Kendimden içre bir kendim daha mı var?
Neydi bu taşıdığım
külçe gibi öfkemin yükü,
Mayalı bir hamurun,
ellerime sıvanmış hali gibi
-yıkansa da geçmeyecek…
Bir kendimi koydum masanın bir ucuna,
Geçtim oturdum karşısına
Hamura bulanmış elleri ellerim arasında.
Derinimden
yırtarak bedenimi
çıktı karşısına
içre ben
benliğimin.
Sabah
gün ışığında
olan biten
film gibi akıyordu.
Pencereden odama sızan eskicinin sesini de duydum bu kargaşada,
Duydum her şeyin bir varlık kazandığını…
Öfkem,
omuzlarımda ağır bir metal gibi.
Ben bu sorgu odasında,
kendimi keşfederken
Nasıl olur da
dünyada
gümüş gondollar satılırdı?


