Semerkant-Ankara arası aslında beş saat sürüyordu. Gel gör ki bu yolculuk beş saatle kalmıyordu. Çünkü aktarmasız gidilmiyordu. Maddi olarak da epey tuzluya çıkıyordu.
Gurbet, altı yıldır Türkiye’de yaşıyordu. Birkaç iş değiştirmiş, altı ay önce de Hüsniye hanıma bakmaya başlamıştı. Pazartesi sabahtan cuma akşamına kadar gece gündüz dört duvar arasında birlikteydiler. Hasta ve yaşlı bakımında uzman olduğu için aranan bir elemandı Gurbet. Özbekistanlı arkadaşlar, gurbet grupları kurmuşlardı kendi aralarında. Birbirlerini destekliyor, kısa sürede iş bulmalarını sağlıyorlardı. Hafta sonlarında, “Ankaralı Özbekler” buluşması yapıyorlardı. Bu toplantılarda dertleşiyor, birbirlerine içlerini döküyor, Ankara’nın güzel yerlerini keşfediyor, memleket hasretini takmıyorlardı.
Sabah her zamanki gibi erkenden kalktı Gurbet. Odasından çıkmak üzereyken yaşlı kadın ona seslendi. Zaten sürekli seslenirdi.
-Gurbet neredesin?
-Geldim abla.
-Deminden beri neredeydin?
-Siz çağırınca geldim abla.
-Cevap verme bana.
-İlacını da getirdim abla.
-Oraya bırak, ben içerim.
-Hayır şimdi vereyim. Kahvaltıdan önce içmeniz gerekiyor.
-Sonra içerim dedim.
-Zehra hanımın kesin talimatı var. Şimdi içmeniz gerekiyor.
– Zehra ne karışıyor? Kızımdan emir mi alacağım ben?
-Suyunuzu da getirdim.
-Tamam ver şunu, bıktım sizden.
-Hasan amcanın da ilacını getirdim, onu da vereyim.
-Kızım senin evin yok mu, her gün sabahın köründe bizim eve geliyorsun?
-Yardım edeyim de kalkın. Yürütecinizi de getirdim. Önce tuvalete gidelim. Sonra mutfağa geçeriz. Kahvaltıyı hazırlarım.
-Ben kendim gidiyorum tuvalete.
-Tamam gidelim.
O sırada, Gurbet’in telefonunu çaldı. Özbekistan’da Semerkant’ta bulunan kızlarından büyük olan, Lola arıyordu. Gurbet, iki kızını annesine bırakmış, Türkiye’de yaşlı ve hasta bakımı yaparak, onların geçimini sağlıyordu. Aslında mesleği hemşirelikti. Semerkant’ta bir hastanede çalışmıştı yıllarca. Orada kazandığı para yeterli gelmiyordu. Türkiye, epey zamandır yaşlı ve çocuk bakımı ile temizlik işleri konusunda geniş bir iş sahasıydı. Meslek sahibi olan Özbek kadınlar sıkça buraya gelip çabucak iş buluyorlar, ülkelerine para gönderiyorlardı. Çocuklarına memlekette anneleri bakıyordu.
Gurbet telefona bakamadı, telefon çaldı çaldı sustu. Yaşlı kadın tuvalete oturduktan sonra beklerken şöyle bir göz attı. Lola’nın mesajını gördü. Annesi cevap veremeyince mesajla durumu bildirmişti kızı. Kardeşi düşmüş kafasını çarpmıştı. Anneannesi söylemek istememişti. Kardeşi dünden beri hastanede yatıyordu. Durumu pek iyi değildi. Gizlice haber vermek istemişti.
Mesajı tam bitirmeden yaşlı kaldın tuvaletten kalkmaya yeltenince telefonu bıraktı. Ona yardım etmek için davrandı. Ama kafası allak bullak olmuştu. Yaşlı kadının kahvaltısını yaptırıp, ilaçlarını da verdikten sonra onu salona götürdü. Her zamanki kanepesine oturttu. Sonra mesajı yeniden okudu. Durumun vahametini o zaman kavradı. Hemen diğer odaya gidip kızını aradı. Gurbet’in konuşmasını duyan yaşlı kadın, onu çağırmaya başladı. Bir taraftan kızıyla konuşurken bir taraftan yaşlı kadın düşer mi diye düşünüyordu. Mecburen onun yanına geldi. Kadın kalkmaya çalışıyordu. Düşmesin diye onu tutmak zorunda kaldı. Telefonu bir kenara bıraktı. Kafasını toparlayamıyordu. Evde bir şeyler olmuştu. Kızı düşmüş, hastaymış. Annesi haber vermek istememiş. Ama diğer kızı dayanamamış söylemiş. Detayları bilmese de zihni eksikleri tamamlıyordu. Kızının hastanedeki görüntüsü geldi gözünün önünde. İçi burkuldu, elleri titremeye başladı.
