KUŞ YUVASI/ CEMAL NURKUT UĞURELİ

Kapının tam önündeydik kapı sonuna kadar açıktı.
Ben gelmeyeceğim gidin artık diye bağırdıkça
aşağıdaki boş dükkanlar sesimle yankılanıyordu. Kız
kardeşim: “Abla abla ne olur gel, bak babam da seni
çok istiyor; gel hadi.” diyordu. Babam nasırlı elleriyle
ellerimden tutmuş, bir mengene soğukluğuyla elimi
sıkıyordu. Bense ellerimi çekiyor kendinden emin bir
şekilde :”Gelmeyeceğim sizinle anlamıyor musunuz ?”
diye bağırıyordum. Babam gözlerini üzerime dikmiş
kararlılığını anlatırcasına keskin bir bıçak gibi bana
bakıyordu. Bense ondan korkmadığımı belirtircesine
gözlerimi, büyüyen göz bebeklerinden ayırmıyordum.
Kız kardeşim eteğime yapışmış çekiştiriyor
ağlayarak :” Hadi, hadi !” diyordu.
Babam toprağında kurumuş bir ağaç gövdesi gibi
duruyor, avuçlarımı sıkıyor, sesini hiç çıkarmıyordu.

Nasıl çıkarsındı ki…Sesini çıkarmaya hiç yüzü yoktu.
Kız kardeşimin abla diyerek alabildiğine bağırması
babamın daha da çok işine geliyor ama benim
direncimi gördükçe sinirden kıpkırmızı oluyordu. O
kararlılıkla birden ellerimi babamın nasırlı ellerinden
kurtarıp kapının demir kolunu yakaladım. Bendeki
direnmeyi gören babam, gözlerini gözlerimden çekmiş,
kız kardeşime doğru bakarak son kozlarını oynamaya
başlamıştı. Babam boynunu büküp kız kardeşimin
ağlayışlarına bakıyor, son olarak içimde küçücük
kalmış yüreğime kız kardeşimle girmeye çalışıyordu.
Bu sahneyi daha fazla uzatmamak için kapıyı ikisinin
de suratına öyle bir çarpmak istiyordum ki bir daha
benim yanıma gelmesinler. Sonsuza kadar hayatımdan
çıksınlar istiyordum. Çünkü babamın bu acındıran
yüzünü bir daha görmek istemiyordum. Yüreğimdeki o
acıma duygusuyla kardeşime bakıp bir anlık yanlış bir
karar vermek istemiyordum. Babamın kız kardeşimi
buraya getirmesinin sebebi; soğuk bir örümceğin avını
ele geçirmek için yaptığı hamleden başka bir şey
değildi. Babamı çok iyi tanıyordum. Dört sene beraber

geçirsek de burada geçirdiğim on iki sene, hep
çocukluğumun muhasebesiyle geçmişti. Babamın
yüreğindeki nasır, ellerindeki nasırdan daha sertti. Ben
de onun kızı değil miydim, o ne kadar vicdansızsa ben
de bir o kadar inatçıydım.
On iki sene geçirdiğim, etkilendiğim bu ailenin
yanında kalbim bir mum kadar yumuşamıştı. Ama
gelgelelim konu babam olunca yüreğim bir o kadar
taşa kesiyordu. Beni bıraktığı aile, büyük bir kalbe
sahipti. Dört yaşında tanıştığım bu insanlar benim
gerçek ailem olmuştu. Şu anda kapıdan kovmaya
çalıştığım babam ve kardeşim, bir elimden beni tutmuş
ve yüzsüzce tekrar beni buradan alıp götürmek
istiyorlardı. Babamın duygularında samimi olduğuna bir
an olsun inansam gözümü kırpmadan gerçek ailem
dediğim bu evden çıkıp giderdim ama samimiyetine
inanmadığım için bir o kadar daha kinleniyordum.
Babamın buradan beni çıkarıp ne yapacağını aslında
biliyordum ama kendime bir türlü bunu itiraf
edemiyordum.

Babam kendi evlatlarını bir taş gibi emanet edip
sonrasında o taşı, işine geldiğinde almasını bilen bir
yılan gibiydi. Artık bu yılanı görmek istemiyordum.
Kalbimin atışları artmış sinirlerim bir yay gibi gerilmişti.
Bir elimde kapının tokmağı karşımdakilere ayak
diretirken birden kardeşimin yüzüne bakmadan
çekiştirdiğim eteğimi ondan kurtarıp kapının tokmağına
asıldım ve kapıyı tüm gücümle öyle bir savurdum ki
kapının arkasındakilerin kapıyı bir daha çalmaya
cesaretleri olmadı.

