Gökyüzü, suskun bir bilge gibi eğilmiş zamana,
Gece, ebedî sorular fısıldıyor yıldızlara.
Sislerin içinde kaybolan hayaller gibi,
Düşler, bilinmeze akan bir nehir şimdi.
Zaman, sabırsız adımlarla çöküyor yollara,
Gölgeler uzuyor, düşünceler karanlıkta soluk alıyor.
Kar taneleri usulca erirken avuçlarımda,
Bir varoluş bilmecesi gibi kayboluyor.
Beyaz örtüler sardı yorgun ruhları,
Unutuşun ince ipliğiyle dokunmuş gibi.
Sessizlik, bir filozofun titrek kalemiyle,
Zihnin taşlarına düşen eski bir soru.
Kimiz biz?
Yoksa sabaha varmayan kelimeler mi?
Her eriyen kar tanesi bir hatıra mı?
Yoksa hatırlanmayı bekleyen bir düş mü?
Gökyüzü derin bir fısıltıyla gülümsüyor,
Ay, unutulmuş rüyaların şahidi.
Ve kar, usulca erirken zamanın ellerinde,
Bizden geriye sadece bir yankı kalıyor geriye.



