Islak kaldırımlar, Kanada yaban kazları ve çürümüş portakallar
Great Lakes’te solgun bir pazar sabahı anımsıyorum seni,
Zaman tarlalarından biçilmiş negatifleri daha güzel fotoğraflar,
Urumdan şamdan, geliyorsun bana doğru çok uzaktan
Bir sis kaplıyor ortalığı, bir el ateş ediyor bir kumandan, sonra
Postal sesleri yankılanıyor binalardan, yalnızlık esir alıyor beni
Şimdi yanımda olsan, bu kadar özlemezdim belki…
Ordu pazarında tanıdığımız Beyrut’lu bir adam vardı bilmem hatırlar mısın?
Kökten uca, hatta çekirdeğe uzanan acılığını anlatırdı yaşlı bir ağacın…
Sen yitip giden bir aşka benzetirdin parmaklarımdaki kağıt kesiklerini
Yavaşça kanamaya başlayıp, acıyan, yanan ve nihayetinde iyileşip kaybolan,
ama izi kalıp da dokunduğum her şeyde seni yeniden hatırlatan…
Her zaman saklı cebimde tek yön, varışı sana bir uçak bileti,
Şimdi yanımda olsan bu kadar özlemezdim belki…
Yorgunluktur teması; geceleri temastan yoksun bir aşkın
Aşk da yoksuldur bir yanıyla; yakınlığı olmadan vücutların
Sabahları uykulu gözler, demir gibi soğuk su, yüzünde tıraş kesiği
Giyip kamuflajın gömleğini, kötü desenli, uyumsuz parkasıyla
Hazırmışçasına kaybedeceği bir savaşı; taktı palaskasını
Aynı anda hep bir elden kurup silahları, taktılar süngülerini
Şimdi yanımda olsan, bu kadar özlemezdim belki…
Horladığı için otelden atılan o yaşlı adamı gördüm sokağın köşesinde
Telefonda “Sigaraları uzattılar, hayatlar kısa kaldı.” dedi karşındakine
Bir keresinde unutmanın iyiliğinden konuşmuştuk tüm insanlık için seninle
Ve kar tanelerinin benzersizliğinden söz ettik karlı bir akşam, tıpkı boynuna
nazar boncuğu takmış Honduras’lı o zenci kasiyer kadının, söylediği gibi
“fotoğraflar sadece anıları değil, acıları da saklarmış!” haksız değildi
Şimdi yanımda olsan bu kadar özlemezdim belki…
Uzay-zaman ilişkisinden, atom enerjisinden, serbest düşmeden
ve bazen; bazı yalanların tüm gerçekleri katlettiğinden konu açardık
Tıpkı tutulmayan ilk sözden sonra diğer tüm sözlerin manasını yitirmesi gibi…
Aslolan ne sendin dünyanın dönüşünde, ne de ben, yalnız beşer olan ben
Akıp giden hayatın içinde, bazen birlikte akan, bazen ayrı akan, sanki
Hiç kopmaz sanılan, birbirine aşkla ve sımsıkı dolanmış bir sicim gibi
Şimdi yanımda olsan, bu kadar özlemezdim belki…
Yamalı asfaltlar, su birikintileri, yağmur mazgalları
Sadece yalnız başına yolda olanların dinlediği radyo kanalları
Bazı türkülerde vardı, hatırlatırdı bana hep seni
Varoluşsal değil, varolamayışsal sancılardı göğsüme batan
Sadece benim fark ettiğim, aynadan yansıyan
Ruhunun yanından ayrılmaz ruhumun ikizi…
Şimdi yanımda olsan, bu kadar özlemezdim belki…
Mektuplar, okunmamış sararıp solmuş mektuplar
Posta kutuları, açılmamış kilitli kalmış posta kutuları
Pullar, yapıştırılmamış zamansız tek kullanımlık pullar
Hiç güzel bir yere gitmez bozuk yolların sonu
ve hep kaybedermiş buna inanmış kimseler…
Biliyorum uzaklara gitmenin vakti çoktan geldi,
Şimdi yanımda olsan, bu kadar özlemezdim belki seni…
Şimdi yanımda olsan,
bu kadar özlemezdim belki seni…



