• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Söyleşi

Feyza Çiloğlu ile Söyleşi / İrem Alkuş

iremin_kitapdunyasi by iremin_kitapdunyasi
25 Ağustos 2026
in Söyleşi
0
Feyza Çiloğlu ile Söyleşi / İrem Alkuş
0
SHARES
2
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Sevgili Feyza Hanım, söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için yürekten teşekkür ederim. Söyleşimize başlamadan evvel, değerli okurlarımızın sizi daha iyi tanıması adına sormak istiyorum: Feyza Çiloğlu kimdir?

Sevgili İrem, seninle ve okuma-yazma sevdalısı grubunuzla yakın bir zaman önce tanıştık ve çok keyifli bir buluşma gerçekleştirdik. Hem o sohbet gecesi hem de bu söyleşi için ben teşekkür ederim. Memnuniyet duydum.

1978 yılında Adapazarı’nda doğdum. Liseye kadarki eğitimimi memleketimde tamamladım. Sonrasında kısa bir İstanbul dönemim oldu. Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü mezunuyum. Mesleğimi hâlâ kendi şehircilik ofisimde sürdürüyorum. Laf aramızda, mesleğimi yıllardır severek yapıyorum. Şanslı azınlıktayım sanırım.

21 yaşında bir oğlum var, evliyim ve Eskişehir’de yaşıyorum. Seyahat etmeyi, nitelikli şeyler okumayı ve kendimi daha iyi ifade etmenin yollarını aramayı seviyorum. Çünkü hepimiz, kendimizi ifade edebildiğimiz kadarız.

Yazmaya nasıl başladığınızı bize biraz anlatır mısınız?

Mesleğimden bahsetmiştim, kent plancısıyım. Bu mesleği icra ederken hazırladığınız planla birlikte plan raporunu da teslim etmek zorundasınız. Mevzuata göre ikisi bir bütün. Bu şu demek: Kendimi bildim bileli yazıyorum. Mesleğim gereği her işimde en az yüz sayfalık raporlar hazırlıyorum.

Tüm bu zamanlar boyunca asıl yazmak istediğim şey teknik bir rapordan öte, edebî bir metindi. Çocukluğumdan beri ara ara şiirler, makaleler, kısa öyküler yazdım. Okumak ve yazmak yaşamımın daima önemli bir bölümünü kapladı.

Roman yazmak, hayalini kurduğum ve ertelediğim şeylerden biriydi. Çoğumuzun yaşadığı gibi pandemi döneminde ben de kendi içime döndüm. Kendi hayatım için bu krizi fırsata çevirmek istedim. Romanımın ana kurgusu uzun süredir kendi içinde gelişmekteydi.

O günü hiç unutamam. Bir eylül sabahıydı. Uyandığımda “Başlayacağım,” dedim. Hiç ara vermeden sekiz ayda tamamladım.

Eserlerinizi okurla buluşturmaya 2024 yılında bir derlemeyle başladınız. Bunun size verdiği hissi tarif edebilir misiniz?

Size ilginç bir şey söyleyeyim. Ben ilk romanımı yazıp bitirdikten sonra kapsamlı bir yazarlık atölyesine katıldım. Her ne kadar bu, kronolojik olarak biraz ters gibi görünse de bugün iyi ki öyle yapmışım diyorum.

Çünkü yazarlık atölyeleri konusunda çok da romantik düşünmüyorum. Henüz hiç yazmamış ama yazmak isteyen biri için zaman zaman cesaret kırıcı olabiliyor. Başkalarının yazdıklarını görmek, metinlerin nasıl değerlendirildiğine şahit olmak ve kendi yazdıklarını henüz ortaya koymadan önce bu sürecin içine girmek, insana “Ben galiba bunu yapamam” duygusunu verebiliyor.

Ama zaten yazmaya başlamış, “Ben bunu yapabiliyorum,” diyen biri için çok daha farklı. Böyle bir atölye, insanın yazdıklarına dışarıdan bakmasını, eksiklerini görmesini ve kendini geliştirmesini sağlayabiliyor. Ben de atölyeden bu anlamda çok faydalandım.

Üstelik ilk basılı eserim o atölye sayesinde oldu. Bir öykü antolojisinde yer aldım. Çok ilginç bir deneyimdi; çünkü ilk romanım yayımlanmak üzereydi ve hiç planlamadığım başka bir tecrübeyle yazarlık yolculuğuma adım atmış oldum.

Farklı seslerin, aynı duygunun etrafında şekillendiği işleri hep sevmişimdir. Öykü okumayı da yazmayı da seviyorum. İleride kendi öykü seçkimi de yayımlayacağım.

Derlemeler edebiyat dünyasına girmek için iyi bir yol mudur?

Sevgili İrem, sanırım cevabım konuya biraz acımsı bir gerçekçilik sosu katacak. Ama sanki bu gerekli.

