İngiliz usta yazar Anthony Burgess: “Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…” sözüyle eser hakkında genel çerçeveyi oluşturmuştur. Eser kült bir roman özelliği taşımaktadır ve ana fikri derin bir felsefeye dayanmaktadır. Sokakları terörize eden, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler ve bu hikayenin anti-kahramanı olan Alex, Otomatik Portakal’ın 15 yaşındaki ana karakteridir. Alex; “İyi ya da kötü nedir?”, “İnsan özgür iradesiyle kaderini seçebilir mi?” gibi soruların yanıtlarını kurcalarken çete kardeşleri; Pete, Georgie ve Aptalof oluşturdukları dilin kelimelerini okurun zihnine kazıyor ve her okura; iç dünyasını sorgulamasına, gerçekten nasıl biri olduğunu düşünmesine ve kendini içsel olarak değiştirebilir miyim diye derin düşüncelere dalmasına sebep oluyor. Eser bize cani bir karakterin evcilleştirilebileceğinden (uysallaştırılabileceğinden) bahsetmekte fakat bu evcilleştirilen kişi ne kadar zor ve ciddi yöntemlerle evcilleştirilirse evcilleştirilsin dışarıdan bakınca her şey normal görünse de kişinin iç dünyasının aslında hala o eski cani ruhlu insan olarak kalabileceğine şahitlik ettiriyor. Alex, gördüğü Ludovico tedavisinden sonra bile bir kişilik potansiyeli olmadığını üzülerek göstermektedir. Bu anlamda “Seçme hakkına sahip olmayan kişi, kişiliğini yitirmiş demektir.” sözü kitabın genel metaforunu açıklığa kavuşturmaktadır. Günümüzdeki bazı sosyolojik ve sosyo-ekonomik problemlere karşı çözüm önerileri de sunan bu eser ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından 1971 yılında sinema filmine uyarlanmıştır ve edebiyat dünyasında tüm zamanların en sarsıcı romanlarından biri olarak tarihe geçmektedir. Bu eserin denemesini umarım beğenir ve boş bir vaktinizde okuma fırsatı yakalayabilirsiniz.



