Sırpların, Bosna Hersek’i işgal ettiği, türlü kötülüklerin yapıldığı günlerdi.
Sanki şeytan yıllar sonra yeniden uyanmış, “hazır uyanmışken kalan işlerimi
tamamlayayım” der gibiydi. Zira en son ikinci dünya savaşında yoğun olarak
çalışmıştı. Türlü kötülükler demem, edebi bir söz olsun ısrarı kesinlikle değildir.
Yazıldığı gibi gerçekten kötülüklerin olduğu bir dönemdi. Bu kötülüklerin en
büyüğü ise, yazmaya da söylemeye de dilim varmıyor ama yazmak zorundayım
şuydu. Avrupalı zenginler, büyük meblağlar karşılığında Bosna’ya gelir ve
caddelerde özel yerlere yerleştirdikleri silahlarla insan avlarlardı. Yanlış
duymadınız. Ne yazık ki yanlış duymadınız. Yoldan geçen, okula gitmek
isteyen, işine yetişmek durumunda olan, bakkaldan süt peynir alan, fırından
ekmek alan insanları, bir anda caddenin ortasında uzun namlulu silahlarla
vururlardı. Bundan büyük bir keyif alıyorlardı. Bana göre; insanın kötülük
noktasında gelebileceği en son yerdir bu yer. Bundan ötesi şeytanın sana
tapmasından başka bir şey değildir. Bosna Hersek yönetimi durumu defalarca
insan haklarına, NATO’ya bildirmelerine karşın en ufak bir önlem alınmamıştır.
İşte bu insan avlayanlardan birisinin adı NİKOLA YANKEST idi. İş adamı ve
Avrupa’nın hatırı sayılır zenginlerindendi. Yıllarca çocuk istemiş, daha doğrusu
servetini devam ettirecek bir veliaht istemiş, sonunda üçüncü eşinden bu hayali
gerçek olmuştu. Şeytandan sonra oğluna da tapıyordu.
Günlerden bir gün yine Bosna’ya geldi Yankest. Her zamanki yerine yerleşti.
Silahının bakımını yaptı ve avlanmaya başladı. Vurdukça suçsuz günahsız birini
zevkten dört köşe oluyordu. Caddede annesiyle yürüyen, elinde uçan balonu
olan bir kız çocuğunu gözüne kestirdi. Hiç çocuk vurmamıştı. İyice izledi
çocuğu. Nefesini tuttu. Tetiğe dokundu. Ancak yere düşen kız çocuğu olmadı.
Ne olduğunu önce anlamadı. Sonra yeniden dürbünüyle baktığında, bir erkek
çocuğunun yerde kanlar içinde yattığını gördü. Bu on iki yaşındaki kendi oğlu
idi.Babasını görmek isteyip ısrar edince, bakıcısı onu babasının yanına götürmek
istemiş. Araba kırmızı ışıkta durmuş. Oğlu; kız çocuğunun elindeki balonu
görünce heyecanla arabadan inip ona doğru koşmaya başlamış. Ve sonunda da…
İki yıl boyunca yoğun depresif tedaviler gördü Yankest. Sonunda da bir gece
beylik tabancasıyla intihar etti. Bu trajik hadise, diğer avcı zenginlerin buradan
çekilmesine neden oldu. Bir yıl sonra da barış imzalandı ve savaş sona erdi.
Geriye binlerce masum insanın cesedi, toplu mezarlar, gözü yaşlı yetimler,
öksüzler kaldı. Savaş yine kimsenin işine yaramadı. Kazanan yine her zaman
olduğu gibi şeytan olmuştu.



