Yirmi yaş kriziymişsin, geldin kapıyı tekmeledin ansızın.
Nasıl denk getirdin tam da dizlerimin üstündeyken?
Ya da gelmek için beklemiştin bu anı.
Zihnimdeki gürültünün bir sebebi bile değilken
Neden var olduğum gerçeği…
Nasıl oldu da önce nefesime, sonra bedenime hükmettin?
Gözlerimdeki heyecanı saatlerce kireç taşına mahkûm ettin.
Hapsettin toynak sessiz gecelere; davetsiz geldin,
Kabulüm.
Peki bu kadar mahkeme niye?
Bazen tavana asılmış bir halatın,
Bazen kovanından çıkmaya hazır bir merminin kırmızısından
Döndürdün.
Kabul et, hoyrat bir alayla seyrettin beni…
Önce kendi uçurumumun kenarında nöbet tutturdun,
Sonra her umudu yitirdiğimde ellerimden tuttun.
Meğer her doğum anında olduğu gibi bir bekleyenmişsin
sadece;
Kendi kabuğumu kırmamı bekleyen…
Çepeçevre bir beyaz zambak tarlası içinde, ruhumda sızı ve
kan ile.
İçten çatlatıyorum bir kabuğu artık.
Zira bu “ben” de emanet,
Sırasını bekleyen her başka bir ben gibi.


