Modern çağın o esrarlı perdesi, iletişimin hızına tuhaf bir yargı giydirdi: Birinin mesajlara anında cevap vermesi, sanki onun işsizliğinin ya da çaresizliğinin sessiz bir ilanıymış gibi yanlış okunur oldu. Oysa bu aceleci eylem, bir boşluktan değil, çoğu zaman bir duygusal farkındalık nehrinden beslenir.
Hızla yanıt veren o insanlar, genellikle geçmişte bekletilmişliğin, görülmezden gelinmişliğin derin izlerini taşır. Onlar, “Sonra yazarım,” denilip yazılmayışın ağır yükünü bilenlerdir ve bu yüzden, o incinmişliği karşısındakine yaşatmak istemezler. Bu, bir zayıflık emaresi değil; aksine, incelikle örülmüş, nadir bulunan bir sorumluluk sahibi olma ve empati zırhıdır. Onlar, duygusal olarak erişilebilir olmayı, bağ kurmaktan çekinmemeyi ve ilgilerini saklamamayı bir erdem sayarlar.
Ne hazindir ki, günümüzün sığ ilişki kültüründe, geç cevap vermek “havalı” (cool), ilgisiz olmak “değerli,” ulaşılamaz olmak ise “çekici” sayılabilmektedir. Sanki mesafe, kişinin kıymetini artıran görünmez bir mıknatıs gibidir. Samimiyet, mesafeyle karıştırılır; içtenlik ise zayıflık sanılır.
Oysa sağlıklı ilişkiler, ulaşılamazlık duvarları üzerine değil, tam aksine, erişilebilirlik zemininde yükselir. Hızla cevap veren kişi, kendini küçültmez; aksine, şu soylu cümleyi fısıldar: “Zamanımı yönetebiliyorum ve ilgimi saklamak zorunda hissetmiyorum.” Bu, kişinin kendi özüne duyduğu saygının ve karşısındakini merkeze alabilme yeteneğinin göstergesidir.
İhtiyacınız olduğunda, o fırtınalı anlarda, her zaman yanınızda olan o insanlar… Onlar, nadir ve kıymeti bilinmesi gereken cevherlerdir. Onları “işsiz” ya da “çaresiz” diye yaftalamak yerine, bize sundukları o eşsiz hediyeyi, yani gerçek ilgiyi idrak etmeye çalışmalıyız.
Unutmamalıyız ki, duygusal olarak ulaşılabilir olan insanlar, çağımızın en nadir ve bu nedenle en kıymetli varlıklarıdır. Onlar, iletişimin bir zorunluluk değil, bir lütuf olduğu inancını davranışa dökenlerdir.
Paylaşarak destek olabilirsiniz!