
Bir gaz lambasının ışığında dururdu zaman o evde. Akşam çöktüğünde annem çiçekli perdeleri camların önüne çeker, odalara yavaş yavaş gecenin ağırlığı dolardı. Işık titrerdi; ne aceleciydi ne de güçlü. Sanki herkesi bekler, herkes yerini alsın isterdi.
Kimse odasına çekilmezdi o saatlerde. Yer sofrası ortaya kurulur, ev halkı aynı çemberin içine toplanırdı. Yemekler konuşarak değil, bakışarak yenirdi. Kaşık seslerine çocuk kahkahaları karışır, gaz lambasının camında gölgeler çoğalırdı. O gölgeler bazen bir dev olur, bazen kanat açmış bir kuşa benzerdi. Biz çocuklar derslerimizi o ışığın altında yapar, defter aralarında hayallere kayardık. Gaz lambası buyurmazdı; izin verirdi düş kurmaya.
Evin gelinlik kızları akşam olunca işlemelerini çıkarırdı. İğneler kumaşa her battığında, sanki kalplerine de bir şey işlenirdi. Annem bazen durur, yapılan nakışa değil, ışığın altında eğilmiş yüzlere bakardı. O an ev tamamlanırdı sanki; eksik bir şey kalmazdı.
Yatsıdan sonra yere yataklar serilirdi. Kardeşler aynı yorganın altına sığınır, ayaklarımız birbirine değe değe uyurduk. Anne babamız biraz öteye yatardı ama aradaki mesafe yalnızca yerle ölçülürdü; nefeslerimiz birbirine karışırdı. Ev, uykuda bile kalabalık olurdu.
Elektriğin geldiği gün her şey değişti. Duvara çakılan anahtarın sesi, evin içinden değil de kalbinden gelmişti sanki. Babam o gün daha dik yürüdü. Annem sessiz kaldı; ne sevindi ne karşı çıktı. Anahtar çevrildiğinde ışık birden yandı. Ne titredi ne bekledi. Odayı olduğu gibi, sertçe aydınlattı. Köşeler saklanacak yer bulamadı.
O akşam yine yer sofrasına oturduk ama çember bozulmuş gibiydi. Herkes aynı yerdeydi, kimse aynı evde değildi. Gölgeler duvarlara çıkmadı. Çocukların hayalleri ışığın altında kuruyup kaldı. İğneler kumaşa battı ama kalplere dokunmadı. Işık her şeyi gösteriyordu ama hiçbir şeyi çoğaltmıyordu.
Gaz lambası bir süre daha köşede durdu. Yanmadı ama unutulmadı. Annem arada bir camını siler, fitilini düzeltirdi. Sanki bir akşam daha ister gibi, sessizce beklerdi.
Sonra bir gün sandık açıldı. Gaz lambası, eski yazmaların ve naftalin kokusunun arasına yerleştirildi. Kapak kapandığında, evdeki sesler de azaldı. Kahkahalar çekildi, sohbetler kısaldı. Yataklar ayrıldı, sofralar küçüldü. Anne babalar artık çocuklarının soluklarıyla değil, düşüncelerinin ağırlığıyla uyudu.
Şimdi bu evde ışık hiç sönmüyor. Gece gündüz aynı aydınlık, aynı sessizlik var. Ama bilirim:
Bir evin ışığı yanarken de karanlık olabilir.
Bizim mutluluğumuz bir düğmeye bağlı değildi bir gaz lambasının fitilindeydi.
Ve o fitil, sandığın içinde söndüğü gün bu ev ilk kez gerçekten karardı.

