Anahit Yaya’nın yüzündeki yorgunluğun izleri
Çağırırdı akşamüstü sokaklardan bizleri
Kınalıada’nın sahilinde çınlardı onun sesi
Mezeleri yapmaktan yorulmuştu elleri
Anahit Yaya’nın marmelatlı poğaçası
Plaktan yayılırdı Eylül acılarının şarkısı
Ulaşırdı bahçemize Marmara’nın dalgası
Ne de güzel olurdu Ankin’in sohbeti
Cambazyan yokuşuna koyunca bisikleti
Ardımızdan gelirdi Hrant’ın küfürleri
Son vapurdan inerdi çarşı sarraf esnafı
Anahit de beklerdi İstanbul hediyesi
Bir pazar günü izlerken Taksimspor maçını
Söylüyorken yine o eylülün şarkısını
Birden kesildi sustu Anahit’in sözleri
Bir daha yayılmadı poğaçasının kokusu

