• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

YİNE ; Diyordu Spiker / Ayfer Kayaaltı

Ayfer Kayaaltı by Ayfer Kayaaltı
13 Eylül 2026
in Öykü
0
YİNE ; Diyordu Spiker / Ayfer Kayaaltı
0
SHARES
1
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Şehre geç gelen sonbahar yağmuru da beraberinde getirmiş, uzun zamandır susuz kalan toprağa düşen
ilk damlalar, havaya o tanıdık kokuyu salmaya başlamıştı. İkinci kattaki odanın penceresinde duran Elif,
açık camdan içeri dolan bu kokuyu derin derin içine çekti. Gözlerini kapattı. Damlaların camda çıkardığı
ahenkli tınıyı dinleyerek anın tadını çıkardı.
Kulakları tırmalayan korna sesleri… Şehrin hoyrat gürültüsü… Bitmek bilmeyen koşuşturmalar hepsi
uzak bir uğultuya dönüşmüştü. O an sadece yağmur vardı bir de kendisi. İçine yayılan bu geçici huzur
ona eski bir alışkanlığı hatırlattı. Yoga yapma isteği uyandı içinde.
Hazır ev arkadaşı Zerrin de bugün evde yoktu. Tam zamanıydı. Zerrin onu yoga yaparken görse, ellerini
çenesinin altında birleştirip abartılı bir sesle diyerek güler, Elif’in bütün konsantresini bozardı.
Genç kız, o anları hatırlayıp hafifçe gülümsedi.
Kokulu mumların bir kaçını yaktı. Ardından tütsüler… Dumanlar ağır ağır yükselerek tavanda gözden
kayboluyordu. Yumuşak bir melodi açtı. Yoga matının üzerine oturdu, gözlerini kapattı ve kendini anın
içine bıraktı.
Mumun küçük, renkli alevlerinden duvarlara titrek gölgeler düşüyordu.
Tam huzurun bedenine kök saldığını hissetmeye başlamıştı ki cep telefonunun sesi havayı paramparça
etti. Ses, bu ortama oldukça yabancıydı. Genç kız gözlerini açmadan söylendi:
'' Hiç zamanı değil… Güzelim anın tüm büyüsünü bozdun.
Ekrana bakmadan biliyordu. Oydu. Telefonu açmadı. Konuşmak istemiyordu. Bir müddet sonra telefon
sustu. Ardından yeniden titreşti. Bu kez mesaj düşmüştü. Yine aynı cümleler. Aynı yalvarışlar.
Son bir kez…
Bir şans daha…
Ne olur gel…
Cümlelerin sonlarına eklenmiş üzgün yüz emojileri… Elif telefonu ters çevirdi görmek istemiyordu. Ama
insan bazı şeyleri görmese de hissediyordu. Az önce içini dolduran o dinginlik, o huzur sanki görünmez
bir yerden sızıp gitmişti. Geriye yalnızca tanıdık bir ağırlık kalmıştı.
Bu kaçıncı son?
Bir süre sessiz kaldı.
Kaç kere bitti bu hikâye… Ve kaç kere yeniden başladı.Sıkıntıyla iç çekti.
Baran artık sevdiği adam değildi. Belki bir zamanlar öyleydi. Ama şimdi… Şimdi onun sevgisi daralan
bir halka gibi Elif’in etrafını sıkıyordu. Sürekli sen benimsin diyordu. Elif, bu cümlelerin ağırlığını
artık taşıyamıyordu. Baran’ın kendisine duyduğu şey, sevgi olmaktan çoktan çıkmış; saplantıya
dönüşmüştü. Başlarda böyle değildi. Son zamanlar çok değişmişti.