Arkaya gizlenmiş şekilde içerden beni izleyen
Özge:”Üzülme artık.” diyerek omzuma elini koydu.
Gözyaşlarımı sildi, ben de ona sıkıca sarıldım. Ben
seni nasıl bırakabilirim; onlar beni bir kere bıraktı
diyerek hüngür hüngür ağladım.
Özge benim bu kadar çok üzüleceğimi tahmin bile
etmiyordu.Tabii ki gitmeyeceğimi biliyordu ama benim
bu kadar üzülmem onu da derinden sarsmıştı. Tedirgin
bir serçeyi okşar gibi beni okşuyor sakinleştirmeye
çalışıyordu. Sevecen bir abla edasıyla :” Benim bundan

sonraki ailem sensin; seni bırakacağımı sakın
düşünme. Senin annen ve baban, benim de annem ve
babam. Burada ne güzel bir aileyiz değil mi ? Babamı
ve kardeşimi buradan kovmam seni germesin lütfen.”
diyerek onun tedirginliğini gidermeye çalıştım.

Biraz dinlenmek istiyorum, diyip kendimi her zaman
rahat hissettiğim odama çekildim. Yatağıma uzandım,
babamın elimden tutup da küçücük halimle bu eve
getirdiğini hatırladım. Küçük bir kızdım, dört
yaşındaydım. Babam bana bakamayacağını
söyleyerek beni bu aileye bırakıp gitmişti. Benim
duygularımı annesizliğimi hiç düşünmeden bir emanet
eşyaymışım gibi beni buraya bırakıp gitmişti.
Şimdilerde hep soruyordum kendime, acaba hiç mi
giderken yüreği parçalanmamıştı.
Babam, bizim bu hale gelişimize bir suçlu
bulacaktır elbette. Annemin bizi bırakıp gidişini
sorgulayacaktır. Bize bakamadığını anlatacaktır,
kendini aklamaya çalışacaktır.

Anneme gelince onun kalbini düşünmek bile
istemiyorum, onun taşlaşmış olabileceğini hayal bile
edemiyorum. Bir annenin yüreği dört yaşındaki bir
çocuğu nasıl bırakır ve bir daha asla arkasına bakmaz
ve çocuğunu bir daha arayıp sormaz.Annemin kalbi bir
taş işçisinin elinde olsaydı; sanırım onu hiçbir şekle
sokamazdı, çünkü annemin kalbi taştan da sert; taştan
da acımasızdı diye düşünüyorum.

Hiçbir zaman aklımdan gitmeyen o sahneyi
hatırlıyorum. Annem ile köyde tarladan gelirken o kuş
yuvasını nasıl da hoyratça dağıtmıştım. Bu olayın
benim de hayatımı mahvettiğini düşünürdüm. Bir
ağacın kovuğunda özenle yapılmış küçücük bir kuş
yuvasının yumurtalarını etrafa fırlatmıştım. Kendi
başıma gelenleri düşündükçe kuşlar intikamını alıyor
diye düşünüyordum.
Babam zaman zaman yaşadığım şehre gelir bana
görünmeden Özge’nin babası Mehmet Amca‟dan para
alır, Mehmet Amca her defasında mutlaka babama
para verir, beni almasın çocuğu başka bir aileye

vermesin diye hiçbir zaman babamın isteğini geri
çevirmezdi. Babam kız kardeşimi de yanına alıp bu eve
gelmişti. Tek başına gelse kapıyı hiç açmayacağımı
biliyordu. Kız kardeşim için dayanamayacağımı
düşünüyordu.
Evet kapıda kardeşimin ağlamasına dayanamıyordum
fakat babamın yılan sinsiliğiyle buraya gelişine, soğuk
bir tüccar yüzsüzlüğüyle karşıma çıkışına direncim
bundandı.O kapıyı savuruşum, sinsi yılanın başını
ezmek gibiydi. Benim gözlerimde annemin inatçılığını
gören sinsi yılan zehrini akıtamadan çekip gitmişti.

Loading

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Yazmanın kişisel anlamda insanın yolculuğuna iz bırakmak ,aynı zamanda insalığın yazın yaşamına katkı sunmak olduğu ilkesiyle üretim sürecine girdim. Bu üretim her zaman kendiliğinden gelişen bir durumdu. Hep içimden geçenleri edebiyat normunda okuyucularımla buluşturma motivasyonu beni diri tutmakta. Almanya doğumluyum. Orta öğrenimimi Adana'da tamamladım.Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Edebiyat Öğretmenliği bölümü mezunuyum.Adana ÇEAŞ Anadolu lisesinde Edebiyat öğretmeni olarak halen çalışmaktayım.
Yazı oluşturuldu 10

Bir cevap yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön