos” olarak
tanımlanmaktadır (Carcopino ve Rowell 256).
kütüphaneler (bibliotheca), masaj odaları ve spor alanları (palaestra) da yer alırdı. Masaj
odalarında çalışanlar genellikle kölelerdi; zeytinyağıyla vücudu ovar ve strigil adı verilen bir
aletle kirleri temizlerlerdi. Palaestra ise bedenin aktif olarak kullanıldığı bir spor alanıydı;
burada güreş, top oyunları ve ağırlık çalışmaları yapılırdı. Bu fiziksel aktivitelerin ardından
insanlar hamamlarda günün yorgunluğunu atarlardı.
MS 2 yüzyılda yaşamış ünlü hiciv yazarı Juvenal, bedenin hareket ettirilmesinin ve
hantallıktan kurtulmanın önemini şu sözleriyle dile getirmiştir: “Mens sana in corpore
Peki Romalılar günlerini nasıl sonlandırıyordu? Akşam yemeği (cena), Romalılar için
günün önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Uzun süren yemekler sırasında şiirler okunur,
müzik dinlenir ve sohbet edilirdi. Bu nedenle akşam yemekleri yalnızca beslenme ihtiyacını
karşılayan bir etkinlik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir faaliyet olarak görülürdü.
Özellikle varlıklı ve eğitimli Romalılar için akşam yemekleri aynı zamanda bir statü
göstergesi niteliği taşımaktaydı. Bu yemekler sırasında yapılan felsefi sohbetler, entelektüel
tartışmalar ve kültürel paylaşımlar, cena’yı günlük yaşamın önemli bir parçası hâline
getirirdi. Nitekim Yaşlı Pliny Trajan’ın akşam yemeklerini şu şekilde anlatmaktadır:
“Caesar’ın akşam yemeğine davet edilirdik; bu, bir imparator için oldukça mütevazı bir
ziyafetti. Orada ya gösterilerle eğlenir ya da geceyi en hoş sohbetlerle geçirirdik” (Carcopino
ve Rowell 273).
Bu anlatım, Romalılar için akşam yemeklerinin yalnızca bir beslenme etkinliği olmadığını;
aynı zamanda sohbetin, kültürel paylaşımın ve toplumsal ilişkilerin güçlendiği bir zaman
dilimi olduğunu göstermektedir.
Roma dünyasında önemli devlet adamları ve düşünürler de Otium’un önemini şu
şekilde vurguluyor. Bu isimlerin başında gelen Cicero’nun otium’a bakış açısı şu şekildedir:
Cicero’ya göre felsefe ve edebiyat yalnızca eğitimli bir Romalının boş zamanını (otium)
dolduran faaliyetler değildir. Aynı zamanda devlet işlerini (negotium) değerlendirmek için bir
ölçüt olmalıdır. Bu nedenle boş zaman, sadece dinlenme değil, düşünme ve devlet işleri
üzerine değerlendirme yapma zamanı olarak görülmüştür.
Öte yandan Roma’daki önemli isimlerden biri olan devlet adamı ve Stoacı filozof
Seneca boş zaman kavramı üzerine düşünmüştür. İmparatorluk dönemi Roma’sında Stoacılık
yaygınlaşmış ve erdeme dayalı bu öğreti Roma gelenekleriyle uyum sağlamıştır. Seneca,
insanın doğaya uygun yaşaması gerektiğini savunur. Tanrı’nın yarattıklarını düşünmeyi,
kişinin kendi ihtiyaçlarını anlamasını ve ölçülü bir yaşam sürmesini öğütler. Aynı zamanda
şöhret, zenginlik, iktidar ve yüksek mevki arzusunu eleştirir. Ona göre “boş zaman içinde
yaşam, okuma yoluyla, iyi ve kötü üzerine düşünerek ve dostlarla sohbet ederek mümkündür.
İnsan zihnini yeni bilgilerle beslemeli ve bu bilgileri özümsemelidir” (Petrova 6). Bu nedenle
Seneca’ya göre otium, yalnızca dinlenme zamanı değildir; düşünme ve kendini geliştirme
fırsatı sunan bir zaman dilimidir.
Peki, modern insan boş zamana nasıl bir anlam yüklüyor? Boş zaman diye
adlandırdığı bu aralığı nasıl geçiriyor? Modernite ile birlikte bu kavramın içi nasıl boşaltıldı?
Yazının bu bölümünde moderniteye giriş yapacağım.
