Günlerden hiç, renklerden yelkovan, gökkuşağını koparmış, geliyor uçurtmam,
Ayaklarını ensenden indir, ayaklarını ensenden indir,
Birazdan seni göndere çeker bu kar… Ben Tanrı değilim,
Gözlerini göğe koyamam, yerle birim, yerle bir,
Aşkını sabrına kurban eden butimar, kıyametinde kanadın, geceden siyah,
Kandırmıştır bizi kitaplar, kandırır bizi kitaplar,
Ey grisi tabuttan, ey kemikten fırça, ey iskelet köprüsünün kafatasında duran,
Sana çiçekler getirmiştim, kapını çalmıştım kelimelerin parmak uçlarıyla,
Yağmur mu dersin, sessizlik mi, duvar mı? Kim aldı hatırlamayı hatıradan?
Sırtımı ellerine dayamıştım, saçlarımda yetiştirmiştin kahkaha çiçeklerini,
Bilirdim, sıkıldıkça ömrünü yer, baykuş çizerdin kapına,
Şimdi İsa gelsin de çıkarsın seni topraktan, çığır, çığır da sen,
Adamotu olduğunu anlasınlar, Poe, uğursuza söylesin de demesin ‘bir daha asla!’
Ya da desin… Yeşil balgamlara sıvadın ya içimi,
Siyah bir mürekkep gibi yüzüme damlıyorsun ya aynadan,
Bir daha çıkma kadehin sözünden, bir daha çıkmayalım kadehin sözünden,
Ey çağ, ey zulüm, ey peygamber… Sözün inancını yitirdim ben,
Şu kedere söyle, şu kedere söyle, kalbimin taşına yatan kedere,
Kıblesini şaşıran bir mecnun gibi kıyama durmasın içimde,
Ben ki elem ülkesinin tapınağı değilim, gül bilmem, şebnem bilmem, bülbül bilmem,
Ölmekten geliyorum, yaşarken ölmekten, yaşayarak ölmekten, unutarak ölmekten,
Milyonuncu hüzünden, yeryüzünden, gökyüzünden, Çingene eteğindeki iplikten,
Ön yargılar, son yargılar, net yargılar, suskun yargılar…
Saatin sarkaçları bademciklerimin altında, siyah camların arkasında,
‘Gölgemi kapıya astılar diyorum’ anlamıyorlar, yüreğimde bir fil, kulak çırpıyor durmadan,
Biliyorum, kule kartları gibi geriye yattı zaman ve biliyorum ki insan, hep geç kalır insana,
Ah Diane, Anabelle, Lenora; Şirin, Aslı, Leyla…
Bu şiiri neşesini yitiren bir çöl bahardan topladım sana,
Ölü bir çizginin enkazından, cengâver kelebeğinin ağzından,
Bilsem, dönülür bu yitişten, pervane yanmaz bir daha,
Sokak lambaları yandığında evlerine koşmaz çocuklar,
Şimdi ne söyleyeceksen söyle, ne söyleyeceksen söyle,
Çıbanlar büyüttüm kalbimde ve öğrendim de,
Bir ten bir kefeni eritir de bir bulut, bir bulutun içine girince kaybolmazmış,
Durma, hiç durma külün yüzüne ser ayı,
Salla bacaklarını atlas beyaza, sana yürek dolusu, kucak dolusu imge getireceğim,
Bal tutan uykusundan, çürümüş imgeler, acısı sızan toprağa,
Madem dürdün ömrün defterini, madem yakıştı bu halka boynuna, al çocuk,
Bu rüzgâr senin olsun, bir çamaşır gibi kuru boşluğunda, ağlamayacağım,
Ağlarsam taş yağar diye gökten, beyaz yaşmaklı kadınlar düğüm attı kirpiklerime,
Yalan değil, ömrümü beş karış bir şiire harcadım ben, sarı yapraklar örttüm üstüne,
Eğil, eğil, biraz daha eğil, çıt diye kopacakmış gibi belinden,
Zamanın gurbeti duyuyor musun? Burada bağırıyorum işte! Olsun, aldırma, dinleme,
Hayat değil misin? Payımıza düştüğünü fısılda her seferinde, hey gerçek, gerçekler, söyle,
Zaman sofrasının ortasında bağdaş kurana kadar,
Anlamında yer bulamayan tesadüfler gibi ayakta kaldım de,
Ah, saçlarımı mezarına götüren, ruhuma sakladım boğazımdaki taşları,
Kendime bağlayıp yıldızlara fırlattım, annem ki sırtında çeyiz satan bir kadındı,
Babaannem, kendini çiçek gibi, zehirle suladı, bense, ne sihirliyim, ne kahraman,
Kaderimi süt dişimin kovuğuna anlattım,
Herkes yorgun, mutsuz, mahallemse yanmış çoktan,
Boş ver, gelip geçelim, istersen anlayalım, sonra susalım kocaman.



