Şu kısacık ve kıymetli ömür denen sermayeyi şöyle doyasıya yaşamadan, bir nefesle başlayıp bir sela ile son bulması hem de bunun sözcüklerle yeterince romantize edilmesi yetmiyormuş gibi bir de sayılara indirgenmesi yok mu, işte orda kopuyor film! Öldü diyolar ardından unutulup gidiyorsun üstünde bir yığın toprakla. Yaşamak böylesine güzelken güneşin sıcaklığını teninde hissederken, sert kışın ardından nihayet baharı beklerken bi anda sarıyor ruhunu korku sonrasında ölüm sessizliği. Sessizce gidiyorsun oysa ki daha yeni gelmiştin bu koca cihana. Adımların ürkek bakışların mahcup ya yolda yürürken, ya evinde dizini izlerken veya en güzel uykunda uyurken ölüyorsun ölüyoruz habersizce.. En tuhaf olanı da senin hayatını sayılar belirliyor. Sayılar ruhsuzdur aceleye getirir ve unutturur. Sen sadece sayı olarak kalırsın. Hikayeni, geleceğini, hayalini yaşamadan ölüp gidersin ölümün de sayılardan ibaret akılda kalır..
Yaşamak böylesine zahmetli böylesine sancılı bir ihtimalken ölüm sadece bir istatistik amma yok oluş değil. Her gün birileri ölüyor en çokta masum günahsız ölümden çok yaşamaya hakkı olan çocuklar işte onlar bu dünyanın değil de cennetin çocukları olmaya gelmişler sanki. Ağlayarak geldikleri dünyadan gülerek ayrılan cennetin çocukları için bu satırlar. Keşke çocukların ölmediği, sapkın ritüellere kurban edilmediği, namussuz savaşlarda öldürülmediği bir dünya bırakabilseydik onlara..