Modern insan, düşüncesiyle arayla mesafe koyulmuş bir canlıdır. Kendisinden sürekli
bir kaçış hâlindedir. Kehanet merkezinin girişinde yazan “Gnoti Seuton” (kendini bil)
öğüdünü yerine getirmeye çalışır, zamanla birlikte dönüşüme uğrar. Kendi boş zamanını,
hayal dünyasıyla, emelleriyle doldurmaya çalışır. Çoğu zaman koşuşturma halindedir. Boş
zaman dediğimiz kavramı seçili etkinliklerin içinde çeşitli yönlere savrulmak durumunda
kaldığımız bir boşluk değildir. İnsan, benliğini ömrü boyunca arar; aramaya çıkmak bile
büyük bir adım ve gayret gerektirir. Modern hayatın içindeki hengamede kendimizi
kaybetmememiz için, aramayı da bırakmamak gerekir.
Bertrand Russell bu konuya şöyle değinir: “1932’de yayınlanan aylaklığa övgü
eserinde çalışkanlığın abartılmış bir erdem olduğunu ve bireyin kendi ilgi alanlarına ayırdığı
boş zamanın medeni yaşamın bir gerekliliği olduğunu savunmuştur” (Samsum 185).
Modernite, sürekli meşgul olma halini mutsuzluğun bir nevi çözümü olarak sunmaktadır.
“Mutsuzluğun çözümü olarak yeniden ve daha fazla tüketme eğilimi yüceltilmekte ve adeta
bir yurttaşlık ödevi olarak zorla sunulmaktadır” (Sarıipek 13). Günümüz insanı tefekkür
etmeyi bir kenara atmış, sükuneti maddiyata pay biçmiştir. Bir süre sonra, kendine satın
aldığı ya da üzerine yüklediği onca yükün altından kalkmaya çalışır. “Kendini bil” öğüdünün
önemi de bu şekilde önem kazanır.
Sonuç olarak insan hangi çağda yaşarsa yaşasın, zihnini ve bedenini dinlendirmelidir.
İnsan kendi doğasını ve çevresini sorgulamayı hiçbir ölçüde bırakmaz. Bu sorgulama biçimi
zamanla silikleşse de her daim oradadır. Farklı yollarla yaptığımız ancak bazen farkında
olmadığımız sorgulama süreçlerinden geçeriz. Antik Roma’nın otium’u, bize boş zamanın
sadece işin yokluğu olmadığını, aksine insanın kendi özüne dönmesi için en verimli tarla
olduğunu hatırlatır. Bugünün dünyasında “boş zamanımızı değerlendirmek” adına kendimize
yeni yükler bindirmek yerine, belki de Romalılar gibi sadece “durmayı” ve zihnimizi özgür
bırakmayı öğrenmeliyiz. Zira ruhun dinlenmediği bir bedende, en yoğun meşguliyet bile
sadece bir yanılsamadan ibarettir. İnsan, ancak meşguliyetten özgürleştiği o nadide anlarda
gerçekten kim olduğunu hatırlama şansına sahip olur.
KAYNAKÇA
Grazia, Sebastian De. Of Time, Work, and Leisure. 1964
Jérôme Carcopino, and Henry T Rowell. Daily Life in Ancient Rome : The People and
the City at the Height of the Empire. New Haven, Yale Univ. Pr, 2003
Juvenal. Thirteen Satires of Juvenal. 1878
Marcus Tullius Cicero. De Officiis. Book III. N.D, 44AD.
Nihal Samsum. “Çalışmanın Değişen Anlamı ve Güncel Durumuna Ilişkin
Tartışmalar.” Açıköğretim Uygulamaları ve Araştırmaları Dergisi, vol. 3, no. 3, 31 July
2017, pp. 160–210, dergipark.org.tr/tr/pub/auad/article/378475. Accessed 27 Apr. 2026
Petrova, Iryna. “ANCIENT ROMAN OTIUM as a CULTURAL PRACTICE and
THEORETICAL REFLECTION.” National Academy of Managerial Staff of Culture and
Arts Herald, vol. 0, no. 1, 17 Dec. 2019, https://doi.org/10.32461/2226-3209.1.2020.196555.
Accessed 11 Mar. 2025
Sarıipek, Doğa Başar. “TRDizin.” Trdizin.gov.tr, 2026,
search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/263034/zaman-baskisi-altinda-calisma-ve-bos-zaman-
algisi. Accessed 27 Apr. 2026
Malone, Rodney. OTIUM: A PRIMER on a MEDIEVAL CONCEPT from
AUGUSTINE to AQUINAS.
Euripides. Bakkhalar. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010