Dün yine aynanın karşısına geçtim
Saçımım aklarında,
Yüzümün kırışıklıklarında seni gördüm
Seni bir daha sevdim
Yaşattığın her güzellikler için
Binlerce teşekkür ederim.
Zaman gündüzleri yelkovanın peşine düşen akrep misali tik tak tik tak ayak sesleriyle
geçerken, uykusuz yalnız gecelerde kavgaya tutuşurcasına tak taklara dönüşürdü. Bu gürültü
hengamelerinde uyumak Çin işkenceleri gibiydi. Bu anlarda duvardaki sarkaçlı saati söküp başka bir
odaya taşımaktan daha mantıklısı sırtında battaniye ve elinde yastığıyla salonda ki kanepede uyumak,
daha doğrusu olacaktı. Bu anlarda huzursuz bacak rahatsızlığı nedeniyle uykuları kevgire dönerdi.
Yetmezmiş gibi birde haftayı geçkin boğazını tıkayan balgamlardan nefes alamaz duruma gelince
ciğerlerini patlatırcasına öksürük nöbetlerine tutulurdu Asım.
Bazı günler Amerika ve Belçika’ da yaşayan çocuklarını ve torunları özler, cep
telefonuna kaydettiği resimlerine bakıp, hüzünlenirdi. Hayat böyleydi artık çocuklar doğdukları yerde
değil doydukları yerlerde yaşamayı seçiyorlardı. Aynı ülkede yaşasalar bir trene gider öpüp koklar
birkaç gün dünyanın en mutlu dedesi olurdu. Belçika’da yaşayan kızı birkaç kez, baba uçak bileti
göndereyim gel dese de uçak korkusu ağır basmış gidememişti. Onca yol içinde sağlık durumu uygun
değildi. . Bütün yaz yollarını gözlerdi oğlu, kızı ve torunlarını. Eşi Cahide’den sonra bir başına kalmıştı
On beş günde bir sakal traşı olmasa aynalara küsmüş gibiydi. Bu suratı düşmüş, yorgun yüze
bir türlü alışamamıştı. Çok değil beş yıl önce ayna karşısında yılların sadece saçlarını süpürdüğünü,
kırışık yüzüne bir karizma verdiğine inanırdı. Aslında her çizgide Cahide ile geçirdiği birçok anı gizliydi.
Yokluğunda dünyadan bir kişi eksilmemiş, binlerce, milyonlarca, milyarlarca kişi eksilmişti. Doktorlar
el ve ayaklarının üşümelerine kansızlık deseler de onun derdi Cahide yalnızlığıydı kimselere
söyleyemediği…Yaz günleri kentte gitmedik park bahçe bırakmazdı. Her gün aynı yerleri görmek
zamanın durduğu duygusunu uyandırıyordu. Oysa zaman durmak bir yana akmalıydı.
İyi havalarda eksik etmediği ikindi yürüyüşlerinde arkasından gelen bir sesle durup sesin
geldiği yöne baktı. Karşısında dışa doğru eğik ince bir çift bacağın taşımakta zorlandığı liseden arkadaşı Fazıl vardı
-Biraz yavaş yürü be Asım, tabakhaneye bok mu yetiştireceksin?
-İkindi yürüyüşü yapıyordum. Hem bu ne hal…Liseli Fazıl’a bir Fazıl daha eklenmişsin.
-Valla iş güç peşinde koşturmaktan kendimizi ihmal ettik. Bütün gün Holding patronluğu yapmak
kolay mı. Ömrüm koltukta geçiyor.
Fazıl Helal Holdingin tek varisiydi. Lise bitmeden iş hayatına atılmıştı. Lise yıllarında bile
babasının holdinginden bahsetmediği günü olmaz, dalga geçildiğini farketmeyecek kadar saftirik
birisiydi. Asım’ın emekli memur oluşuma üzülmüşçesine nasıl bir emekli maaşıyla geçinebiliyor musun
dedi. Asım beyde kelimelerin üstüne basa basa konuştu.
-Valla benim Helal Holdingim yok ama helal bir kazancım oldu. Kimselere muhtaç olmadan iki evlat
büyüttüm mühendis ve doktor yaptım. Bundan büyük holding mi olur derken karşısındakinin ablak
suratı düşmüştü. Yine de yıllar sonra gördüğü arkadaşı kendisini kolay kolay bırakacak gibi değildi.
