Bir Selam
Sema Keskin
“Selam söyle “diye seslendi annem arkamdan. “Baş üstüne annem” deyip selamı, kelâmı, nasihatleri de alıp çıktım yola. Arabanın kapısını yavaşça açıp etrafıma baktım, belki tanıdık birilerini görürüm diye. Sadece bisikletli bir komşu çocuğu çarptı gözüme. Birden annemin ahretliği Zeliha teyze geldi aklıma. Onların zeytinlik bahçeleri. Sonra da onun zeytin gözlü torunu Figen. Beraber sokakta oyun oynadığımız günleri, bisiklet sürmelerimizi… Gerçi bisiklet sürmeyi ilk babam öğretmişti bana, ağaç dikmeyi ve harita çizmeyi de. Yüzümde durduramadığım o gülümsemeyle etrafıma bakındım kimse yoktu.
Arabayı çalıştırdım dumanlı tepeleri ardımda bıraktım. Sıra sıra selvi ağaçlarının dizili olduğu yere geldiğimde arabayı her zamanki gibi çeşmenin yanına park ettim. Atkımı iyice boynuma dolayıp bagajdan su şişesini çıkardım. Çeşmenin başında yıllardır tanıdığım o yüz bana gülümseyerek bakıyordu. Hasan Amca. Babamın en yakın dostu. “Hey hayırsız! Nerelerdesin seni göremeyeli çok oldu.” dedi. “Her gün gelemesem de ruhum, anılarım hep burada amca biliyorsun “dedim. Bana kocaman sarıldı ve yareni Karabaş’ın su kabını doldurdu. Selamlaşıp yeşil boyalı açık kapıdan içeri girdim. Kuş sesleri, rüzgârın uğultusu, sessizliğin verdiği o ürperme de benimle birlikte ilerledi yolda. Sanki her gün yeni çukurlar açılıyor gibi geldi. Ağaçların yanındaki taşların şekli, dizilimi hemen hemen aynıydı. Aynı beyaz taşlar, aynı renk yazılar, aynı soğukluk…
İşte koca mezarlıkta tek olan zeytin ağacı orada duruyordu. Her geldiğimde o sızı ilk günkü gibi kalbimi acıtıyordu. Üzerinden onca yıl geçse de babamla birlikte ektiğimiz ağaç oradaydı.
O zamanlar babam mezarlık bekçisiydi. Birlikte birçok ana şahit olduk. Mezar başında ağlayanlar, telefonla mezar fotoğrafı çekenler, ölmeden yer ayırtıp etrafını telle çevirenler, eski mezarları yatır olarak kabul edip ip asıp dilek dileyenler, sevdiğinin ölümünü kabullenemeyip mezarı başında sabahlayanlar…
(Mehmet Giray Ruhuna Fatiha Doğum:1960 Ölüm: ∞)
Şimdi ise o ağacın gölgesinde gece vardiyasına gittiği bir günün sabahında eve geri gelmeyen babam yatıyordu yani ben öyle diyordum herkese. Çünkü nedendir, nereyedir bu gidiş bilinmez ama ölene bir gün gidene her gün ağlanır bilirim. Annem her gün ağlayanlardandı. O yüzden bir mezara babamın adını taşıyan bir taş koyup anam için bilinmezliği bitirdim.
“Keşke vedalaşabilseydik baba, annemin de selamı var sana” diyerek elimdeki su şişesiyle toprağını iyice ıslattım.
Ardımda tanıdığım bir ses şunları fısıldadı: “Zaten kim hakkıyla veda edebilmişti ki?”




Vedanın aslında hiçbir zaman tamamlanamadığını, insanın sevdiklerini kalbinde yaşatarak eksikliğiyle yaşamayı öğrendiğini etkileyici bir şekilde hissettiriyor,kaleminize sağlık☺️🌸