Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadı insan. Ulu ağaçların gövdesine sığmadı; taştan kalelerde tahtlar kurdu, karanlık köşelerine zindanlar yaptı. Ateşin sıcaklığıyla ısındı ancak yetinmedi; göğe uzanan dumanlarda zulüm dolu acılar yaşattı.
Demiri dövdü, kılıç yaptı. Kılıç yetmedi, ordular kurdu. Ordularla da yetinmedi, topraklar elde etti. Topraklar yetmedi, başka toprakların hayalini kurdu; daha yüksek duvarlar, daha büyük saraylar istedi. Doymadı insan, yetinmek nedir bilmedi. Parıltısına hayran olduğu taşlar avucunun içine sığmasın istedi.
Zaman aktı, çağlar değişti. Ormanlar, terk edilmiş kaleleri yutarken, insan bu kez ormanları feda edip daha yüksek kaleler inşa etti. Demiri dövmeyi bıraktı, demirden ordular yaptı. Ağaçların yeşilini sevmeyi bıraktı, yeşilden kağıtlar yaptı. Bu kağıt parçasını çok sevdi; üzerine resimler bastı, saymakla bitmesin istedi. Daha fazlasına sahip olmak için yaktı, yıktı; açgözlü ruhu doymak bilmedi. Çok sevdiği değerli taşları ve taptığı kağıt parçaları daha da çoğalsın istedi. Ta ki göğe yükselen dumanlar güneşi örtene, kendi gölgesini karanlığın içinde kaybedene kadar hiç durmadı.
Ölmeyecekmiş gibi yaşayan insan, yaşayacağı bir dünya bırakmadı.
Yazıyı nasıl buldunuz?
Oy için yıldıza tıkla!
Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı
Oyu yok
We are sorry that this post was not useful for you!
Let us improve this post!
Tell us how we can improve this post?


