• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Araştırma

Antik Roma’da Boş Zaman Kavramının Modern İnsandaki Yeri / Tuğba Özel

Tuğba Özel by Tuğba Özel
8 Mayıs 2026
in Araştırma
0
Antik Roma’da Boş Zaman Kavramının Modern İnsandaki Yeri / Tuğba Özel
0
SHARES
35
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter
Latince kökenli olan otium kelimesi, en yalın hâliyle “boş zaman” veya “işten uzak
olma hâli” anlamına gelmektedir. Ancak Antik Roma’da bu kavram, günümüzdeki basit
dinlenme anlayışından çok daha öte; insanın ruhunu terbiye ettiği, zihnini berraklaştırdığı bir
tefekkür zamanıydı. Bu yazıda, Antik Roma’daki otium anlayışı ile modern insanın boş
zaman algısı arasındaki köklü farklara değinecek; otium’un bir lüks değil, insan olmanın bir
gerekliliği olduğuna değineceğim.
Modern insan, çoğu zaman işinin, karmaşanın içine hapsolan, kendini aramaya bile
vakti olmayan; kapitalist düzenin çarklarıyla birlikte durmadan dönen bir mekanizmanın
parçası hâline gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında, otium yalnızca bir ödül ya da lüks olarak
değil, insan hayatının gerekli ve doğal bir parçası olarak değerlendirilmelidir. İşten sonra arta
kalan zaman olarak değerlendirilmemeli, bir artık muamelesi görmemelidir. Antik dönemdeki
fikir de tam olarak bunu savunur. Peki, aynı dünya üzerinde yaşamış olmamıza rağmen,
arkaik dönemdeki insanlarla, dinlenme anlayışımız arasında ne gibi farklılıklar
bulunmaktadır? Boş zamanımızı nasıl değerlendiriyoruz? Boş zaman, kendimizi sürekli
geliştirmemiz gereken bir zaman dilimi olarak mı görülmelidir? Bu soruları yanıtlamadan
önce Antik Roma’daki otium kavramının ne olduğuna daha yakından bakmak gerekmektir.
“Otium genellikle boş zaman, aylaklık hâli, huzur ya da rahatlama zamanı olarak
çevrilmektedir. Kelimenin zıt anlamlısı ise negotiumdur” (Melon 5). Negotium, iş ve çalışma
ile ilgili olan zaman dilimini ifade eder. Antik dünyada boş zaman, öncelikle “kutsanmış
yalnızlık” (beata solitudo) bağlamında değerlendirilmekteydi. Bu kavram, genellikle kırsalda
geçirilen, kutsal ya da huzurlu bir yalnızlık deneyimini ifade ediyordu (de Grazia, 1962).
İnsan, bir bakıma kendi içinde, doğadaki düzeni ve sakinliği arar; bu nedenle kırsal alan,
insan zihninde bir dinlenme ve sükûnet mekânı olarak tasavvur edilir. Nitekim Euripides’in
Bacchus adlı oyununda kadınların şehirden kaçarak kırsala yöneldiği sahneler, zihinsel
yüklerinden kurtulup kendilerini özgürce ifade etme arzusunun bir yansımasıdır. Buradaki
rahatlama bir nevi ritüeller eşliğinde zihni boşaltma eylemidir. “Koşmak ne güzel, dağlarda
Bakkhos alaylarının ardından!” (Euripides 33). “Bakkhaları, yüce Bakkhaları gördüm; çıplak
ayaklarıyla bu toprakların üstünden çılgın bir sel gibi akıp geçtiler.” (Euripides 56).
Roma’daki otium anlayışının şekillenmesi de büyük ölçüde Yunan kültürünün bir
yansımasıdır. Boş zaman kavramı Roma düşüncesinde önemli ölçüde Platon, Aristoteles ve
Epicurus gibi düşünürlerin fikirleriyle gelişmiş ve kök salmıştır. Aristoteles’e göre boş
zaman, insanların yaşam karşısında üretken oldukları ve hayata katkıda bulundukları bir
zaman dilimidir; bu yönüyle yaşamın kendisiyle doğrudan bağlantılıdır. “Aristoteles
‘meşguliyet’ (ascholia) sözcüğünü kullandığında, canının istediğini yapmak düşüncesini
dışarıda bırakır. Çünkü meşguliyet, bir amaca yönelik olarak sürdürülen bir etkinliktir. Eğer o
amaç zorunlu olmasaydı, o etkinlik ortaya çıkmazdı. Bu nedenle hiçbir meşguliyet boş zaman