Elif bu ilişkinin böyle devam edemeyeceğinin farkındaydı. Beraberliklerini saygılı bir şekilde bitirmek
istiyordu. Baran aynı zamanda Zerrin’in kuzeniydi. Arkadaşını da üzmek istemiyordu. Ama Baran
ayrılmayı asla kabul etmiyordu.
Telefon yeniden çaldı.
Of yaa! diye tısladı. Ne var Baran? Yine ne istiyorsun? Sesi çok sertti.
Karşıdan gelen ses onu bir anda duraksattı.
-Ne Baran’ı kızım? Telefona bakmadan mı açıyorsun artık?
Arayan annesiydi. Elif’in sesi bir anda yumuşadı. Annesinin sesi içindeki sertliği kırmıştı. Bir şeyler
geveledi her zamanki gibi gerçeği sakladı.
Annesi aslında hal hatır sormak için açmıştı. Fakat kızının sesinde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu
fark edince, içine doğan bir hisle onu çok özlediğini ve yarın gelmek istediğini söyledi.
Elif’in yüzünde gerçek bir gülümseme belirdi, annesi gelecekti yarın, çok mutlu olmuştu birden içi
ısındı.
Domatesli tost da yaparsın değil mi? dedi çocukça bir sevinçle.
Bir de… o mantarlı omletten…Sen ne istersen yaparım kızım.
Telefon kapandıktan sonra oda sessizleşti. Ama bu seferki huzurlu değildi.
Kendine dikkat et demişti annesi telefonu kapatırken. Bu cümle annesinin eski cümlelerini de
beraberinde getirdi.
İnsanoğlu çiğ süt emmiştir kızım… Kimseye güven olmaz. Hele erkeklere… Hiç güvenme
Çocukluğundan beri hep bu sözlerle büyümüştü.
Babası geldi aklına. Sessiz bir adamdı. Hiç bağırmazdı. Ama eve hep geç gelirdi. Ve her geç gelişinde
annesi bağırırdı. Annesinin en son bağırdığında babası çekip gitmiş ve bir daha geri dönmemişti.
Elif o gün annesine çok kızmış, uzun süre hiç konuşmamıştı onunla. Çocuk aklıyla bir suçlu aramış ve
en yakınındakini seçmişti. Şimdi ise emin değildi.
Babam annemi çok mu üzmüştü? Düşüncesinin devamı kendiliğinden geldi. O yüzden mi annem genç
yaşında ayrılmıştı babamdan oysa babası onun gözünde çok iyi biriydi. Bazen babasının kendisini
prensesim diye severken ki yüzünü hatırlardı. Bakışını, gülüşünü… Sonra her şey değişmişti. Babası
annesinden ayrıldıktan kısa bir sonra başkasıyla evlenmişti. Bir kızı daha olduğunu öğrendiğinde Elif’in
içindeki çocuk bir kez daha terk edilmişti. Artık onun başka bir prensesi var diye çocukça bir
kıskançlıkla, kırgınlıkla, öfkeyle babasıyla görüşmeyi kesmişti.
Kafasının içine yine bir sürü olumsuz düşünce üşüştü.
Annem haklı galiba… Ne kötü bir dünyada yaşıyoruz.İçi sıkılmıştı.

Gök gürledi. Elif pencereye döndü. Yağmur hala yağıyordu ama sabahki gibi ince ince değil; sert, ısrarlı
ve kesintisiz bir şekilde yağıyordu. Damlalar toprağa adeta öfkeyle çarpıyordu. Gökyüzünü kaplayan
kara bulutlar saatlerdir biriktirdiği öfkeyi boşaltır gibi patlamıştı.
Gökyüzünde bir ışık parladı çok kısa sürdü. Ardından gök yeniden gürledi.
Telefon yine titreşti. Elif ekrana baktı.
Gelmezsen olacaklardan ben sorumlu değilim.
İçi buz kesti. Bu bir cümle değil, bu bir mesaj değil, bu bir tehditti. Akşam olmuş ve gece ilerlemeye
başlamış Zerrin hala gelmemişti. Elif pencerenin önünde otururken gözleri ağırlaştı. Bir süre sonra
uyuya kaldı. Telefon sesiyle uyandı. Yeni bir mesaj…
Bir daha seni rahatsız etmeyeceğim.
Hakkını helal et.
Elif’in içinde bir sızı oluştu. Vicdan… Baran’ın en çok dokunduğu en zayıf yeriydi.
Zerrin’i düşündü bir şey olursa ne derim sonra İstemeyerek kalktı.
Beyoğlu; fırtınaya rağmen gecenin en koyu saatinde bile ışıl ışıldı. Renkli tabelalar, uzaklardan gelen
kahkahalar, müzik sesleri… Sanki bütün şehir ayakta gibiydi. Her sokakta ayrı bir hikâye, ayrı bir keyif,
ayrı bir keder yaşanmaktaydı.
Elif; Cihangir’in dar sokaklarından yürüdü. Titrek ve ürkek adımları gitmekle dönmek arasında karasız
bocalıyordu. Yağmurun biriktirdiği sular sokak lambasının ışığında ayna gibi parlıyordu. Elif, su
birikintilerinde uzayıp kısalan titrek aksini görüyordu. Sokak lambasının altında bir müddet bekledi. Bir
şimşek daha çaktı.
Dönsem mi acaba?
Kafasını kaldırdı ve onu gördü. Baran tam karşısında kendisine bakıyordu. Sokak lambasının ışığı
yüzünün yalnızca bir kısmını aydınlatıyordu.
Elif’im…
Ses tanıdıktı, ama içindeki adam yabancıydı. Elif cevap veremedi korkmuştu. Karşısında gördüğü Baran
değildi sanki. Gölgesi kaldırıma doğru uzuyordu. Gözleri çok tuhaf bakıyordu. Bir kaç adım yaklaştı,
Elif geri çekildi. Gök gürledi. Zaman yavaşladı.
Baran elini cebine götürdü, titreyen elleri ile cebinden bir şey çıkardı. Parlayan çeliğin ışıltısını gören
Elif’in yutkunduğu duyuldu bu koca şehrin gürültüsünden daha güçlüydü. Gözleri büyüdü, büyüdü
kocaman oldu. Boğazından güçlükle bir ses çıktı.
Baran… Yapma… Lütfen…Sesi yağmurun içinde eridi. Yarın… Annem gelecek…Bu cümle, hayata
tutunduğu son bağdı. Bir anda bütün sokak sessizleşti, bütün renkler soldu, kahkahalar sustu. Şehir
başını başka yöne cevirdi. Elif o an sonsuz bir sessizliğin içine düştü. Zaman kırıldı. Gök yeniden
gürledi. Bir çığlık bile atamadı. Sadece yağmurun sesi kaldı. Gözleri gökyüzüne kaydı. Bir şimşek daha

