Camdan dışarı baktı. Bahçedeki badem ağaçları çiçekleniyordu. Cemre toprağa düşmüştü. Toprak yeşile; ağaçlar pembeye, beyaza bulanmıştı. İçi bir an kıpırdadı. Kollarını kaldırırken zorlandı ama yine de aralamak istedi perdeyi.
Hastanedeyken… odasının penceresi açılmıyordu.
Camı araladı.
Nereden geldiğini bilemediği bir kelebek uçuverdi üzerinden.
Dışarıdan gelen hava doldu içeri. Geceden yağan yağmurla ıslanan toprak kokusu… Derin bir nefes aldı. Sanki uzun zamandır ilk kez nefes alıyordu. Aylardır burnundaki tek koku hastane kokusuydu. Nefesini yavaşça verdi. Bakışları bir an boşlukta asılı kaldı.
Elini başına götürdü. Parmaklarının altında yeni çıkan tüyleri hissetti.
Uzunca bir süre hiç saçına dokunmamıştı.
Sanki ilk kez dokunuyordu.
Gözleri dışarı kaydı. Toprağın üzerinde beliren ince çimlere takıldı. Gözleri çimlerde, eli başındaydı.
İkisi de çıkıyordu. Umutla. Gülümsedi.
Bir süre öylece kaldı.
Perde kabardı. Esinti içeri girip çıkıyordu. Kısa bir an gözlerini kapattı. Esintiyi teninde hissetti.
Dışarıdan gelen bir sesle gözlerini açıverdi. Bir çocuk koşarak geçti. Ardından annesinin şen kahkahası duyuldu.
Annesi de böyle gülerdi. Küçükken. Aynı dertten melek olup gitmeden…
Bir kelebek havalandı sonra, kanatlarını umutla çırparak.
Ve fısıldadı kulağına;
Bana bakma sen…
Sen çok yaşa.



