• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Şiir

Tablonun Arka Yüzü / Eylül Özcan

Eylül Özcan by Eylül Özcan
24 Ağustos 2026
in Şiir
0
Tablonun Arka Yüzü / Eylül Özcan
0
SHARES
4
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Bir tablo asılı duruyor duvarın en sessiz yerinde,
çerçevesi yıllardır aynı ışığı taşıyor,
Aynı pencerenin sabahına uyanıyor renkleri.
İnsanlar önünden geçiyor;
Kimi bir manzara görüyor, kimi yüzüne vuran güneşi,
Kimi de ressamın ustalığına hayran kalıyor.

Oysa ben;
Tablonun arkasını merak ediyorum.
Çünkü bazı şeyler görüldüğü yerde başlamıyor.
Bir yüzün ardında unutulmuş bir çocukluk,
bir gülüşün altında yıllarca susturulmuş bir ağırlık,
bir insanın gözlerinde,
kimsenin okumayı öğrenmediği bir dil var oluyor.

Belki de hayat;
her gün biraz daha güzel çizilmiş,
ama arkasına kimsenin bakmadığı bir tablodur.
Ve insan;
kendisine gösterilen yüzü gerçek sanarak,
Yavaş yavaş alışır.

Alışmak,
insanı toprağından etmek için çabalar.
Önce yabancı olduğun bir sokağı ezberletir,

Sonra o sokağın duvarlarını evin sanarsın.
Bir süre sonra pencerenden görünen gökyüzünün,
Başka bir yerde de aynı olduğunu unutursun.

Alışan insan vicdanını kaybeder bazen;
alışmak, değişikliğin en büyük düşmanıdır aslında.
Çünkü insan bir şeye uzun süre bakarsa
ona kendini adar sonra.
Bir ağacın kesilişine,
bir çocuğun susuşuna,
bir annenin bekleyişine,
bir adamın her sabah aynı otobüste
duygularını saklamasına…

İlk gün fark edersin,
İkinci gün üzülürsün,
Üçüncü gün,
hayatına devam edersin.
Sonra bir sabah, yanından geçen insanın yüzündeki keder,
sana yalnızca kalabalığın sıradanlığı gibi gelir.

İşte o zaman
tablonun içine girmişsindir.
Ve çıkmak için
önce çerçeveyi kırman gerekir.

Ben bazen kalabalıkların ortasında

kendimi büyük bir odanın unutulmuş köşesi gibi hissediyorum.
Herkes konuşuyor,
herkes bir yere yetişiyor,
herkes kendisini anlatacak kadar
kendi hayatına sahip çıkıyor.

Ben ise
insanların birbirine değmeden yaşadığı
bu büyük şehirde
birbirimize ne kadar uzak olduğumuzu düşünüyorum.
Belki yalnızlık,
tek başına kalmak değildir.
Belki yalnızlık,
kendini anlatabileceğin binlerce insanın arasında
hiçbirinin senin sessizliğinin anlamını bilmemesidir.

Ve insan bazen
kendi içine öyle derin gömülür ki
orada bir mezar mı,
yoksa yeni bir dünya mı kurduğunu ayırt edemez.
Ben yine de içimde bir kapı bırakıyorum.
Paslanmış olsa da.
Çünkü insanın kendisine açtığı son kapı,
çoğu zaman dışarıya değil,
gerçeğe çıkar.

Aşık olmak bir sanattır.

Fakat sanat bazen,
yansıtıldığı kadar saf olmayabilir.
Tablonun gerçekten kime ait olduğunu bilmezsen tabii.

Bir insanı sevmekle,
onun sende bıraktığı görüntüyü sevmek,
aynı şey değildir.
Belki biz çoğu zaman;
insanları değil, onların içimizde çizdiği tabloları seviyoruz.
Bir bakışı yıllarca saklıyor,
bir sözü kader sanıyor,
bir vedayı ömrümüzün ortasına asıyoruz.
Sonra o insan gidiyor.
Tablo kalıyor.

Ve biz;
gidenin ardından değil,
duvarımızda kalan resmin önünde,
yas tutuyoruz.

