Dudağının suyu çekilmiş
Tüm çatlaklarında birikmiş bir cümle ordusu,
Sana anlatacağım bir masalım da yok doğrusu,
Gözüyaşlı bir peygamber hüznü değilse bu
Muhakkak ölümün kızkardeşidir diyordun
Öyle de oldu.
Kilidimin nabzını kestiler
Sırra kadeh tokuşturdum.
Ben gizemini alıkoydum kaç kere gerçeğin koynundan
Sen hakikatin başını okşardın
Sana söylemiştim söyleme o yalanı bana bir kere daha
İnciler döküldü gözlerimden
Her çocuk biraz İsa’dır aşkın çarmıhında
Biraz babasızdır her kadın yalnız kaldığında
Kederindi bize baharı unutturan
Yoksa onca çiçek niye vardı kırlarında?
Söylemiştim kör bıçaklar taşıyorum sırtımda
Söylemiştim körkütük bir günahı taşıyorum bağrımda.
Yarasını öptüren çocuğun şifasına benziyor acım
Ama sen öpersen muhakkak tıpta yeri olur, diner sancım
Taşın merhametli olduğuna inanan şu başım
Omuzlarına yük, boşluğuma kahır.
Rüzgarın akıbetindeyim dağılıyor saçlarım.
Eğimli bir yoldan ilerliyor artık saatler,
Yıllara çelenk tutuyorum
Gül uzatma hüznüme, incinmesin vaatler.
Siyahın da umut verdiği bazı zamanlar vardı
Annemin ak saçlarını örünce anladım,
Yaşamı bir kavak ağacına bakarken yalanladım.
sarı benizli bir yaprağın ömrü kadar konuştuk
Oysaki Sonbahara müjdeydi ağaça ağıttı, bilmiyorduk.
Bilmiyorduk yağmura yakalanan kadın hüznünü,
Bilmiyorduk gece gözlü kuşların da beklediği gündüzü,
Ölmek yaşamdan şifalıdır, öyle derdi annem
Bu güldüğüm dünyadaki son sahnem.
Geride kalanın zehirlendiği şu çağda
Deve sırtında geçiyor zamanlarım
Sen ölümü gözlerinden öpersin
Sonsuzluğa uyanır uykularım.
Sevgilim bunlar yalnızlığa son satırlarım
Sevgilim ne yoksunum ne yoksulunum
Niçin yalnızlığı hatırlarım?



