Uçları sarı, geriye kalanı puslu.
Dokunulmaktan eskimiş,
Yorgun bir fotoğrafta gülümsüyor gibiydi.
Elleri nasırlı, gözleri onurlu.
Namuslu bakardı yaşama,
Seni çok özlüyorum baba.
Adını hep anar,
Yağmura gönlünü açar,
Yaratan böyle buyurmuş derdi…
Kalabalık sokaklarda dolaşır,
Sırtını yasladığı o kutsal omuzu arar,
Kavuşunca yüzü gülerdi.
Namuslu bakardı yaşama,
Seni çok özlüyorum baba.
Elinde ekmek poşeti,
Aklında yüreğinin bereketi,
Öyle yürürdü mağrur…
Çocukları vardı,
Bir de sevdasının gümüş kutusunda,
Sakladığı umudu…
Kendine saklardı hep gri bulutu.
Günlük güneşlikti yüzü…
Namuslu bakardı yaşama,
Seni çok özledim baba.
O sadece sevdi;
Anlaşıldı, örselendi, dövüştü.
Manasız kaldı kimi zaman,
Yorgun düştü çoğu zaman,
Yılmadı, bıkmadı, uslanmadı.
Hiçbir şey almadan,
Son bir türkü söyleyerek,
Göçüp gitti;
Bu cennet başlı cehennemden.
Namuslu bakardı yaşama,
Seni çok özledim baba…