çaktı. O an sanki bütün şehir aydınlandı. Bir sokak lambasının titrek ışığında Elif'in gölgesi yere düştü.
Ve ardından her yer karardı. Yukarıdan bir pencere perdesi hafifçe kımıldadı. Herkes duydu ama kimse
çıkmadı… Kimse sormadı… Kimse yetişmedi. Şehir duydu. Şehir sustu. Beyoğlu utandı.
Ertesi sabah yağmur dinmişti. Sokaklar yıkanmış, kaldırımlar temizlenmiş, geceye ait izlerin çoğu
silinmişti. Beyoğlu yine kendi telaşına dönmüştü.
Televizyonlarda küçük bir haber geçti. Beyoğlunda yine genç bir kadın sevgilisi tarafından
öldürüldü…Spiker sıradan bir haberi anlatır gibi sakin bir sesle konuşuyordu. Sonra habere devam
etti.
Yine… demişti çok alışılmış bir şeyden bahseder gibi.Yine…Sanki bir kadının daha eksilmesi,
şehrin sabah haberlerinden yalnızca biriydi. Bir kadın daha, bir hayat daha, bir anne daha kızını
beklerken…
Yine…

 

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Sanat Öldü / Burak Kamrak

Next Post

Fyodor Dostoyevski’nin Romanı Üzerine Bir Edebiyat Eleştirisi / Ahmet Haşim Güler

Ayfer Kayaaltı

Ayfer Kayaaltı

Ayfer Kayaaltı 1965 Kayseri dogumluyum. Evliyim ve bir oglum var. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığından emekliyim. Maliye teskilatinda geçen onca uzun çalışma yıllarıma ve iktisat okumama rağmen rakamlarla aram hiç iyi olmadı, hicbirzaman anlaşamadık. Emekli olduktan sonra yıllardır içimde taşıdığım sanat tutkusunun izinden yürümeye başladım. Resim, tiyatro, drama, müzik ve yaratıcı yazarlık gibi çeşitli sanat dallarında eğitimler aldım. Her biri ruhuma ayrı bir renk kattı, ancak kelimelerle kurduğum bağ en derin izleri bıraktı. Lise yıllarında günlük yazarak başladığım yazın yolculuğum; zamanla öykü, şiir ve anı türlerinde şekillenerek zenginleşti. Yazmak benim için bir ifade biçiminin ötesinde, yaşamı duyumsama, anlama ve aktarma yolu hâline geldi. Bugün, duygu ve düşüncelerimi edebiyat aracılığıyla paylaşmanın heyecanını yaşıyorum. Çünkü inanıyorum ki kelimelerle dokunmak, çoğu zaman sessizlikten daha güçlüdür.

Next Post
Fyodor Dostoyevski’nin Romanı Üzerine Bir Edebiyat Eleştirisi / Ahmet Haşim Güler

Fyodor Dostoyevski'nin Romanı Üzerine Bir Edebiyat Eleştirisi / Ahmet Haşim Güler

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Eylül 2026
  • Ağustos 2026
  • Temmuz 2026
  • Haziran 2026
  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Birtanem’e / Mehmet Özkendirci
  • Zamanın Öğüttüğü Yıllar / Tekin Okay
  • Yapışkanlı Koltuk / Eyüp Toru
  • Fyodor Dostoyevski’nin Romanı Üzerine Bir Edebiyat Eleştirisi / Ahmet Haşim Güler
  • YİNE ; Diyordu Spiker / Ayfer Kayaaltı

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.