Bir memleketim vardı benim…
Oradan gelmişim bu gurbet ellerine…
Gelmek ne kelime? Düşüvermişim apansız.
Başımı çarpmışım hep gurbet el duvarlarına!
Hâlâ dönüp durmadayım anafora kapılmış gibi
Diyar-ı gurbet bir girdap mı çekiyor beni diplerine
Ben buraya yanmaya mı düştüm gurbet el ateşlerine?
Ya ille bir kapılmaya mı gurbet el sellerine…
Nerede olsan gurbetin tadı aynı!
Uzaklardan gözlerin gözlerime bakıyor!
Nerede olsan ağaç güzel, dal yeşil
Uzaklardan, hasretin, yüreğimi yakıyor!
Benim memleketimde de ağaçlar vardı
Ama bura ağaçları gibi değillerdi…
Oralarda gurbet ne, hiç bilemezdim bile ben…
Memleketin kıymetini bilmeye mi buraya alınmış isem…
Ağaçlar vardı derim hepsi yeşil renktiler…
Dallarında som altın meyveden geçilmezdiler!
Dokunduğum altın olsun diyen kralın pişmanlığı nerede?
Onlar altındılar ya yenilmekten öteydiler…
Bir memleketim vardı benim diyorum…
Anbean memleketim sevdasının alevindeyim!
Ne acı tek bir sılaya bırakılmamak!
Bir şeylerle teçhiz olunup tek bir kapıya yollanılmak…
Ol kapıdan gidenler olmuş elbet…
Bir sılanın sürurunda memleketlerine varmışlar…
Gurbet elden tek bir andaç götüresiler hepsi…
Tek dikini yok, beyaz bir elbise tümüyle rengi…
Özledim memleketimi, hep oraların hasretindeyim…
Hasretin acısından renklerin en kül rengindeyim!
Memleketimin yeşilden meyveli ağaçları nerede?
Gurbet elde ağaçların en meyvesizindeyim!
Burada yalnız acı içinde dönüp durmada cânım!
Bakın hâlâ çaresiz başımı duvarlara vurmadayım!
Mevlâ’m kimseyi memleketinden kılmasın cüda…
Kıldığının sabrını versin tez eriştirsin Hüdâ!
Bir memleketim vardı benim diyorum!
Yeter mi bana bari buraların garabetini öğrendim!
Ve burada bir şey varmış öğrenilesi…
Bir yolcu gurbete ne için çıkar? Onu öğrendim!