sayılmaz” (Grazia 5). Bir nevi boş zaman, meşguliyetten özgür olma durumudur.
Bu felsefi arka planın günlük hayata nasıl yansıdığını anlamak için, Antik Roma
halkının bir gününü nasıl geçirdiğine bakmak aydınlatıcı olacaktır. “Günün ilk ışıklarıyla
uyanan Romalılar için gün oldukça erken başlardı. Roma halkı, Yaşlı Pliny’nin sözünü adeta
kendilerine motto edinmişti: Profecto enim vita vigilia est. (Yaşamak, uyanık olmaktır)”
(Carcopino ve Rowell 15). Roma’da günün uzunluğu mevsimlere göre değişmekteydi ve
günün farklı saatlerinde günlük yaşamın temposu da buna bağlı olarak farklılık gösterirdi.
Günümüz toplumlarında olduğu gibi katı bir zaman çizelgesine bağlı bir yaşam söz konusu
değildi. Günlük yaşam, doğanın ritmine daha yakından bağlıydı; nitekim “kasvetli havalarda
durgun, aydınlık ve güneşli havalarda ise canlı ve coşkulu” bir karakter sergilerdi (Carcopino
ve Rowell 150).
Şehrin kalabalığından ve kaosundan uzaklaşmak isteyen Romalılar için en önemli
alanlardan biri Campus Martius’tu. Campus Martius, adeta şehrin içinde bir nefes alma
noktası olarak işlev görmekteydi. Toplumun farklı kesimlerinden insanlar buraya gelir ve
kendilerine bir dinlenme alanı yaratırlardı. Antik Roma’da “Mars Alanı” olarak
çevrilebilecek bu geniş alan, mermerle kaplı salonları ve portikoları (revakları) ile ferah bir
mekân sunuyordu. Özellikle imparatorluk döneminde şehrin önemli otium merkezlerinden
biri hâline gelmiştir. “Seneca’nın ifadesiyle burası, ‘en sefil olanın bile Campus Martius’ta
kendi boş vaktinin tadını çıkarabildiği bir yerdi’ (Carcopino ve Rowell 249).”
Boş zaman aktivitelerinden bir diğeri ise oyunlardı. Özellikle zar oyunları ve masa
oyunları halk arasında oldukça yaygındı. Bu oyunlardan biri Morra (micatio) olarak
adlandırılan bir el oyunuydu. Oyun günümüzde hâlen Güney İtalya’da oynanmaktadır.
Oyunun kuralı oldukça basittir: “İki oyuncu aynı anda sağ ellerindeki bazı parmakları
kaldırır. Her oyuncu, iki kişinin kaldırdığı parmakların toplamının kaç olduğunu tahmin
ederek yüksek sesle söyler. Toplamı doğru tahmin eden oyuncu oyunu kazanır” (Carcopino
ve Rowell 251). Güvenilir bir kişiyi tanımlamak için Romalılar arasında şu söz kullanılırdı:
“Onunla karanlıkta micatio oynayabilirsin” (Cicero 3.19.77). Hatta bazı Romalı tüccarlar,
aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için bu oyunu oynayarak karar verirlerdi. Ancak MS 4
yüzyılda praefectus urbi (şehir valisi) olan Apronius, bu oyunun ticari anlaşmazlıklarda
kullanılmasını yasaklamıştır.
Günümüzde de kalıntıları görülebilen en önemli otium merkezlerinden biri de Roma
hamamlarıdır (thermae). Roma hamamları yalnızca temizlenme amacıyla kullanılan yerler
değil, aynı zamanda tartışma, sosyalleşme ve dinlenme alanlarıydı. Hem bedenin
rahatlatıldığı hem de zihnin dinlendirildiği önemli sosyal mekânlar olarak işlev görürlerdi.
Nitekim hamamlar “spor ile entelektüel merakın birleştiği bir mikrokozmos” olarak
tanımlanmaktadır (Carcopino ve Rowell 256).
Hamam komplekslerinin içinde yalnızca yıkanma alanları bulunmazdı; aynı zamanda
kütüphaneler (bibliotheca), masaj odaları ve spor alanları (palaestra) da yer alırdı. Masaj
odalarında çalışanlar genellikle kölelerdi; zeytinyağıyla vücudu ovar ve strigil adı verilen bir
aletle kirleri temizlerlerdi. Palaestra ise bedenin aktif olarak kullanıldığı bir spor alanıydı;
burada güreş, top oyunları ve ağırlık çalışmaları yapılırdı. Bu fiziksel aktivitelerin ardından
