I.
Betonun soğuk nefesi ensemizdeyken başladı sızı.
Fabrika bacalarından göğe yükselen duman değil,
Umutları çalınmış çocukların sessiz çığlığıydı aslında.
Çarklar dönüyor,
Kayışlar geriliyor,
Ve biz,
Zamanın dişlileri arasında un ufak olurken,
Hâlâ bir somun ekmeğin sıcaklığında arıyoruz kutsalı.
Demir dövülürken çıkan ses,
Kalbimizin ritmiyle yarışıyor.
Asfaltın karanlığı örtmüş üstünü bereketin,
Damarlarını tıkamış gri canavar.
II.
Bak şurada,
Köşedeki berberin önünde duran adama.
Ceketinin cebinde yarım paket tütün,
Aklında akşam eve götüreceği üç beş kuruşluk huzur.
Hava güzel,
Mavi, her başın üzerinde rütbesiz ve sahipsiz,
Lakin ayakkabısının altındaki delikten giren sızı bedava değil.
Ne büyük laflar eder,
Ne de dünyaya nizam verir;
Sadece yaşar,
Kendi kökünde sarsılmaz bir vakarla,
Lakin binlerce omuzun aynı göğü sırtlandığı o devasa şölene dâhil olma düşüyle.
III.
Giderek daralıyor çember.
Apartmanların gölgesinde solan saksı çiçekleri gibiyiz.
Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor metrolarda,
Herkes karanlık ekranına hapsolmuş birer gölge.
Oysa göğe baksak,
Durak hâlâ yerinde duruyor.
Yıldızların pasını silsek biraz,
Belki göreceğiz eski bir Anadolu masalını.
Toprak sabırsız, toprak küskün,
Şimdi her yerden yalnızlık fışkırıyor.
Ellerimiz ceplerimizde,
Ruhumuz kiralık odalarda rehin,
Bir mucize bekliyoruz,
Sanki bir kuş konsa omzumuza,
Tüm dertlerimiz sihirli bir değnekle silinecekmiş gibi.
IV.
Yağmur başlıyor yine,
Sokakları yıkayan sert bir sağanak.
Siren sesleri karışıyor rüzgarın uğultusuna.
Paltomun yakasını kaldırdım,
İçimde bir liman yangını,
Gözlerimde sisli bir elveda.
Bulvarlar uzayıp gidiyor karanlığa,
Işıklar ıslak asfaltta eriyor.
Bu kentte her köşe başında bir ayrılık bekler,
Her meyhanede bir şiir demlenir sessizce.
Sisler arasında kaybolan sadece biz değiliz,
Bütün bir yüzyılın hüzünlü bakışlarıdır bu.
V.
Geldik yolun sonuna.
Yüzümüzde yılların yorgun izleri,
Heybemizde ise birkaç kırık kelime.
Kızma bize dünya,
Biz sadece yazmayı sevdik,
Sadece insanın insana kul olmadığı bir sabahı düşledik.
Hayat, henüz mührü bozulmamış bir zarftı,
Onu okumadan, o yangınlara atmak istemedik.
Şimdi sükunet,
Şimdi toprakla barışma vakti.
Bereketli bir yağmur sonrası,
Yeniden filizlenecek yeşil umut.
Çünkü yazı biter,
Söz uçar,
Lakin hayat, dilsiz bir sancının içinden sesini bulmasıdır.



