• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

Çıt / Günay Oktay

Gunay Oktay by Gunay Oktay
6 Mayıs 2026
in Öykü
0
Çıt / Günay Oktay
0
SHARES
16
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter
“Sen osun!”
Güneşin gümüşe boyadığı kasabanın sahilinde balıkçı sandalları, birkaç tekne ve
açıklarda iki gemi uzanıyor ufka doğru. Uçaktan inip ayağının tozuyla koşup geldiği bu ıssız
yerde boş bir bankta dalıp gitmiş Kemal. Yakın gözlüğü kullanmaya, saçları seyrelmeye ve
adımları yavaşlamaya başlayalı beri dalgınlıkları da artar olmuş. Yolunda gitmeyen
işlerinden, karısının yoğun hastalık sürecinden ve hayatına giren kadınların izlerinden huzuru
yok son zamanlarda. Çapkınlığa çıkan adının, aşk ve sevgi arayışından kaynaklandığını
kimse bilmez. Kendinden, hayatından, geçmişinden kaçışı bu yüzden. Sporla diri tuttuğu
vücudu, atletik yapısı ve genç kalma çabası bile onu teselli etmez artık.
Elinde tuttuğu sigaranın uzayan külüne bakıp ona benzetiyor kendini. Yanıp sönse de
hâlâ tutunuyor. Kulağına gelen çocukların çığlıkları, satıcıların sesleri, kuşların cıvıldamaları
ve kafelerden gelen neşeli müzikler kalbine işlemiyor bunu düşünürken.
Az önce “sen osun…” diyen kadının sesi bile uykusundan uyandıramıyor onu. Ta ki
yüzüne eğilen kadının gözleriyle karşılaşana dek…
“Gerçekten tanıyamadın mı beni? İki yıl yetti mi unutmana.”
Örgülü pembe saçları, koyu renk ruju ve uzun halka küpeleriyle oldukça genç bir
kadın bu. Ayağa kalktığında çantası elinde sallanıyor. Askılı beyaz bir tişört ve minicik bir
jean var üzerinde. Ayaklarında ise kırmızı, parmak arası terlikler.
“Pardon” diyor Kemal, sesi hafif bir mahcubiyetle kırılırken.
“Tanıyamadım, kusura bakmayın.”
“Haklısın. Bu kadar çok kadın varken hayatında… insan hangisini hatırlayacağını
şaşırır, değil mi?
“Bakın, bir yanlışlık oldu sanırım. Gerçekten çıkaramadım sizi. Beni birine benzetmiş
olmalısınız.”
“Haa… yani oyun oynayalım diyorsun, olur, bana uyar Kemal.”
Adını duymasıyla içindeki merak coşuyor, katmer katmer. Bu kadının sırrını çözmek
artık sadece bir istek değil, kaçınılmaz bir ihtiyaç da.
Oturdukları bankın solunda bir balıkçı restoranından sesler geliyor kulaklarına; hah
hah hah. Genzi yakan rakı kokusuna karışan ağır balık kokusu… Gün batımına doğru
kaldırılan kadeh sesleri; çın çın… İnsanlar, cumartesi gününü kutluyor adeta.
“Acıktım” diyor kadın, “Ya sen?”
Elinden tutup sürüklüyor onu. Kemal, elin sıcaklığının değil, o tanıdık hissin nereden
geldiğini çıkaramamanın huzursuzluğuyla meşgul. Çünkü bu bir yabancının dokunuşu değil,
ama sahibini de hatırlamıyor.
“Gel, belki içerde hatırlarsın…”
Beyaz örtülü masalarla dolu, salaş bir mekân… İçerisi tıklım tıklım dolu. Müzik,
meyhane kokulu hüzün tadında. Duvarlarda deniz tabloları, gemi dümenleri, çapa sembolleri
ve deniz kabuklarından objeler asılı. Sandalyeler iç içe geçmiş, sigara dumanı boğmuş
ortalığı. Her şey fazla tanıdık Kemal’e. Huzursuz.
“Bize iki levrek, kalamar, roka salatası, börülce… bir de rakı, buzsuz.”
Garson uzaklaşırken, “Nasıl ama itirazın yok değil mi?”
Başını sallıyor Kemal. İçindeki ânın gerçek mi yoksa hayal mi olduğuna karar
veremese de tuhaf bir şekilde memnun halinden. İtirazı yok. Bugüne kadar hep hayatın
akıntısına kapılıp gitmiş; karşı koymadan, sorgulamadan. Gerçi durum bu kez farklı,