insanlar hamamlarda günün yorgunluğunu atarlardı.
MS 2 yüzyılda yaşamış ünlü hiciv yazarı Juvenal, bedenin hareket ettirilmesinin ve
hantallıktan kurtulmanın önemini şu sözleriyle dile getirmiştir: “Mens sana in corpore
sano.” (Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.)
Peki Romalılar günlerini nasıl sonlandırıyordu? Akşam yemeği (cena), Romalılar için
günün önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Uzun süren yemekler sırasında şiirler okunur,
müzik dinlenir ve sohbet edilirdi. Bu nedenle akşam yemekleri yalnızca beslenme ihtiyacını
karşılayan bir etkinlik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir faaliyet olarak görülürdü.
Özellikle varlıklı ve eğitimli Romalılar için akşam yemekleri aynı zamanda bir statü
göstergesi niteliği taşımaktaydı. Bu yemekler sırasında yapılan felsefi sohbetler, entelektüel
tartışmalar ve kültürel paylaşımlar, cena’yı günlük yaşamın önemli bir parçası hâline
getirirdi. Nitekim Yaşlı Pliny Trajan’ın akşam yemeklerini şu şekilde anlatmaktadır:
“Caesar’ın akşam yemeğine davet edilirdik; bu, bir imparator için oldukça mütevazı bir
ziyafetti. Orada ya gösterilerle eğlenir ya da geceyi en hoş sohbetlerle geçirirdik” (Carcopino
ve Rowell 273).
Bu anlatım, Romalılar için akşam yemeklerinin yalnızca bir beslenme etkinliği olmadığını;
aynı zamanda sohbetin, kültürel paylaşımın ve toplumsal ilişkilerin güçlendiği bir zaman
dilimi olduğunu göstermektedir.
Roma dünyasında önemli devlet adamları ve düşünürler de Otium’un önemini şu
şekilde vurguluyor. Bu isimlerin başında gelen Cicero’nun otium’a bakış açısı şu şekildedir:
Cicero’ya göre felsefe ve edebiyat yalnızca eğitimli bir Romalının boş zamanını (otium)
dolduran faaliyetler değildir. Aynı zamanda devlet işlerini (negotium) değerlendirmek için bir
ölçüt olmalıdır. Bu nedenle boş zaman, sadece dinlenme değil, düşünme ve devlet işleri
üzerine değerlendirme yapma zamanı olarak görülmüştür.
Öte yandan Roma’daki önemli isimlerden biri olan devlet adamı ve Stoacı filozof
Seneca boş zaman kavramı üzerine düşünmüştür. İmparatorluk dönemi Roma’sında Stoacılık
yaygınlaşmış ve erdeme dayalı bu öğreti Roma gelenekleriyle uyum sağlamıştır. Seneca,
insanın doğaya uygun yaşaması gerektiğini savunur. Tanrı’nın yarattıklarını düşünmeyi,
kişinin kendi ihtiyaçlarını anlamasını ve ölçülü bir yaşam sürmesini öğütler. Aynı zamanda
şöhret, zenginlik, iktidar ve yüksek mevki arzusunu eleştirir. Ona göre “boş zaman içinde
yaşam, okuma yoluyla, iyi ve kötü üzerine düşünerek ve dostlarla sohbet ederek mümkündür.
İnsan zihnini yeni bilgilerle beslemeli ve bu bilgileri özümsemelidir” (Petrova 6). Bu nedenle
Seneca’ya göre otium, yalnızca dinlenme zamanı değildir; düşünme ve kendini geliştirme
fırsatı sunan bir zaman dilimidir.
Peki, modern insan boş zamana nasıl bir anlam yüklüyor? Boş zaman diye
adlandırdığı bu aralığı nasıl geçiriyor? Modernite ile birlikte bu kavramın içi nasıl boşaltıldı?
Yazının bu bölümünde moderniteye giriş yapacağım.
Modern insan, düşüncesiyle arayla mesafe koyulmuş bir canlıdır. Kendisinden sürekli
bir kaçış hâlindedir. Kehanet merkezinin girişinde yazan “Gnoti Seuton” (kendini bil)
öğüdünü yerine getirmeye çalışır, zamanla birlikte dönüşüme uğrar. Kendi boş zamanını,
hayal dünyasıyla, emelleriyle doldurmaya çalışır. Çoğu zaman koşuşturma halindedir. Boş
zaman dediğimiz kavramı seçili etkinliklerin içinde çeşitli yönlere savrulmak durumunda
kaldığımız bir boşluk değildir. İnsan, benliğini ömrü boyunca arar; aramaya çıkmak bile
büyük bir adım ve gayret gerektirir. Modern hayatın içindeki hengamede kendimizi
kaybetmememiz için, aramayı da bırakmamak gerekir.
Bertrand Russell bu konuya şöyle değinir: “1932’de yayınlanan aylaklığa övgü
eserinde çalışkanlığın abartılmış bir erdem olduğunu ve bireyin kendi ilgi alanlarına ayırdığı
boş zamanın medeni yaşamın bir gerekliliği olduğunu savunmuştur” (Samsum 185).
Modernite, sürekli meşgul olma halini mutsuzluğun bir nevi çözümü olarak sunmaktadır.
“Mutsuzluğun çözümü olarak yeniden ve daha fazla tüketme eğilimi yüceltilmekte ve adeta
bir yurttaşlık ödevi olarak zorla sunulmaktadır” (Sarıipek 13). Günümüz insanı tefekkür
etmeyi bir kenara atmış, sükuneti maddiyata pay biçmiştir. Bir süre sonra, kendine satın
aldığı ya da üzerine yüklediği onca yükün altından kalkmaya çalışır. “Kendini bil” öğüdünün
önemi de bu şekilde önem kazanır.
Sonuç olarak insan hangi çağda yaşarsa yaşasın, zihnini ve bedenini dinlendirmelidir.
İnsan kendi doğasını ve çevresini sorgulamayı hiçbir ölçüde bırakmaz. Bu sorgulama biçimi
zamanla silikleşse de her daim oradadır. Farklı yollarla yaptığımız ancak bazen farkında
olmadığımız sorgulama süreçlerinden geçeriz. Antik Roma’nın otium’u, bize boş zamanın
sadece işin yokluğu olmadığını, aksine insanın kendi özüne dönmesi için en verimli tarla
olduğunu hatırlatır. Bugünün dünyasında “boş zamanımızı değerlendirmek” adına kendimize
yeni yükler bindirmek yerine, belki de Romalılar gibi sadece “durmayı” ve zihnimizi özgür
bırakmayı öğrenmeliyiz. Zira ruhun dinlenmediği bir bedende, en yoğun meşguliyet bile
sadece bir yanılsamadan ibarettir. İnsan, ancak meşguliyetten özgürleştiği o nadide anlarda
gerçekten kim olduğunu hatırlama şansına sahip olur.
KAYNAKÇA
Grazia, Sebastian De. Of Time, Work, and Leisure. 1964
Jérôme Carcopino, and Henry T Rowell. Daily Life in Ancient Rome : The People and
the City at the Height of the Empire. New Haven, Yale Univ. Pr, 2003
Juvenal. Thirteen Satires of Juvenal. 1878
Marcus Tullius Cicero. De Officiis. Book III. N.D, 44AD.
Nihal Samsum. “Çalışmanın Değişen Anlamı ve Güncel Durumuna Ilişkin
Tartışmalar.” Açıköğretim Uygulamaları ve Araştırmaları Dergisi, vol. 3, no. 3, 31 July
2017, pp. 160–210, dergipark.org.tr/tr/pub/auad/article/378475. Accessed 27 Apr. 2026
Petrova, Iryna. “ANCIENT ROMAN OTIUM as a CULTURAL PRACTICE and
THEORETICAL REFLECTION.” National Academy of Managerial Staff of Culture and
Arts Herald, vol. 0, no. 1, 17 Dec. 2019, https://doi.org/10.32461/2226-3209.1.2020.196555.
Accessed 11 Mar. 2025
Sarıipek, Doğa Başar. “TRDizin.” Trdizin.gov.tr, 2026,
search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/263034/zaman-baskisi-altinda-calisma-ve-bos-zaman-
algisi. Accessed 27 Apr. 2026
Malone, Rodney. OTIUM: A PRIMER on a MEDIEVAL CONCEPT from
AUGUSTINE to AQUINAS.
Euripides. Bakkhalar. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Konuşmadan Önce Üç Filtre Testi Yapılmalı / Aşk Yazarı Mustafa Çifci

Next Post

Yazar Galip Uçar’la “MALATYA HİKÂYELERİ” Adlı Hikaye Kitabı Üzerine Röportaj

Tuğba Özel

Tuğba Özel

Next Post

Yazar Galip Uçar'la "MALATYA HİKÂYELERİ" Adlı Hikaye Kitabı Üzerine Röportaj

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Meyvesiz Ağaç / Funda Kılıç
  • Camdan Erkekler / Selcen Gezgin
  • On İkiye On Kala / Günay Oktay
  • Marifet / Duru Karaaslan
  • Kısa ve Öz / Eyüp Toru

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.