Güzide Hanım merhaba, öncelikle söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.
Evvela sizi tanımak isteyen okurlarımız için kendinizden bahseder misiniz?
Davetiniz için ben teşekkür ederim İrem Hanım. Öncelikle tüm okurlara merhaba diyerek başlayayım. Ben Güzide. Şanlıurfalıyım, 36 yaşındayım. İstanbul’da yaşıyorum.
Hayat Harran Duha, Kendini Hatırla, Sofa isimlerini taşıyan üç eseriniz basılmış durumda. İki tanesini okumuş biri olarak kaleminizin lezzetine ve yönüne hakimim fakat değerli okuyucular için bize eserlerinizin konularından biraz bahseder misiniz?
Teveccühünüz için çok teşekkür ederim İrem Hanım. Bütün kitaplarımda, içinde yaşadığımız toplumun tamamını ilgilendiren konularda farkındalık oluşturabileceğine inandığım bazı olayları ve kavramları ele alıyorum aslına bakarsanız. Bu kimi zaman aile ilişkileri, kimi zaman dostluk, kimi zaman hayvanlar oluyor. Hayat Harran Duha; ölüm ve kedi sevgisi üzerine yazılmış fantastik tasavvuf bir kitap. Kendini Hatırla, evlilik, arkadaşlık ilişkileri, sevgi ve aşk üzerine kendi deneyim ve gözlerimden yola çıkarak yazdığım bir öykü kitabı. Sofa ise tamamen kendi hayatımdan kesitleri ve duygularımı sunduğum bir otobiyografik anı kitabı.
En iyisi bu oldu, tam anlamıyla içime sindi dediğiniz eseriniz hangisidir?
Henüz hiçbiri tam anlamıyla içime sindi diyemem. Hepsinde tekrar baskıya verirsem değiştirmek ve düzeltmek istediğim bölümler var.
Aktif olarak çalışma hayatının içindesiniz. Bu yoğunluk yazma konusunda sizi zorluyor mu?
Evet, inşaat mühendisiyim. Aktif çalışıyorum. Bu soru, hemen herkesten aldığım bir soru doğrusunu isterseniz. Şöyle cevaplayayım. Ben pek sosyal biri değilim. İş dışında kalan zamanımı verimli kullanıyorum. Dinlenerek, yazarak ve okuyarak zaman geçiriyorum. Yazmak ise zihnimi boşaltmak anlamına geliyor. Bu nedenle hiç zorlanmıyorum.
Bir de konuşmadan geçmek istemiyorum. Hayvan sever yönünüz oldukça baskın. Hatta kitap gelirinizin bir kısmını hayvanlara harcadığınızı biliyorum. Bundan biraz bahseder misiniz?
Aslında baskın değil fakat dışarıdan öyle göründüğünü biliyorum. Şöyle düşünün lütfen. Mahallenizde kimsesiz, yaşlı ve bakıma muhtaç bir teyze var. Eğer tüm mahalle, imece usulü ile o kadıncağızla ilgilenirse, bu herkesin normali olur ve herkes insanlık adına üzerine düşeni yapmış olur. Fakat mahallede hiç kimse o kadıncağızın derdiyle ilgilenmez ve bu sorumluluk birkaç kişiye kalırsa, o kişiler sivrilir ve dışarıdan bakan gözler için “ne merhametli, ne yardımsever” kategorisinde değerlendirilir. Demem o ki eğer herkes bir şekilde sokağımızda yaşamak zorunda bırakılan hayvanlara karşı aynı şefkati ve aynı ilgiyi gösterse, en az hayvan seven kişi ben olabilirim. Ben, bunu sevgiden ziyade bir sorumluluk olarak görüyorum. Hayatım boyunca tüm telif gelirlerimi yardım amaçlı kullanmaya niyet ederek kitap çıkarmaya başladım zaten. Fakat bu konu biraz hayal kırıklığı oldu, az baskı yapan tanınmamış yazarlarda telif gelirleri çok çok düşük oluyor. Dişimin kovuğunu doldurmaz derler ya. Yeterli olmadı. Kendi maaşımdan harcıyorum şu an. Zamanla kitap satışlarının artacağını umarak bu niyetimin hayal ettiğim şekilde gerçekleşmesini diliyorum.
Yazmaya dönersek eğer, bu yolculuğun nasıl başladığını merak ediyorum. Yazmaya nasıl başladınız?
Öyle çok spesifik bir şekilde başlamadım esasen. Henüz ortaokulda öğretmenlerin verdiği kompozisyonlar sayesinde farkına vardım öncelikle. Yazabildiğimi öğretmenlerim fark etti. Üniversite bittikten sonra yazmaya altı yıl ara verdim. Sonrasında beni nasıl iyileştirdiğini anlayınca yeniden başladım ve devam ettim. Yazdıklarımı kitap haline dönüştürme sürecim ve yayınlama cesaretini bulmam ise kendiliğinden gelişti. Ben bile bazen inanamıyorum. Nasipmiş.
Sizce yazma konusunda alıştırma yapmak ne derece önemlidir? İlham beklenmeli mi yoksa her gün çalışılmalı mı?
Ben her gün yazamıyorum. İlham gelmemişse bazen aylarca bir kelime bile yazamıyorum hatta. Ya da sayfalarca yazıp hepsini siliyorum. Ismarlama olmuyor bu işler diye düşünürüm hep. Yazarlık bir meslek değil. Çalışmakla sonradan edinilebilen bir kazanım hiç değil diye düşünüyorum. İçinizde bir pınar varsa o zaten illa fışkıracaktır. O pınarı çeşitli eğitimlerle ve çalışmalarla disipline edebilirsiniz elbette. Her gün çalışmakta buna dahil.
Yazma yolunda olanlara neler söylemek istersiniz?
Herkesin yolu kendine özel diye düşünüyorum fakat her yazanın yazar olabileceğine inanmıyorum. Yazmak zaten her insana iyi gelen bir şey. Ben kendime hep şunları sordum: Benim kitaplarımı bir kişi bile okumasa yine yazabilir miydim? Neden kitap yazıyorum? Neden kitap yazmaya devam ediyorum? Bu bir heves mi yoksa tutku mu? Ben yetenekli miyim yoksa bir hayalin peşinden mi koşuyorum? Benim yazdıklarımı diğer yazılardan ayıran ne? Bu sorulara dürüstlükle ve cesaretle verdikleri yanıtlar, yollarına istikamet verecektir diye düşünüyorum naçizane.
Son olarak şu sıralar yazma konusunda neler yaptığınıza değinmek istiyorum. Üzerinde çalıştığınız bir dosya var mı?
Aslında yaklaşık bir yıldan beri kafamda kurgu bir hikaye var fakat bir türlü yazıya dökemedim. Daha doğrusu ara ara bir şeyler yazıp sildim. Diğer kitaplarda olduğu gibi o doğru cümleler gelsin diye hala bekliyorum.
Zaman ayırıp sorularıma cevap verdiğiniz için yürekten teşekkür ederim.
Davetiniz ve nezaketiniz için ben teşekkür ederim.
Sevgilerimle



