Evet, bugünkü konumuz sosyal medyada karşımıza çıkan, iyi ve samimi görünen o pozlar…
Eminim sizin de karşınıza çıkmıştır. Çalışan, halkla iç içe görünen siyasetçiler; yardımsever kimliğiyle ön plana çıkan ünlüler ve sosyal medya fenomenleri… İlk bakışta insana umut veren, güzel duygular uyandıran görüntüler. Peki, gördüklerimizin ne kadarı gerçek, ne kadarı birer manipülasyon tekniği?
Sosyal medyada görünen yüzünüzle samimi davranın, iyilik yapın ve insanların zihninde bu şekilde yer edinin. Peki ya kameralar kapandığında? Ya kadrajın dışında kalanlar?
Örneğin, bir siyasetçiyi görüyorum. Sürekli halkın içinde, insanlarla kucaklaşıyor, projeler üretiyor, vatandaşların sorunlarını dinliyor. Peki, gerçekte de böyle mi? Bana göre çoğu zaman hayır. Belki de yalnızca görünenin ötesini sorgulamayan insanlar için öyle. Çünkü bazen bir siyasetçi halkla kucaklaşır, tek tek insanların derdini dinler, ardından yanındaki kişiye dönerek emir verir:
“Şununla ilgilenin, bunu halledin.”
Peki, iyilik dediğimiz şey bu muydu? Bir insanın derdini dinlemek, gerçekten çözüm üretmekten daha mı önemliydi? İyiliğin mutlaka başkalarının gözü önünde yapılması mı gerekiyordu?
Bir de sıkça duyduğumuz şu düşünce var: “İyiliği gösterelim ki insanlar özensin, onlar da iyilik yapsın.”
Peki, sonra ne oluyor? Sosyal medyaya bakıyoruz, neredeyse her üç içerikten biri bir iyilik hikâyesi. Gündemde yaşanan bazı olaylarda da görüyoruz; bir insanın, bir ailenin ya da bir çocuğun acısı üzerinden içerikler hazırlanıyor. Arkada hüzünlü bir müzik, görüntülerde gözyaşları, anlatılanlarda çaresizlik… Ardından bağışlar toplanıyor. Fakat bazen o paranın gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşıp ulaşmadığı bile belirsiz kalıyor.
İyilik gösterildikçe cebe para giriyormuş, öyle mi?
İşin en acı tarafı, bu davranışlar yalnızca birkaç kişinin itibarını zedelemekle kalmıyor. İnsanların yardımlaşma duygusuna olan güvenini de aşındırıyor. Çünkü insan, kime güveneceğini bilemediğinde yardım etmekten de çekinmeye başlıyor. Şahsen ben, sosyal medyada uzun süre iyilik yaparak bağış toplayıp sonrasında aynı çizgide kalabilen çok az insan gördüm. Belki de yola çıkarken gerçekten iyi niyetlilerdi. Fakat nedense yolun bir yerinde amaç değişiyor, iyilik bir amaca değil, bir araca dönüşüyor.
Neden?
Hayatın her anında insanların duygularının istismar edilmesi, toplumun duygusal anlamda körelmesine neden oluyor. Üstelik bu durumdan en çok da gerçekten yardıma muhtaç insanlar zarar görüyor. Çünkü artık insanların karşısına çıkan her yardım çağrısı bir şüpheyle karşılanıyor.
Bir de sosyal deney adı altında reklam yapan işletmeler var. “Gel kardeşim, yemek bizden olsun.” diyerek ihtiyaç sahibi bir insanı sevindiren görüntüler paylaşılıyor. İlk bakışta ne güzel, diyorsunuz. Ancak biraz dikkatli baktığınızda bunun aslında baştan sona kurgulanmış bir işletme reklamı olduğunu görüyorsunuz. İyilik, bir pazarlama yöntemine dönüşüyor.
Bu yüzden küçük şehirleri biraz daha fazla seviyorum. Çünkü en azından bazı sokaklarında, bazı mahallelerinde henüz körelmemiş duygulara rastlayabiliyorsunuz. Her şeyin bir kameraya, bir beğeniye ya da bir etkileşime dönüşmediği yerler hâlâ var.
Peki, bütün bunları paylaşanların kaçı kamerasız, sessiz bir sokakta, kimsenin görmediği bir anda yardım ediyor? Kaçı gerçekten iyilik yapıyor, kaçı yalnızca iyilik yapan biri olarak görünmek istiyor?
Bu mesele yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın pek çok yerinde benzer örneklerle karşılaşıyoruz. Ancak atalarından misafiri, yoksulu ve ihtiyaç sahibini el üstünde tutmayı miras almış bir toplumda bu manzaralara şahit olmak insanın canını daha da acıtıyor.
Unutmamalıyız ki iyilik, görünür olduğunda değer kazanan bir davranış değildir. Bazen kimsenin bilmediği bir kapının ardında, bazen ıssız bir sokakta, bazen de karşılığında tek bir teşekkür bile beklemeden yapılan küçücük bir davranışta saklıdır.
Lütfen hoşgörümüzü, merhametimizi ve atalarımızdan miras kalan o iyi kalpliliğimizi kaybetmeyelim.
Dünya, her geçen gün sosyal medya bağımlılığına, bireyselleşmeye ve insanın kendi içine kapanmasına doğru sürükleniyor. Her şeyi göstermek, her anı paylaşmak ve her davranıştan bir karşılık beklemek zorunda değiliz.
Çünkü özümüzü kaybedip birer robota dönüşmek, belki de atalarımıza bırakabileceğimiz en büyük saygısızlıktır.
İyilik, alkışlandığında değil; kimse görmediğinde de devam edebildiğinde iyiliktir.
Kalın sağlıcakla.

