
Bazı hayaller vardır; insan onları gerçekleştirmek için değil, onlardan vazgeçemediği için taşır. Çünkü bazı hayallerden vazgeçmek, insanın kendisinden vazgeçmesi gibidir.
Hasan Ali Çölük
İnsanın hayatında bazı anlar vardır.
Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiştir. Aynı sokaklar, aynı insanlar, aynı hayat devam eder. Fakat insanın içinde bir şey değişmiştir artık.
Bir sabah uyanırsınız ve içinizde tarif edemediğiniz bir özlem olduğunu fark edersiniz.
Daha fazlasını görmek…
Daha fazlasını yaşamak…
Daha fazla insan tanımak…
Daha özgür olmak…
Ve içinizde yıllardır sessizce bekleyen o soru yeniden ortaya çıkar:
“Ben hayatımı gerçekten istediğim gibi mi yaşıyorum?”
Bu soru, insanın kendisine sorabileceği en zor sorulardan biridir.
Çünkü cevabı bazen bütün hayatınızı yeniden düşünmenize neden olur.
Benim de içimde uzun zamandır büyüyen bir hayalim var:
Dünyayı gezmek.
Bu, benim için yalnızca farklı yerleri görmek anlamına gelmiyor.
Ben dünyayı insanlarıyla tanımak istiyorum.
Bir sokakta yürürken insanların yüzlerine bakmak, onların günlük hayatlarını görmek, farklı sofralara oturmak, hiç bilmediğim yemekleri tatmak, başka dillerin arasında kaybolmak ve bütün bu farklılıkların içinde insanlığın ortak tarafını bulmak istiyorum.
Çünkü bana göre dünya, haritada çizilmiş sınırlarla anlatılamayacak kadar büyük.
Bir ülkenin gerçek hikâyesi yalnızca tarihi binalarında değil, sabah erkenden açılan küçük bir dükkânda da saklıdır.
Bir şehrin ruhu yalnızca meydanlarında değil, mahalle aralarında yaşayan insanların hayatında gizlidir.
Ve bazen dünyanın en uzak köşesinde tanıştığınız bir insan, size kendinizden hiç beklemediğiniz bir şeyi anlatabilir.
Belki de yolculuğun en güzel tarafı budur.
İnsan uzaklara gittikçe kendisine yaklaşır.
Fakat her hayal gibi benim hayalimin de içinde korkular var.
Bilinmeyenden korkuyorum.
Başaramamaktan korkuyorum.
Yalnız kalmaktan korkuyorum.
Bazen “Ya olmazsa?” diye düşünüyorum.
Bazen insanın zihninde küçücük bir soru büyür ve kocaman bir duvara dönüşür:
“Ya yapamazsam?”
Fakat sonra kendime başka bir soru soruyorum:
“Ya hiç denemezsem?”
İşte asıl korktuğum şey bu.
Bir gün geriye dönüp baktığımda, gerçekleştiremediğim bir hayalden çok, gerçekleştirmeyi hiç denemediğim bir hayalin ağırlığını taşımak…
“Keşke…”
Ne kadar kısa bir kelime.
Ama insanın hayatında bazen yıllarca taşıdığı kadar ağır.
Keşke gitseydim.
Keşke cesaret etseydim.
Keşke kendime daha çok inansaydım.
Keşke başkalarının ne söyleyeceğini düşünmek yerine kendi kalbimi dinleseydim.
Ben hayatımın sonunda “keşke”lerin arasında kalmak istemiyorum.
Belki her hayalimi gerçekleştiremeyeceğim.
Belki bazı yollar düşündüğüm kadar kolay olmayacak.
Belki bazen yorulacağım, bazen korkacağım, bazen yolumu kaybedeceğim.
Ama yine de yürümek istiyorum.
Çünkü artık şunu biliyorum:
Cesaret, korkunun yokluğu değildir. Korkunun elinden tutup onunla birlikte yürüyebilmektir.
İnsan bazen güçlü olduğu için değil, başka seçeneği kalmadığı için değil; kalbinin bir yerinde hâlâ küçücük bir umut olduğu için ayağa kalkar.