eğlenceli, hem de heyecanlı.
Genç kadının gözleri Kemal’de, onunkiler de kadında.
Kim bu kadın?
Gerçekten bir oyun mu bu?
Yoksa hatırlamadığı bir geçmiş mi var aralarında?
“Karın, yendi mi kanseri? Ya Melis… o ne yaptı, döndü mü Amerika’dan? Şirketi ne
yaptın, banka kredisini alabildin mi?”
Sorusu bitince, sigarasından derin bir nefes çekti ve dumanını Kemal’in yüzüne üfledi.
Gözlerinin derininde saklanan intikam, ince bir nefretle kıpırdadı.
“Hadi ama, öyle şaşkın şaşkın bakma bana. Bu kadar mı korkuyorsun benden?
Geçmiş, bu kadar mı acı veriyor sana?
Uzattığı pırlanta kolyeyi elinde salladı, salladı…
“Bu da mı yalan Kemal? Bu da mı yok sen de?”
…Loş bir oda, aynanın karşısında yüzünü göremediği bir kadın. Parmaklarının
arasından geçen aynı zincir. Kolyeyi kadının boynuna takarken tenine değen sıcaklık, kadının
hafifçe aralanan dudakları ve kulağına fısıldanan söz,
“Harikulade!”
Bir anlık parlayıp sönen ışıkla Kemal’in zihnindekiler bunlar. Sesler geri geldiğinde
yine aynı masada, kadınla baş başa. Bakışları dağılmış, nefesi düzensizleşmiş. Kolyeye her
baktığında içinde bir şey yerinden oynamış ama yine de yerine oturtamamış. Ne dönebileceği
bir geçmiş ne de sığınabileceği bir şimdisi var. İrmik tatlısını masaya koyan garson araya
girmese, zamansızlığın koyu girdabında kaybolup gidecek.
Kadın sessiz ve sakin. Gözleri Kemal’in yüzünde, sabit. Oluşan en küçük değişimi
kaçırmadan izliyor.
“İrmik tatlısı senin istediğin gibi. Suyunu tam çekmemiş. Hadi bak tadına,
bayılacaksın.”
Kaşığı eline alıyor hemen.
“Demek bunu da biliyorsun…Pardon, hatırlıyorsun.”
“Evet. Ben sana dair her şeyi hatırlıyorum Kemal. Her şeyi. O gün… bunu yerken
bana söylediklerini de.”
Kemal başını kaldırarak,
“Ne söyledim?”
“Beni seçtiğini söyledin.”
“Her şeye rağmen… benden vazgeçmeyeceğini.”
“Ama sonra…
“Sonra…”
“Sonra ne oldu?”
“Sonrası burada anlatılmaz.”
“Nerede anlatılır?
Kadın çantasını omzuna taktı,
“Kaldığımız yerde Kemal, kaldığımız odada.”
“Gelirsen?”
Kadın yürüdü, kapıdan çıktı. Masada bıraktığı adamın geleceğinden emin.
Hareketlenen sahil boyunda akşamın sıcak nemi yüzüne yapıştı. Yürüdü. Yürüdü. Yukarıda
kararan ormanın gölgesi, aşağıda denizin dalgaları… ve ardında duymayı beklediği adımların
Taş duvarlı butik otelin önünde durduklarında, sahilin dar caddesinden karşıya
geçmişler, tek laf etmeden gizlice birbirlerini süzmüşler, dar sokaklı yolda yürümüşlerdi.
Önce mesafeli, arka arkaya, sonra iki sevgili gibi yan yana.
Kapının üstünde solmuş yazılarıyla sallanıp duran bir tabela… “İlk günkü gibi, hiç
değişmemiş.” Kapıyı itti, içeri girdi kadın. Burnunun hafızasına aşina o kokuyla Kemal’de
arkasından.
Kırk beş numaralı oda… Yatağın üzerinde bembeyaz bir örtü, kenarları hafif kırışmış.
Baş ucunda sarı ışık veren eski bir abajur. Duvarlarda siyah beyaz deniz tabloları. Pencere
aralık, perde ağır ağır hareket ediyor. Köşede küçük bir masa, üstünde bir bardak izi. Zemin
eski, tahtalar gıcırdıyor.
Gözleri odada dolaşan Kemal, “Burası?..” dedi kısık sesle.
“Ne oldu burada?
“Sen söylemelisin.”
“Hatırlamıyorum ki.”
“Ben de zaten onun için buradayım ya, hatırlatmak için. Beni unutup hayata öyle
pervasızca devam etmen… canımı nasıl yaktı, bilemezsin. Neyse. Boş ver. Nasıl olsa
hatırlayacaksın Kemal. Öyle kaçıp kurtulmak, hayatına ben yokmuşum gibi devam etmek
yok. Ve hatırladıkça…”
