Evet, bugünkü konumuz gelecek kaygısı. Evet evet, o insanın bazen gençliğini bile yaşatmayan, insanı ihtimaller çıkmazında bırakan duygu. İnsan bazen kendi kendine soruyor: “Acaba başarılı biri mi olacağım, yoksa başarısız mı?” Bu soru çoğu zaman sessizce zihnin bir köşesinde bekler ama fırsat bulduğu her anda tekrar ortaya çıkar.
Farkındayım, çoğu insan kendini gelecekte en başarılı konumlarda hayal eder. Biraz da ailelerin kendi çocuğunu en zeki sanması gibi bir durum bu. Aslında bir yönüyle iyi bir şey. Çünkü insana özgüven verir ve geleceğe sımsıkı tutunmasını sağlar. İnsan bir hedefe inanmadan zaten o yolda yürüyemez.
Ama işin bir de diğer tarafı var. Belki de gelecek kaygısının en tehlikeli kısmı burada başlıyor.
İnsan bazen “Nasıl olsa ileride iyi bir yere geleceğim” düşüncesine o kadar kapılıyor ki bugünü fark etmeden erteliyor. Bunu söylerken kendimi de dahil ediyorum. Çünkü ben de bunu yaşayan insanlardan biriyim. Gelecekte iyi bir yerde olacağımı düşünürken bazı şeyleri farkında olmadan ertelemişim. Sonra bir bakıyorsun, gelecek dediğin şey aslında çoktan gelmiş ama sen hâlâ hayal ettiğin noktaya ulaşamamışsın.
Bazen çevreme bakıyorum. Bazı insanlar daha 24 yaşında hayatlarının yapı taşlarını kurmuş oluyor. Belki mükemmel hayatları yok ama stabil, düzenli ve nispeten huzurlu bir hayatları var. Ben ise hâlâ okuyorum. Okumak dersek… o da biraz tartışılır aslında. Çünkü ikinci ya da üçüncü üniversitem değil, ilk üniversitem. Ama gerçekten okuyup okumadığımı bazen ben bile sorguluyorum. Dördüncü sınıfa geldiğimde aslında bana ait bir bölüm olmadığını fark ettim. İnsan bazen bazı şeyleri çok geç anlayabiliyor.
İşte tam da bu noktada gelecek kaygısı kendini daha güçlü hissettiriyor. Çünkü insan hem geçmişte ertelediği şeyleri düşünüyor hem de önünde duran belirsizliği.
Bazen şu soruyu soruyorum kendime: Şu an iyi yerlerde olan insanlar da zamanında böyle mi düşünüyordu? Onlar da “Bir gün kesin iyi yerlere geleceğim” diyerek mi yürüdüler bu yolda? Yoksa daha mütevazı ama daha kararlı adımlarla mı ilerlediler?
Çünkü geriye dönüp baktığımda şunu fark ediyorum: Hayatın bazı anlarında fazla rahat davranmışım. Belki de geleceğe olan inancımı, bugünü ertelemenin bahanesine çevirmişim. Ne tam anlamıyla geliştirdiğim bir yetenek var ne de gelecekte kendimi ait hissedeceğim net bir meslek hayalim.
Bazen kendimi hayatın akıntısına bırakmış gibi hissediyorum. Sanki sırt üstü uzanmışım ve beni götüreceği durağı bekliyorum. Ama insanın aklına şu düşünce de geliyor: Eğer o akıntı beni yanlış bir yere götürürse ne olacak?
Çünkü akıntı bir nehre çıkarsa sorun yoktur. Ama bir okyanusa çıkarsa insan kendini kocaman bir boşluğun içinde bulabilir.
Aslında hiçbir mesleği küçümsemiyorum. Tam tersine, günümüzde çoğu insanın en azından bir temel taşı var. Bir mesleği, bir yönü, bir alanı. İnsanlar belki kusursuz hayatlar yaşamıyor ama en azından ayaklarını bastıkları bir zeminleri var.
Peki benim temel taşım ne?
Sanırım şu an için tek temel taşım öğrencilik hayatım. Ama dürüst olmak gerekirse o da çok sağlam bir temel gibi hissettirmiyor. Yine de şunu biliyorum: Eğer ailem olmasaydı, muhtemelen bu düşüncelerin ağırlığı altında çoktan kaybolup giderdim.
Ama belki de gelecek kaygısının insana öğrettiği bir şey var. İnsan bazen yönünü kaybedebilir, bazen geç fark edebilir, bazen de yanlış yollara sapabilir. Fakat bu, her şeyin bittiği anlamına gelmez. Çünkü hayat tek bir doğru zamandan veya tek bir doğru yoldan oluşmaz.
Bazı insanlar çok erken yaşta ne yapmak istediğini bilir. Bazıları ise yolu yürürken öğrenir. Belki de ikinci gruptaki insanlar hayatı biraz daha derinden anlamaya başlar.
Sonuçta gelecek dediğimiz şey bir anda kurulmaz. Büyük hayatlar, büyük başarılar ya da sağlam düzenler bir gecede ortaya çıkmaz. Küçük kararlar, küçük cesaretler ve bazen küçük değişimler zamanla birikir ve yıllar sonra bir hayat haline gelir.
Belki bugün çoğumuz geleceği düşünürken kaygı hissediyoruz. Ama belki de asıl mesele geleceğin nasıl olacağı değil, bugünün nasıl yaşandığıdır.
Çünkü yarın dediğimiz şey, aslında bugünün biraz daha ilerlemiş halinden başka bir şey değildir.
Ve insan bazen şunu fark eder:
Gelecekten korkmak insanı durdurur,
ama geleceği kurmaya başlamak insanı değiştirir.