Gurbet, kocasından uzun yıllar önce ayrılmıştı. Çocuklar önceleri görüşüyordu babalarıyla. Ama geçen yıl kızı para istediğinden beri bir daha aramamıştı. Adam o günden beri telefonu da açmadı. Zaten yıllardır Rusya’da olduğu için çocuklar neredeyse yüzünü bile unutmuşlardı.
Hüsniye hanım yine kızdı..
-Kız kiminle konuşuyorsun çen çen? Terliğimi giydir.
-Terliğin ayağında abla.
-Olsun gel buraya.
-Buradayım abla.
-Suyumu ver.
-Suyun da burada.
Gurbet memleketine gidip döneli altı ay olmuştu. Çocukları burnunda tütüyordu. Ama para biriktirmek için sık sık gitmiyordu. Bu ay zaten çok masraf etmişti. TC vatandaşı olmak için müracaat etmiş, sonucu bekliyordu. İleride kızlarını da buraya getirip, ev tutup onlarla yaşama düşüncesi yıllardır hayallerini süslüyordu.
Yaşlı kadının kızından memleketine gitmek amacıyla izin almak için alelacele bir mesaj yazdı. Hüsniye hanım mutfakta bağırmaya başlamıştı.
-Kız nereye kayboldun yine? Sabahın köründe bize geliyorsun, her gün bizde oturuyorsun, yemekleri yiyorsun ben çağırınca da gelmiyorsun.
Hüsniye hanım, Gurbet’in kendisine bakmak için geldiğini bilmiyordu. O nedenle her gün neden bize geliyorsun diye sürekli Gurbet’i taciz ediyordu. Kızı geldiği zaman onu şikayet ediyordu. Kızı bazen yaşlılara devletin bakıcı gönderdiğini, Gurbet’in de bu nedenle evlerine her gün geldiğini söylüyordu. “Sana yardım etmek için geliyor.” diyordu. Yine de annesini durduramıyordu. Annesi Gurbet’e para verdiklerini bilmiyordu. Ücretsiz geldiğini sandığı halde, hem bir dakika boş durmasını istemiyor hem de sürekli aşağılıyor, kızıyor, çok yemek yedin diye taciz ediyordu. Aklı gidip geliyor, Gurbet’in burada bulunuş sebebini her seferinde başka türlü algılıyordu.
Gurbet, kızlarının hasretine onları okutup büyütmek için katlanıyordu. Şimdi kuş olup uçmak, bir an önce kızını görmek istiyordu. Hüsniye hanımın söylenmelerine aldırmadı. Onun kızı olan Ayşe hanımı aradı, memlekete gitmek için izin istedi. “Annemi ne yapacağız? Ben çalışıyorum. İzin alamam.” cevabını alınca patladı. Zaten zor tahammül ettiğini, annesinin onu canından bezdirdiğini söyledi. Gözü artık vatandaşlık falan da görmüyordu. Sadece kızının hayali vardı aklında. Zaten çok yıpranmıştı. Artık köprüleri atmak geliyordu içinden. Memleketinde mesleğine devam edebilirdi. Hastanede hemşirelik yapmak yaşlı bakmaktan çok daha kolaydı. Sürekli konuşan, durmadan kendini öven, hep başkalarını kötü ve eksik gösteren hikayeler anlatan bir yaşlıyla aynı evde 24 saat geçirmekten daha iyidir diyordu. Hüsniye hanımın her istediğini anında yerine getiriyor, hatta istemediklerini bile yapıyordu. Fakat asla memnun edemiyordu.
Zaten gurbette yaşamak da canına tak etmişti. Dört arkadaşı ortak bir ev tutmuşlardı. Hafta sonlarında herkes çalıştığı evden oraya geliyordu. Birlikte iki gün geçiriyorlardı. Onlarla anlaşmak da ayrıca yoruyordu Gurbet’i. Her biri ayrı telden çalıyordu. Dinlenme, gezme, evi temizleme konusunda tartıştıkları çok oluyordu.
Gurbet Türkiye’ye geldiği zaman çok bakımlı, alımlı, bembeyaz yüzü pürüzsüz güzel bir kadındı. Altı yıl boyunca çok değişti. Her zaman sarı olan saçını boyamayı bıraktı. Aldığı kiloları uzun boyu tolere ediyordu ama artık etine dolgun bir kadın olmuştu. Fakat gözlerindeki ışıltı hiç sönmüyordu. Yüzünde derinleşen çizgiler onu rahatsız etmiyordu. Bakım yapmayı epeydir bırakmıştı.
Kararını verdi. Artık bu serüven son bulmalıydı. Ayşe hanıma “Ben gidiyorum, kızım çok hastaymış, siz ne yaparsanız yapın.” diyerek telefonu kapattı. Hanımının bağırmalarına hiç aldırmadan Semerkant için bilet almaya çalıştı. Ankara’dan uçuş yoktu. İstanbul üzerinden gece bir uçuş buldu. İstanbul’a gitmek için de otobüs bileti aldı. Üç beş parça kıyafetini toparlarken hanımı yeri göğü inletiyordu. İki saat sonra gelen kızına yaşlı kadını emanet edip evden ayrıldı.


