Aziz Nesin ustanın 1950’li yıllarda yazdığı “Yeşil Renkli Namus Gazı” adından muazzam bir öyküsü vardır. Özet olarak öykü; dünyanın bir yerinde yeşil renkli namus gazı en çok olanların en namuslu olduğu bir yerde, o gaza sahip olmak için yani en namuslu olmak için insanların nasıl namussuzlaştığını anlatır.
İşte geldiğimiz nokta tam olarak budur. Ya da şöyle demeliyim. Hiçbir şey değişmiyor. Çok ilerledik diyenler görmelidir ki; hep aynı yerde, olmayan bir yolda, hiç var olmayan araçlarla ilerlediğimizi düşünüyoruz. Bunun ötesinde ilerleyen ve değişen hiçbir şey yok. Bu öykü, bana göre bunun en büyük kanıtıdır. Doz farkı olabilir ancak bu değiştiğine işaret değildir.
Domuz eti yemeyen bir sürü insanın, türlü domuzluklarını şahit olmuyor muyuz? Devamlı namustan bahsedenlerin, her türlü namussuzluğu yaptıklarını görmüyor muyuz? Toplum olmaktan çıkıp birer kabileye dönüşmedik mi? Aynı fikirdeysen senden haklısı yok. Ancak başka bir fikrin varsa, dünyanın en kötüsü sensin.
Örneğin bu topraklarda yalakalık her daim vardı. Lakin hiç bu kadar ayyuka çıkmamıştır sanırım. Küçücük yerlerde bile durum aynı. Öyle en tepeye bakmaya gerek yok. Birine koltuk ver ve nasıl değiştiğini hemen gör. Etrafındaki sinekleri izle. Ya üzül ya düşün sana kalmış.
Artık tek gerçek ekonomik başarıdır. Bunun dışında bir güç mekanizması yoktur. Eğer cebinde paran varsa; en komik, en eğlenceli, en sevimli, en zeki, en yakışıklı, en genç, en aydın, en karizmatik sensin. Herkesi eleştirebilir, istediğini ezebilirsin. Saatlerce mesleğinden bahsedip, ağızlarının salyaları akarak seni dinleyenleri görebilirsin. Tüm hatalarından, hiçbir yara almadan sıyrılabilirsin.
Ancak hiçbir zaman kaybetmemelisin. Yalakalığın altında gizlice büyüyen bir öfke vardır her daim. Yüzüne gülerken insanlar, düşmeni beklerler. Ve o gün gelirse, seni paramparça ederler. Yine de korkmamak gerek. Bizdeki bu tuhaf yönetilme tutkusu olduğu müddetçe bunlar kolay kolay olmayacaktır. Dayak yiyen yediğiyle, dayak atan da attığıyla kalacaktır.