Ben o umudu kaybetmek istemiyorum.
Hayallerimin mükemmel bir zamanı olsun diye beklemek istemiyorum.
Daha çok param olduğunda…
Daha fazla zamanım olduğunda…
Daha cesur olduğumda…
Her şey yoluna girdiğinde…
Çünkü hayatın bütün şartlarının aynı anda mükemmel olacağı bir gün belki de hiç gelmeyecek.
Hayaller ertelendikçe büyümez; bazen insanın içinde sessizce yaşlanır.
Ben kendi hayallerimin yaşlanmasını istemiyorum.
Onları yaşamak istiyorum.
Bu yüzden önümdeki yolun bütün ayrıntılarını bilmeden yürümeye razıyım.
Çünkü hayatın bize sunduğu en güzel şeylerden biri de bilinmeyendir.
Bilmiyorsunuzdur.
Neyle karşılaşacağınızı, kiminle tanışacağınızı, hangi sözün sizi değiştireceğini, hangi günün hayatınızda iz bırakacağını bilmiyorsunuzdur.
Ama işte tam da bu yüzden heyecan vardır.
Bilinmeyen, bazen korkulacak bir boşluk değil; yaşanmamış ihtimallerin adıdır.
Ben o ihtimallere inanmak istiyorum.
Bir gün hiç tanımadığım bir insanla aynı masada oturup hayatlarımızı birbirimize anlatabilmek…
Hiç bilmediğim bir sokakta yürürken kendimi evimdeymişim gibi hissedebilmek…
Bir manzaraya bakıp uzun süre hiçbir şey söylemeden sadece hayran kalabilmek…
Ve yıllar sonra hatırladığımda yüzümde bir gülümseme bırakacak anılar biriktirmek…
Bunları istiyorum.
Çünkü insanın hayatında biriktirdiği en değerli şey bazen para, eşya ya da başarı değildir.
Hatırladığında kalbini ısıtan anlardır.
Bir insanın gülümsemesi…
Bir dostluğun başlangıcı…
Paylaşılan bir ekmek…
Beklenmedik bir iyilik…
Hiç tanımadığınız birinin size uzattığı yardım eli…
Bunlar hayatın sessiz hazineleridir.
Ben de böyle bir hayatın peşindeyim.
Sadece kendim için değil.
Belki benim yolculuğumu okuyan veya izleyen başka biri de kendi hayalini hatırlar diye…
Belki yıllardır “Artık çok geç” diyen biri, bir gün yeniden umut eder diye…
Belki cesaret edemeyen bir insan, başka birinin cesaretinden güç alır diye…
Çünkü bazen bir insanın attığı tek bir adım, başka bir insanın hayatında kocaman bir kapı açabilir.
Benim için Aliço’nun Yol Hikâyeleri de tam olarak böyle bir hayalin ifadesi.
Bir kamera, bir yol ve anlatılmayı bekleyen hikâyeler…
Ama bütün bunların arkasında çok daha büyük bir duygu var:
Özgür yaşama isteği.
Kendi yolumu seçebilme isteği.
Dünyayı merak etme isteği.
İnsanları birbirinden ayıran sınırların ötesine bakabilme isteği.
Çünkü özgürlük benim için yalnızca istediğin yere gidebilmek değil.
Özgürlük, kendi hayatının sorumluluğunu alabilmek.
Korktuğun halde karar verebilmek.
Yanlış yapma ihtimaline rağmen denemek.
Ve bir gün aynaya baktığında kendine dürüstçe:
“Ben hayallerimin arkasında durdum.”
diyebilmek.
Belki hayat bana her istediğimi vermeyecek.
Ama ben hayattan istediğim her şeyi istemeye devam edeceğim.
Çünkü insanın elinden bazı şeyler alınabilir.
Zamanı alınabilir.
Parası azalabilir.
Yolları zorlaşabilir.
Planları değişebilir.
Ama içinde taşıdığı umut ve hayal, kendisi izin vermediği sürece elinden alınamaz.
Ben hayalimi korumak istiyorum.