“Neyi hatırladıkça?”
“Boş ver dedim ya. Hadi gel balkona çıkalım.”
“Bir bardak su alıp geliyorum, sen geç, haaa sana da getireyim mi?”
Kadının “Hayır” cevabını alınca, gözleri hemen yanı başında duran sürahiyle bardağı
aradı. Sonra şöminede duran dik odunlara kaydı bakışı.
…Odunlar çıtır çıtır yanıyordu. Yerde unutulmuş bir kadeh. Siyah geceliğiyle yüz
üstü yatan bir kadın. Fonda ağır, yavaş bir müzik ve dışarda uğuldayan rüzgârın sesi. Kemal
elindeki fotoğraf makinesiyle görüntüyü netledi. Nefesini tuttu ve deklanşöre bastı.
Çıt.
Flaşın patlamasıyla gözlerini kapadı.
Açtığında…
“Hadi Kemal, gelmiyor musun?”
Kemal hâlâ şöminenin karşısındaydı ama az önceki sahne, o kadeh, o müzik silinmişti.
Elinde makine de yoktu. Biraz önce gördüğüne dair somut bir iz de. Aklında açıklayamadığı
bir boşluk vardı; bir de genzine sinmiş, şöminede yanan odunun isli ve sıcak kokusu.
“E hadi gelmiyor musun, nerede kaldın?”
Dördüncü katın balkonuna çıkınca gece ikisini de yuttu. Deniz aşağıda siyah bir
boşluk. Dalga sesleri derinden, uğultu gibi. Yağmur çiseliyordu. Ormandan esen rüzgâr
kadının saçlarını yüzüne savuruyor, beyaz eteği korkuluğa değdikçe hafifçe dalgalanıyordu.
Korkuluğa dayanan kadın,
“Burada” dedi, sesi neredeyse fısıltı.
“Her şey burada bitti.”
Ve elindeki zinciri kopmuş kolyeyi uzattı.
Kemal’in bakışı kolyede, zincirin kopmuş ucunda. Kesik bir cam gözlerini çizer gibi
geçti; o an zihni yarıldı.
“Gidemezsin… beni bırakamazsın.”
“Anlamıyorsun beni!”
“Hamileyim ben…”
Bir adımla korkuluğun yanına varınca, Kemal’in eli refleksle havaya kalktı; vurmak ya
da itmek için değil, sadece aralarına bir mesafe koymak için. Ama o an parmakları kolyenin
zincirine takıldı.
Çıt.
Ses inceydi ama yoğunluğu bir çığlık gibi koptu. Kadının göz bebekleri genişledi ne
korku ne şaşkınlık. İkisinin arasına sıkışmış, adı konulamayan bir kopuş. Öyle ki dengesi
dağıldı, boşluk onu kucakladı ve ayakları zeminden usulca ayrıldı. Önce pembe örgülü saçları
havaya savruldu, sonra parmak uçları havayı tırmaladı. Korkuluk çoktan sırtından sıyrılmıştı.
Kolyenin bir ucu boynunda, diğer ucu Kemal’deydi.
“Ke…”
Ses boğazında yarım… Göz göze geldiler.
Sonra bir çığlık.
Kemal elinde kopmuş kolye ucuyla, ileri bir hamle yapmak istedi. Tutmak…
uzanmak… eğilmek…koşmak… bir şeyler yapmak…Ama bedeni onu dinlemedi.
Sonra o ses…
Taşa değen bir şeyin sert, kuru sesi…
Ardından…
Çarpma.
Keskin.
Tok.
Sertleşen havayla teninde bir ürperti Kemal’in… Kollarından akan yağmur damlaları
ince bir şerit halinde süzülüyor. Başını sağa sola çevirdi, kimse yok. Sonra ellerine baktı, boş.
Yerdeki biriken suyla ayağı kayar gibi oldu, toparlanıp içeri daldı.
Oda boş.
Banyo, tuvalet…
Her yer…
Hepsi boş.
Ama zihni…
Düşüncelerin geri sekip gelmesiyle dalgalandı. Büyüdü. Kıyıya sertçe çarptı.
Gerilen ne varsa sessizce koptu.
Çıt.

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Gün Aydı Mı ? Beyhan Tumer

Next Post

İki Yılan Gibi / Hakan Ciğer

Gunay Oktay

Gunay Oktay

Next Post
İki Yılan Gibi / Hakan Ciğer

İki Yılan Gibi / Hakan Ciğer

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Zamanın Kumları / Beste Kaynar
  • Ters Yüz / Beste Kaynar
  • Annemin Mor Kasesi / Beste Kaynar
  • Meyvesiz Ağaç / Funda Kılıç
  • Camdan Erkekler / Selcen Gezgin

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.