Sıcaklığın yöremden bir an uzaklaşınca
Eksilince varlığın yokluğun çoğalınca
Sensiz uykularımı ürperişler basınca
Bir kuş ölür içimde yavaş yavaş usulca
Evim barkım sarayım yıkılır viran kalır
Söner bin yıllık ateş simsiyah duman kalır
Sen bir gül ağacısın şu diken ormanında
Rüzgâr ezer kokunu gökyüzü harmanında
Ben ki seni can gibi kan gibi damarımda
Taşırım, lakin sen hep uçurum kenarında
Açmaya yeltenirsin bende bir telaş kalır
Savrulur umutlarım kupkuru bir dal kalır
Bir karanlık çağ başlar sen rengini çekince
Yazık olur güllere rengi solup yitince
Ölümden daha derin daha keskin ve ince
Aramıza bir merhaba boşluğu ilişince
Hatırı geçmez dünün yürek eşikte kalır
Bin bir parça olurum bin parçam sende kalır
Yalnız ben kaldım öksüz sürüler geldiğinde
Çığlık çığlığa her ses bir sese değdiğinde
İçimde kentler kurur yağmurlar dindiğinde
Bir sen yeşil ve diri uzaklarda bir yerde
Çoğalınca hasretin bana boşluklar kalır
Kararır vadilerim göğüm ışıksız kalır


