Bir devlet kurumunun haberleşme bölümüne mühendis olarak atanmıştım. Dairedeki ilk günüme hazırlanmak için erkenden uyandım. Kendime güzel bir kahvaltı hazırladım. Erken saatlerde pek olmayan iştahım sevincimden olsa gerek gayet yerindeydi. Radyoyu açıp beğendiğim ilk şarkıyı kendime armağan ettim. Aralık pencereden duyduğum kuş sesleri çalan şarkılara eşlik ederken kızarmış ekmekli, demleme çaylı kahvaltı ile karnımı bir güzel doyurdum. Sonbahar da ilk günündeydi o gün. Yaşadığım coğrafyaya geleli henüz saatler olmuştu.
Masayı toplayıp akşamdan hazır ettiğim kıyafetlerimi özenle giydim. Fönlü saçlarım biraz bozulmuş olsa da aldırmadım. Doğallığın insana çok yakıştığını savunurdum hep. At kuyruğu yaptım saçlarımı ve kakülüme biraz şekil verince gayet iyi göründüğümü düşündüm. Pastel tonlarda hafif bir makyaj… Ve işte hazırdım.
Bir yerlerde okumuştum: “Gün erken uyananlarındır.” diye bir söz vardı aklımda kalan. Yürüdüğüm yollar, üzerine adımlarımı bıraktığım kaldırımlar, bomboş sokaklar, caddeler, içinden usulca geçtiğim henüz yemyeşil park… Her şey bana ait gibiydi o gün. Yaz gibi bir gün başlıyordu sanki. Bulutsuzdu gökyüzü, hava ılıman, güneş parlaktı. İnsan başka ne isterdi ki…
Henüz üç hafta olmuştu buraya taşınalı. Öncesinde başka bir şehirde, bambaşka bir işteydim. Mutlu değildim. Sonrasında, ani bir kararla başvurduğum bu işe kabul edilmiştim ve artık buradaydım. Bir on beş dakika kadar sonra yeni başlangıçlardan birine merhaba diyecektim.
Yeni silinmiş parlak zeminde ilerlerken temizlik görevlisi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı bir hanım:
“Buyurun, birine mi bakmıştınız hanım kızım?” diye sordu gülümseyerek.
“Evet burada çalışıyorum, yeni başladım.” diyerek adımı söyledim ben de aynı şekilde gülümseyerek.
“Hayırlı olsun kızım. Erken gelmişsiniz epey. Hoş geldiniz.”
Hiç üşenmeden üçüncü kattaki odama kadar götürdü beni sağ olsun. Güneş gören, minik, sevimli bir odaydı. Duvarları çok açık bir yeşile boyanmıştı tam da benim sevdiğim gibi. Bir saate kadar yönetimde çalışanların gelmiş olacağını, o zamana kadar istersem odada oturabileceğimi ya da binayı gezebileceğimi söyleyip acele adımlarla odadan ayrılmıştı. Ben eşyaları incelerken elinde ince belli bardakta çayla çıkageldi sonra. Odayı mis gibi bergamotlu çay kokusu kaplamıştı.
Çayımı yavaş yavaş yudumlarken tül perdeyi araladığımda bir sürprizle karşılaştım. Pencere önündeki mermerin köşesinde bir güvercin yuvasının üzerine yatmış bana bakıyordu. Onu ürkütmemek için perdeyi usulca kapatmıştım. Anlaşılan o ki bir oda arkadaşım vardı. Dışarıda da olsa sonuçta odamın bir köşesinde sessizce yavrularını bekliyordu. Onlar da ilk başlangıçlarını yapacaklardı ve ben de buna şahit olacaktım.
Çayımdan son yudumları alırken eskiden güvercinlerin ayaklarına bağlanan mesajlarla iletişim kurulduğunu hatırladım ve bir haberleşme kurumunda olduğum için bu çok manidar gelmişti bana. Gülümsedim.
Komşum güneş banyosunu yaparken ben de az sonra aşağıya inecek bir sürü insanla iletişim kuracaktım…


