Yggdrasil’in Öğretisi
Yggdrasil kendini bildi bileli dallarında böylesi bir karmaşaya denk gelmemişti. Dokuz diyarın tam ortasında olmuş, hepsini birbirinden ayrı tutabilmişken sonsuzluğa uzanan dallarının en tepesinde yaşayan bilge kartalı, gövdesinde gezinen tavşan Ratatoskr’u ve kendi yuvası bilip köklerine yerleşen Ejderha Nidhogg’u artık taşıyamıyordu. Ratatoskr kartal ile ejdarha arasında mesaj taşıyordu ve kutsal ağaç bu mesajların genellikle hakaret ve alay içerikli olduğunu biliyordu. çünkü Ratatoskr Meraklı, alaycı, kurnaz ve fitneci mizacı ile bu iki varlık arasındaki düşmanlığı bilerek körüklüyordu. Kutsal ağaç yüzyıllar ötesinde başlayıp bugüne kadar süregelen bu düzene daha fazla dayanamayacağını düşündü. Artık bu dev tavşana bir ders vermenin zamanı gelmişti. Birden toprağın altındaki köklerini hareket ettirdi. Sarsıntının etkisi ile kalın, parlak ve kızıl renkli dallar hafif bir şekilde sallandı.
Ratatoskr en sevdiği geniş ağızlı, ince damarlı ve elips şeklindeki yaprağa tünemiş, olduğu yerden cücelerin diyarını izliyordu. Dehşet verici iki mavi fırtınaya benzeyen gözlerini kocaman açıp olan bitene öylesine odaklanmıştı ki dalların hareketini fark etmedi. Dallar büyüklükleri oranında yana doğru açılınca önce derinden bir titreşimi uzun ve kaslı Arka ayaklarında hissetti. Kızıl tüylerin altından parmaklarındaki keskin tırnaklar bir çıkıyor, bir içine çekiliyordu. Sonra uzun üçgen kulaklarının içinde rahatsız edici bir vınlama belirdi. Kulak tüylerinde aralıksız olarak kırmızı ve kahverenginoktalar ortaya çıkıp kayboluyordu.
Sivri, üçgen ve turuncu renkteki küçük burnunu oynatıp havayı kontrol etti. Tehdit eden bir varlık yoktu ama huzursuz hissediyordu. Gövdesini oynatmadan incecik boynunu yavaşça çevirip her yönü tek tek kontrol etti. Bir şey bulamadıkça hırçınlaşıyordu. Sırtındaki yonca yaprakları çılgın gibi sırayla kırmızı, kızıl ve turuncu renklere dönüşüyor, gergin bir halde hareket ettikçe kasları çizgi halini alıyordu. Minicik Ağzınıhırsla açınca bir mağara büyüklüğünü almış, tıslayarak parlakdilini havayla buluşturmuş, görünmeyen düşmanınıkorkutmak ister gibi sivri ve keskin dişlerini göstermişti.Kutsal ağaç ansızın tüm dallarını hareket ettirip aynı anda daireler çizdirdi. Bilge Kartal homurdanarak devasakanatlarını açıp havalandı. Ejderha Nidhogg, toprağın üstünde açılan yarıklardan şaşkınlıkla kafasını çıkarttı. Bakışlarını ağaca diktiğinde kızıl tavşanın devasa yaprakların arasından boşluğa uçtuğunu gördü.
Ratatoskr sert bir şekilde uzun kızıl tüylü kuyruğunun üzerine düştü. En son yapraktan kaydığını hatırlıyordu. “Ne oldu? Ağaç beni neden dışarıya attı?” diye düşünürken gövdesini kontrol etti. Yaptığına çok şaşırdı. O sonsuzluğa kadar haberciydi. Ona bir şey olmazdı ki! Toparlanıp hemen kalktı. Kocaman mavi gözlerini açtığında bir dağın zirvesinde olduğunu gördü. Turuncu yapraklı ağaçların ortasında olduğunu anladı. Şaşkınlıkla ağaca baktı. Kendi mi yoksa ağaçlar mı küçülmüştü anlayamadı. Hayretle dallarına dokundu. Sıcacık bir sevgi duygusu avuç içine yayılınca hemen elini çekti. Daha önce hissetmediği bir şeydi. Tedirgin oldu. “Bunu kesinlikle kartal veya ejderha yaptı. Akıllarınca yıllarca onlarla alay etmemin öcünü alacaklar” diye söylendi.Küçük üçgen burnunu oynatıp havayı kokladı. Uzun üçgen kulaklarını kaldırıp etrafı dinledi. Uzaktan gelen sesler duydu. Ne olduğunu anlayamadı. Şimdiye kadar bildiği ya da duyduğu bir şeye benzemiyordu. İçinden merak duygusu yükseldi. Hemen harekete geçip yürümeye başladı. Ağaçların çevresinden dolaşırken etrafını izliyordu. Ortaya çıkabilecek herhangi bir tehlikeye karşı hazırlanıyor, sonra rahatlıyor bir an önce sesleri bulmak için koşar adımlarla yürüyordu. Ormanın bitiminde karşısına çıkan bir patikaya ulaştı. mavi renkteki bir toprak yola adımını attı. Koyu renkteki gölgesinin düştüğü yerlerin yeşile döndüğünü görünce tedirginlikle hızlı hızlı yürümeye devam etti. G şeklinde bir bahçeye ulaştı. Olduğu yerde kalmak ile devam etmek arasında sıkışıp kaldı. Hiçbir tehdit hissetmiyordu ama burası neresiydi? Merağı ile şüpheciliği yer değiştirip duruyordu. G harfinin üst kısmındaki açık ucundan başlayarak yan yana dizilmiş mor gül ağaçlarını gördü. Onlara bakarken sesler duydu.
