Sen, sevgiyi
birinin gölgesinde durmak sandın kadın.
Gölge çekildiğinde
yerinde kalmayı öğrendin.
Kimse sormadı
dizlerindeki morlukların nereden geldiğini.
Sen de sustun.
İnsan, en çok
kimsenin merak etmediği yerde susmayı öğreniyor.
Yıllar geçti.
Yüzüne başka yüzler,
omuzlarına başkalarının yükleri yerleşti.
Yürüdün.
İçinde bir yer
hep aynı yaşta kaldı.
Geceleri
o küçük kız çıkıyor karşına.
Eteklerinin ucunu avuçlamış,
gözlerinde kocaman bir bekleyiş.
“Beni biri sevsin,” diyor.
Sen cevap veremiyorsun.
O kızın beklediği şey
senin de hâlâ bulamadığın bir şey.
Bir gün biri
eline kırmızı bir balon tutuşturdu.
Bir söz belki,
bir bakış,
hatırlanmış küçücük bir ayrıntı.
Sen bir ömrün açlığını
o ince ipe bağladın.
Kaktüslerin arasından geçtin.
Dikenler ayaklarına battı.
Sen başını kaldırıp
balonun gökyüzündeki yerini kolladın.
İp avucunu kesti.
Parmakların morardı.
Tutmaya devam ettin.
O küçük kız korkuyordu.
Bırakırsan
bir daha kimsenin onu düşünmeyeceğini sanıyordu.
Balon patlamasın diye
kendi nefesinden bile kıstın.
Oysa kadın,
balon çoktan sönmüştü.
Küçük kız
ilk günün sevincini taşıyordu.
Sen
kanayan avucunu saklıyordun.
Körler pazarında
aynalar sattın yıllarca.
Her aynaya biraz kendini koydun.
Birinin durup bakmasını,
yüzünde senden başka birinin de
yaşadığını anlamasını bekledin.
Kimse durmadı.
Aynalar el değiştirdi,
senin yüzün sende kaldı.
O küçük kız yine karşında.
Elinde balon yok.
İpi tutan
küçük, kızarmış bir el.
Ona
bir şey söyleme.
Elini aç.
İp avucundan ayrılsın.
Yıllardır ilk kez
parmakların birbirine değsin.


