Herkes nefret eder benden. Yine de tıksa basa doludur odalarım. Güzellikler dolu olduğuna inanılan aşkın cennetinden kovulanlar vardır koridorlarımda. Beni kötüleyip ömrü boyunca, sığınacağı tek yerin ben olduğum gerçeğiyle gelirler bana. Hemen gitmek için dualarla geçer ömürleri. Oysa hiçbir şey yapmadım onlara. Ne dokundum ne kaçtım. Ne terk ettim ne de uzaklaştım. Hiçbir zaman “olmuyor” demedim kimseye örneğin. “Senle ben ayrı dünyaların insanıyız” saçmalığıyla kimsenden ayrılmadım mesela. Düşünün dedim sadece. O çok beğendiğiniz, uğruna hayatınızdan bile vazgeçtiğiniz aşktan size kalan neydi? Mutlu son var mıydı gerçekten? Kimin aşkı mutlu sonla bitti? Kim zararsız kapadı aşk defterini? Bağır çağır söylüyordum oysa sizlere. Yalnız geldiğiniz bu dünyadan yalnız gideceksiniz. Hiçbir şey almadan, hiçbir şey bırakmadan…
Ne zaman benimle kalsanız, hemen sıkıldınız. Kaçmak için planlar kurdunuz. Yalnızlık bana göre değil dediniz. İnsan sosyal bir varlık yalanına inandırdınız kendinizi. Ve ne yazık ki, en çok yarayı da yine kendi cinsinizden aldınız.
Hadi dürüstçe söyleyin bana. Kimi kullandınız bugüne kadar? Aşkı mı yoksa beni mi? Örneğin bir şiiri, bir öyküyü yazmak için hep benimle vakit geçirdiniz. Sonrasında başarıya ulaşır ulaşmaz da kaybolup gittiniz. Sonra zararlı, acıklı, kötü olan benim öyle mi? Vefasız olan ben değilim sizsiniz.
Derin bir sessizlik halinde yıldızlara bakmanın, bakarken düşler kurmanın tadını asla anlamadınız. Pencereden yağmuru izlerken, sıcak bir çayın keyfine varamadınız hiç. Tek başına dolaşmanın keyfini yaşayamadınız. Kendinizle konuşmaya kalkasınız hemen deli diyeceklerdi size. Oysa insan kendini tanımadan, başka birini nasıl tanıyabilir? Tek başına yaşamayı beceremeyen, bir başka ruhla yaşamayı nasıl becerir?
En önemlisi de şuydu. Mutluluk denilen şey çoktan değil azdan oluşur. Sizse çok olmakla mutlu olacağınızı sandınız. Ve işte o zaman, bana mahkûm kaldınız. Bu hatanın bedelini benimle ödediniz. Oysa haz almak yerine sevmeyi öğrenseydiniz, ben hiçbir zaman var olmayacaktım. Beni siz yarattınız. Ben sizin istenmeyen, sevilmeyen cüce çocuğunuzum.
Son bir şey; “yalnızlığı sevmeyen, hiçbir zaman mutlu olamaz.” İşte yaratanın bize sunduğu sır da burada saklıdır. Her şey sevmekle başlar, sevilmekle devam eder.