-Şu çay bahçesinde biraz mola verelim, neler yapıyorsun, sağlıklı gözüküyorsun maşallah.
Asım’ın mengene gibi tutan elden kurtulma şansı yoktu, çaresiz davete icabet etti. Tek
derdinin yalnızlık olduğundan söz edince, Fazıl göbeğini titreten bir kahkaha attı.
-Yahu madem yenge vefat etti, evlatlarda yurt dışında neden bir kurs veya derneğe yazılmıyorsun.
Benim kulaklarımda hala sınıfta bize verdiğin konserler duruyor. Neden bir musiki derneğine
gitmiyorsun, orada aynı zevki paylaşan kişiler dolu. Çoğu senin yaşında millet gerçek bir solist görsün.
Akşam Fazıl’ın sözleri hiç aklından çıkmadı, gece yarısı uykusunun kaçtığı anlarda neden
olmasın diye düşündü. Kahvaltı sonrası uzayan sakallarını tıraş etti, yanlarda kalan birkaç teli eliyle
düzeltti, ayakkabısını boyadı, lacivert takımını giyip evden çıktı. Sınava girecek genç gibi heyecanlıydı,
içinden yıllardır söylemediği birkaç şarkı sözünü tekrar etti. Derneğin kapısını çalmadan önce birkaç
kez boğazını temizlemek için öksürdü. İçerde çoğu yaşıtı insanlar vardı, sessizce bir köşede koronun
şarkısının bitmesini bekledi. İçlerinden biri kendisini tanımıştı.
-Ooo kimleri görüyorum, sayın şefim size Asım beyi tanıtayım, müthiş ses…
Çalışmalar sona erince koro şefi elli yaşının başlarında zevkli giyimli güzel kadın odasına davet
etti. Bir takım sorular sordu, her sesi güzeli korolarına alamazlardı. Olumsuz bir yanıt alamayınca
Çarşamba on beşte gelmesini söyledi. Asım Bey ilk sınavı kazanmanın sevinciyle akşama kadar evde
şarkılar söyledi. Her randevuya on beş, yirmi dakika önceden gelen Asım yine derneğe erkenden
gelmişti. Şefin isteği üzerine eşinin çok sevdiği ‘Gamzedeyim deva bulmam’ şarkısını söyleyince tam
not almakla kalmayıp iki solo şarkı da söylemişti. Avuçlarımda Hala Sıcaklığın var ve Veda Busesi…
Sonraki günlerde Asım Bey ve Şef Nesrin Hanım arasında bir yakınlaşma olmaya başladı.
Cahide’sine ihanet ediyor gibi bir suçluluk duymaya başlamaya başlamışken evlatları, baba evlen
yalnızlık sana göre değil sözleriyle biraz teselli buluyordu. Nesrin emekli müzik öğretmeniydi ve
bekardı. Yıllarca üzümün çöpü armudun sapı var diye diye bu yaşlara gelmişti. Asım’ın ince ruhlu
oluşu onu etkilemişti. Hafta sonları gözden uzak kır bahçelerinde buluşmaları sonunda evlenmeye
karar verdiler. Son buluşmalarında küçük bir sinek tüm hayallerini allak bullak etmeye yetti. Nesrin
portakal suyunu içerken bardağının kenarına konan sineği farketmemişti. Asım sineği son anda gördü.
Nesrin tam portakal suyunu dudağına götürürken ani bir refleksle sineği kovmaya çalışırken olanlar
oldu. Dolu bardağın yarısını üzerine döktü. Ve o an o melek yüzlü kadından bir şeytan çıkmış ağzından
köpükler saçarak otuz yedi yılda Cavide’sinden işitmediği sözleri duydu.
-İpek gömleğimi mahvettin Salak ,embesil ,sakar ,şapşal ,hödük, gerzek, ayı…
Kadın daha önce hiç duymadığı sözlerine masadan kalkıp giderken de devam ediyordu,
oradakilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan. O anlarda Asım küçüldükçe küçüldüğünü hissetmeye
başladı. Keşke bir sinek olup uçup gitseydi.
Paylaşarak destek olabilirsiniz!