“Merhaba,” dedi, “ben falancanın karısıyım.”
Kısa bir duraksamadan sonra, dudaklarımdan sadece “Merhaba,” kelimesi dökülebildi.
Oysa o birkaç saniyelik sessizliğin içine bir dünya sığdı. İç sesim, kendi kulaklarımı sağır edecek bir çığlıkla konuşuyordu: “Beni senin kimin karısı olduğun ilgilendirmiyor ki canım kadın. Sen kimsin, bana o gerek. Adın ne, bu hayatta kendi ayaklarının üzerinde durduğun o bir karış toprak neresi, bana ondan bahset. Ev hanımlığı mıdır senin mesleğin, yoksa masa başında dirsek çürüttüğün başka bir işin mi var? Ya da dur, hiçbiri olmasın; bir unvanın, bir kartvizitin de bulunmasın. Ama kendine ayırdığın o küçücük zaman dilimlerinde kim olursun sen? Neler yapmaktan hoşlanırsın? Bu dünyada kendini ait hissettiğin tek bir meşguliyetin, bir sığınağın var mı? Kocanın unvanını kendi üzerine biçilmiş bir elbise gibi taşımaktan, onun kariyeriyle kendi yokluğunu örtmeye çalışmaktan başka ne yaparsın?
Eşin benim arkadaşım olmayacak ki… Onunla oturup bir masada iki çift lafın belini kırmayacağız. Ben senin gözlerinin içine bakıp seni tanımak istiyorum, arkana aldığın o gölgeyi değil. Kahve sever misin mesela? Ben kahvesiz yapamam, günün yorgunluğunu bir fincanın dibinde bırakırım. Ortak bir zemin bulmalıyız seninle. Hobilerin var mı? Örgü örmeyi mi seversin en çok, bir ipin ilmeğinde huzur mu ararsın; yoksa kelimelerin, renklerin peşine takılıp başka dünyalara mı kaçarsın? Kitap okur musun? Hangi yazarın bir cümlesi sarsar seni en çok, hangi türün peşinde kaybolursun? Ya da mutfakta mıdır senin mucizen? Becerikli misindir yemek yapmada, belki bana kendi elinin lezzetini kattığın, defalarca denediğin o gizli tariflerden birkaçını verirsin?..
Bana kendinden bir parça ver. Kocanın makamından, unvanından, soyadının arkasındaki güçten sıyrıl da gel. Çünkü bir insanı bir başkasının sıfatıyla sevemem ben.”
Zihnimdeki bu sorular sağanak gibi yağarken, yüzümdeki o mecburi nezaket maskesini bozmadan başımı masadaki diğer kişilere çeviriyorum. Derin bir nefes alıyorum.
Çünkü biliyorum; bir kadın kendi adından önce bir erkeğin gölgesine sığındığı an, görünmez olmayı kendisi seçmiştir. Ve seninle bizim münasebetimiz, kendini sadece “falancanın karısı” olarak tanıttığın ve kendi varlığını o cümlenin içinde erittiğin tam da o saniyede bitmiştir.


