Saat, Alsancak’ın uykuya direnen son sokaklarında gece yarısını çoktan devirmişti. Kordon’un boylu boyunca uzanan çimleri, körfezin uykulu sularından vuran yakamozları izliyor, kıyıya vuran dalgalar hafif bir meltemle paslanmış demir bankların ayaklarını dövüyordu. Bu şehir, ömrü boyunca kalabalıklara karışıp da hep yalnız kalmayı başaranlar için büyük bir aynaydı; kimse kimsenin kim olduğunu sormaz, herkes kendi denizine bakardı.
Hatice, elindeki teneke kahve kutusundan sıktığı son yudumu da içtiğinde, balkonun ferforje parmaklıklarına yaslanmış halde Pasaport’un sarımsı sokak lambalarını seyrediyordu. Yaşı ellinin kıyısındaydı; tıpkı bu eski kordon apartmanları gibi, dışı begonvillerle süslü, içi ise asırlık anıların tozlu serinliğiyle doluydu. Gözlerinin altındaki ince çizgiler, İzmir’in sıcak yaz akşamları ile aniden bastıran lodos fırtınalarının birer hatırası gibi duruyordu.
Yalnızlık, ona göre keskin bir bıçak değil, yavaşça omuzlarına örtülen ipek ama ağır bir şaldı. Bazen Kordon’da yürürken etrafındaki neşeli kalabalıklar, kahkahalar atan genç âşıklar, çay bardaklarının tıkırtısı bir nehir gibi akar, o ise bu nehrin ortasında duran sessiz bir ada gibi kalırdı. Nehrin akıntısına kapılmamak bir tercih miydi, yoksa kıyının onu kabul etmeyişi mi, bunu kendisi de bilmiyordu.
Elinde ince saplı fırçasıyla tuvalin karşısına geçti. Boya tüplerinden sıktığı gece mavisi ile körfezin siyahını birbirine karıştırdı. Yıllardır tuvaline aktardığı tek şey, bu şehrin körfezinde kaybolan martıların çığlıkları ve içi boş sandallardı. Yazmayı da hiç bırakmamıştı; kelimeler, sesini duyuramayacağını bildiği tek sadık dostuydu. Defterinin sararmış sayfalarına dökülen her cümle, denize atılan küçük bir taş gibi yankı bulup sessizlikte kayboluyordu.
O an, sokak lambasının sarı ışığı altında, kaldırım taşlarına vuran kendi gölgesine baktı. Yalnızdı; ama bu yalnızlık artık bir eksiklik değil, İzmir’in bu saatindeki o melankolik ve asil huzurun ta kendisiydi. Rüzgâr, açık pencereden içeri süzülüp evdeki yasemin kokusunu dağıtırken, Hatice hafifçe gülümsedi ve fırçasını tuvalin en karanlık yerine, körfezin tam ortasına bırakarak geceyi mühürledi.