“Hey bakın ne var orada!”
Doğru mu duymuştu? Ağaçlar mı konuşuyordu? Üçgen kulakları kalkıp iniyordu. Dehşet verici mavi gözlerini açıp kapatıyor, gördüklerine ve duyduklarına inanamıyordu.
“Hey şunun suratına bir bakın”
Şaşkınlıkla hiç düşünmeden elini yüzünde gezdirdi. Üçgen yüzünde ağzı, gözleri ve burnu yerli yerinde duruyordu.
“Bu da kim?”
Şaşkınlığı merağına karışıyor, merağı tedirginliğe dönüşüyordu. Kutsal ağaç bile bir kez onunla konuşmamıştı. O zaman bunlar ne oluyordu. Aklı allak bullakken işittiği kıkırdamalara yenik düştü. Kimse onunla alay edemezdi. Hemen o tarafa yönelip tekrar yürümeye başladı. Dönemeçler dönerek Ağaçları hiç dinlemeden yolu takip etti. Tek katlı, üçgen şeklinde kapısı olan bir eve geldi. Şüphe, merak, tedirginlik ve huzur duyguları kalbinde sürekli yer değiştiriyordu. Duyguları değiştikçe kapının da renk değiştirdiğini gördü. Şaşkınlıkla küçük bir çığlık attı. Hemen sonrasında duvarları pırıltılı ışıklı camdan yapılmış ve köşesine mor granit sütunlar yerleştirilmiş evin kahkaha attığını duydu. Ses geldiği süre boyunca ışıklar saçan camın arkasındaki şaşkın, ürkmüş ve kaygılı yansıması ona bakıyordu. Rahatsız edici kızıl tavşana bakmamak ve kahkahaları duymamak için evi incelemeye koyuldu. Çatısının üçgen şeklinde ve eflatun renginde olduğunu görünce şaşkınlığı arttı. Onunda yüzü, burnu ve kulakları üçgen şeklindeydi. Aynı anda camdan saçılan ışıltıların rengi beyazdan turuncuya dönmeye başladı. Arkasında daha önce gördüğü şekil dağılıyor, bulanıklaşıyordu. Kahkahaların sesi yükseliyor şekil bir sinsi bakışlı kartala bir kızgın yüzlü ejderhaya dönüşüyor, ortasında ise kendisini görüyordu. Hiç farkında olmadan kuyruğunu kıvırıp yaylandı ve arka ayaklarını yukarıya kaldırdı. Hemen peşinden gövdesini kolaylıkla cama doğru itti. Ne olduğunu anlamadan yeşil odanın içine girdi. Sağ tarafındaki duvarda kartalın, sol tarafındaki duvarda ise ejderhanın yüzü ona bakıyordu. Son olarak tam karşısındaki duvarda kendisini gördü. Ejderha ve kartal fısıltı halinde konuşmaya başladı. Ne söylediklerini duyamıyordu ama onlar konuştukça evin eşyaları yer değiştiriyordu. Fısıltılar duyabileceği hale gelince kalbi deli gibi atmaya, arka ayaklarındaki sivri tırnakları görünüp kaybolmaya, ağzı açılıp kapanmaya ve uzun tüylü kuyruğu kıvrılmaya başladı. Yaptığı dedikodular, ettiği alaylar, çarpıttığı gerçekler durmaksızın üçgen kulağına çarpıyor,duvardaki yüzünün ağzından zehirler saçılıyordu. Ani bir hareketle arkasına döndü. Bir hamlede ilk gördüğü kapının önüne geldi ve hemen açtı. Arkasından gelen seslerden kurtulmak için koşarak çıktı ve farkında olmadan konuşan ağaçların içine daldı.
“Hey buraya gel!”
“Nereye gittiğini sanıyorsun sen?”
Hiçbirini duymadan koşmaya devam etti ve merdiven halindeki yeşil falezlerin başına ulaştı. Sarımtırak denize kadar uzanan dikilmiş yeşil üçgenleri görünce mest oldu. Bir hevesle merdivenleri indi ve asma dallarından oluşan iskeleye geldi. Dallar bir anda sert bir şekilde sallanmaya başladı. Kızıl tavşan tedirginlikle yardım umar gibi yeşil üçgenlere bakıyordu. Sarsıntı çılgınlar gibi devam ediyor, dayanılmaz bir hal alıyordu. Dallar kırılmaya, üçgenler parçalanmaya başladı.Ratatoskr çığlıklar atarken denize savruldu. Dehşet içinde debelenirken gözlerini açtı. Ejderha Nidhogg’un korkuyla baktığını görünce toprağın üzerinde çılgınlar gibi devinen kollarının, bacaklarının ve kuyruğunun hareketleri sönümlendi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bakışlarını toprağa yöneltti. Kocaman mavi gözleri sakin bakıyordu. Derin bir nefes alıp başını çevirdi ve öylece yattığı yerden ejderhanın arkasındaki kutsal ağaca baktı. Onu görünce ne olduğunu anlamıştı.