Korkularımın altında ezmeden…
Başkalarının sözlerinin altında bırakmadan…
“Olmaz” diyen seslere rağmen…
Çünkü bazen insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, kendi hayaline ihanet etmemektir.
Belki yol uzun olacak.
Belki bazı günler yalnızca bir adım atabileceğim.
Ama bir adım da olsa atacağım.
Çünkü biliyorum ki büyük yollar, büyük adımlarla değil; küçük ama vazgeçilmeyen adımlarla tamamlanır.
Ve belki yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, bugün verdiğim bu kararın hayatımın en önemli kararlarından biri olduğunu anlayacağım.
Belki o zaman korkularımı hatırlayıp gülümseyeceğim.
“Ne kadar korkmuşum,” diyeceğim.
Sonra da kendime şunu söyleyeceğim:
“Ama yine de yürümüşsün.”
İşte benim istediğim hayatın özeti belki de bu.
Korksam da yürümek.
Yorulsam da yürümek.
Bazen yalnız kalsam da yürümek.
Yolumu kaybetsem bile yeniden aramak.
Çünkü insanın hayatındaki en güzel manzaralar, çoğu zaman cesaret edip çıktığı yolların sonunda karşısına çıkar.
Ve ben artık hayatı uzaktan seyretmek istemiyorum.
Hayatın içinde olmak istiyorum.
Dünyanın sesini duymak…
İnsanların hikâyelerini dinlemek…
Yeni yollar görmek…
Yeni dostluklar kurmak…
Ve her yolculuktan biraz daha değişmiş olarak dönmek istiyorum.
Belki dünyayı tamamen keşfedemeyeceğim.
Belki bütün yolları yürüyemeyeceğim.
Ama önümde hâlâ keşfedilmemiş bir dünya olduğunu bilmek bile bana yetiyor.
Çünkü insanın hayatını güzel yapan, her şeyi bilmesi değil;
merak etmeye devam etmesidir.
Ben merak etmeye devam edeceğim.
Hayal etmeye devam edeceğim.
Korksam da cesaret etmeye devam edeceğim.
Ve kendime verdiğim en önemli sözü tutmaya çalışacağım:
Kendimi yarı yolda bırakmayacağım.
Bir gün bu yolun nereye varacağını bilmiyorum.
Ama artık bunun cevabını bilmek zorunda olmadığımı düşünüyorum.
Çünkü bazı yolculuklarda önemli olan vardığın yer değildir.
Önemli olan, yola çıkarken kim olduğun ve yolun sonunda kim olduğundur.
Ben yolun sonunda kendime daha yakın, daha özgür ve daha cesur bir insan olarak bakmak istiyorum.
Ve eğer bir gün bu yazıyı okuyan biri kendi içinde sessizce sakladığı hayalini hatırlarsa…
Eğer bir insan “Ben de yapabilirim” derse…
Eğer biri yıllardır ertelediği ilk adımı atmaya karar verirse…
İşte o zaman benim hayalim, yalnızca benim hayalim olmaktan çıkar.
Başka bir insanın umuduna dönüşür.
Belki de insanın dünyada bırakabileceği en güzel iz budur:
Kendi hayalinin peşinden giderken, başkasına da cesaret verebilmek.
Benim hikâyem daha bitmedi.
Belki daha yeni başlıyor.
Önümde yollar, önümde bilinmeyenler, önümde yaşanmamış günler var.
Ben hepsini kucaklamak istiyorum.
Korkusuyla…
Heyecanıyla…
Hüznüyle…
Sevinciyle…
Özgürlüğüyle…
Çünkü artık biliyorum:
Hayat, beklediğimiz gün geldiğinde başlamıyor.
Hayat, cesaret edip ilk adımı attığımız anda başlıyor.
Ben ilk adımımı atmak istiyorum.
Ve yolun sonunda ne bulacağımı bilmeden, ama kalbimde ne taşıdığımı bilerek yürümek istiyorum.
Bir bavuldan daha ağır, bir haritadan daha büyük bir şey taşıyorum içimde:
Bir hayal.
Ve o hayalin adı:
Bir Hayalin Peşinden Dünyaya.