Oysa renkler de değişir.
Mavi, bir gün gökyüzüdür;
başka bir gün uzaklık.
Kırmızı, bir gün aşktır;
başka bir gün yara.
Siyah, bazen ölüm değildir;
bazen insanın kendisinden sakladığı

en karanlık hakikattir.

Beyaz bile masum değildir her zaman.
Çünkü bazı lekeler,
üzerine ne kadar beyaz sürersen sür,
tablonun dokunaklı, eşsiz parçasını yok edemez.

Belki hayatın bütün meselesi de budur:
İnsan, kendisine gösterilen yüzle,
gerçekte olan arasındaki mesafeyi,
fark edebildiği kadar yaşar.
Fark etmediği yerde alışır.
Alıştığı yerde susar.
Sustuğu yerde,
kendinden vazgeçer.

Sonra bir gün,
aynı duvarın önünde durup,
neden bu kadar yabancı olduğunu sorar.
Oysa yabancılaşmak,
bir gecede olmaz.

İnsan kendisinden,
her gün biraz eksilir.
Bir düşüncesini erteler,
bir itirazını yutar,
bir acısını küçümser,

bir hayalini başkasının gerçeğine feda eder.

Ve sonunda
kendi hayatında misafir kalır.
Ben o yüzden,
tablonun önünde durmak istemiyorum artık.
Arkasına bakmak istiyorum.
Çivileri görmek, tahtanın eskimiş yerlerini,
ressamın elinin değmediği boşlukları,
boyanın altında kalmış çatlakları…

Çünkü gerçek
bazen resmin kendisinde değil,
resmin sakladığı yerde yaşar.
Ve belki insan,
hayatını değiştirmeye,
dünyayı değiştirmekle başlamaz.
Önce gördüğü şeye yeniden bakar.
Bir yabancının yüzüne, bir ağacın gölgesine,
kendi ellerine, yıllardır alıştığı odaya…

Sonra sorar:
“Ben bunu gerçekten görüyor muyum,
yoksa yalnızca alıştığım için mi bakıyorum?”
Belki o soru;
insanın kendisine açtığı ilk penceredir.
Ve pencere açıldığında, dışarıdaki dünya değişmez.

Ama hava değişir.
İnsan değişir.
Bir zamanlar duvar sandığı şeyin,
aslında yalnızca bir çerçeve olduğunu anlar.

Sonra tabloyu indirir.
Duvarın arkasında, tozlu bir ışık belirir.
Ve insan ilk kez kendi hayatının arka yüzünü görür.
Orada ne alkış vardır ne kalabalık,
ne de kusursuz renkler.
Sadece kendisi vardır.
Biraz kırılmış, biraz susmuş,
biraz da geç kalmış…

Ama hâlâ bakabilen gözleriyle.
Çünkü tepki veremediğin dünyada
ne yapıyorsun?
Eğer başka dünyayı duyamıyorsan,
Kendi dünyanı nasıl değiştireceksin?
Belki yaşamak, alışmayı reddetmenin başka adıdır.
Belki vicdan,
insanın hâlâ şaşırabilmesidir.

Belki aşk,
Bir tabloya sahip olmak değil;
Onun arkasındaki karanlığı da görebilmektir.
Ve belki özgürlük,

Duvardaki resmi değiştirmekten önce,
Ona bakışını değiştirmektir.

Ve ben;
Artık tablonun önünde değilim.
Arkasındayım.

Ve ilk kez;
gördüğüm bütün renklerin,
aslında bana ait olmadığını biliyorum.

Ve bana ait tek şeyin,
Yalnızlığım olduğunu da.

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Çiçeklere Özlem / Ahmet Ayhan

Eylül Özcan

Eylül Özcan

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Ağustos 2026
  • Temmuz 2026
  • Haziran 2026
  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Tablonun Arka Yüzü / Eylül Özcan
  • Çiçeklere Özlem / Ahmet Ayhan
  • Yol Kıraathanesi / Mehmet Özkedirci
  • Kara Kutuda Ne Var / Ulviye Kara Akçoş
  • Gelmeyişine / Eyüp Toru

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.