Günümüzde edebiyat dünyasına girmenin 80’li ve 90’lı yıllarla mukayese edildiğinde çok daha fazla biçimi var. Basılı veya dijital dergilerde yer almak, derlemelere bir eserle katılmak, bloglarda yazmak… Bunların hepsi birer imkân. Ama bu çokluk aynı zamanda sürecin aleyhine de çalışan bir olgu. Sosyal medyanız güçlü değilse, sizi kim, nasıl fark edecek?

Bir diğer yandan, yazar olmak isteyen arkadaşları asla ümitsizliğe sevk etmek istemem. Nitelikli eserlerin, güçlü kalemlerin edebiyat dünyasında er ya da geç kendi yerini bulacağına inanmak istiyorum.

Bu perspektiften sorunuza cevap olarak, derlemelere katılmak tek başına büyük bir sıçrama tahtası değil belki ama edebiyat uzun bir yolculuk. Bu türlü birleşimler de o yolda yürürken sağa sola attığınız tohumlar gibi. Belki bir gün baktığınızda çiçek açtığını göreceksiniz.

Üstelik yazma edimini iyileştirmenin tek bir yolu var: Daha çok yazmak.

Dergilerden ve yayınevlerinden ret almak insanı olumsuz duygulara sürükleyebilir. Siz böyle bir durumla karşılaştınız mı?

İlk romanımın yayımlandığı Mona Kitap, Alfa Yayın Grubu’nun altında bir yayınevi. Eserim bitince randevu alıp ilk olarak kendileriyle görüştüm. Benden süre istediler ve acele etmememi rica ettiler. Aylar sonunda o güzel haber geldi. Eserim editörümce okunmuş ve beğenilmişti.

İlk eserlerde bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü ilk kez profesyonel alana geçiyorsunuz. Nihayetinde bu, arkadaşınızın ya da annenizin kitabınızı okumasından çok farklı bir şey.

Sonrasında redaksiyon ve basım sürecine geçtik. Yani bir ret almadım veya bir yayınevinden diğerine dolaşmadım. Bu açıdan kendimi şanslı hissediyorum.

Motivasyonunuzu kaybettiğinizde destek aldığınız şey ne oldu?

Bana motivasyonumu kaybettirecek tek kişi, tek bir şey var bu hayatta. O da yine kendim.

Zaman zaman insanın kendini aşması epey zorlayıcı bir engel olabiliyor. Ama kendimi artık iyi tanıyorum. Neleri başardığımı, dahası ne yapabileceğimi biliyorum.

Biraz sarsıldığım dönemler benim hayatımda da oluyor elbette. Böyle zamanlarda biraz ritmi yavaşlatıyorum, kenara çekiliyorum, düşünüyorum, okuyorum, izliyorum…

Sonra bir gün yine aynı motivasyonla ayağa kalkıyorum.

Yıkılmak yok. Bırakmak yok. Sonuna kadar.

Yine 2024 yılında çıkardığınız ilk romanınız Yiv ve Kın, ismiyle de bizleri şaşırttı. Kitabınızdan ve ismini seçme hikâyenizden biraz bahseder misiniz?

Keşke sadece sizi şaşırtmış olsa…😊 kitap satış sitelerini, internet dünyasını, bookstagramları, okurlarımı da şaşırttı. Öyle zor bir isim seçmişim ki romanım “Yiv Kin”, “Yiv Kın”, “Yiv ve Kin” gibi türlü isimlerle anılır oldu.

Önceleri biraz bozuldum ama artık yapacak bir şey yoktu. Bu ismi ben seçmiştim, şimdi de olanlara katlanacaktım. Yine de pişman değilim, fonetik olarak güçlü ve özgün bir isim olduğunu düşünüyorum. Peki neden “Yiv ve Kın”?

“Yiv ve Kın” ismi romanın yapısından doğdu. Yiv, silahın namlusunun içinde bulunan ve merminin hızını, yönünü belirleyen oluklar. Aynı zamanda anahtarın kilide giren, kilide uyan kısmına da yiv deniyor. Kın ise silahın korunması amacıyla içine konulduğu muhafaza.

Romanın içerisinde yedi ayrı kapıyla açılan, birbirini takip eden yedi bölüm var. Kitabın kapağındaki anahtar bu yapının metaforik bir karşılığı. Okur, bu anahtarla anlatıcının iç dünyasına giriyor; onun anılarına, itiraflarına ve kendisiyle hesaplaşmalarına yaklaşıyor. Biri bizi içeriye götüren, kilidi açan anahtarı; diğeri ise içeride olanı koruyan, muhafaza eden şeyi çağrıştırıyor.

“Yiv ve Kın” benim için tam da bu nedenle romanın ruhuna oturan bir isim oldu. Romanın hem içsel hem de katmanlı yapısını anlatan bir isim olduğunu düşündüm.

 

Romanınızı yazarken çevrenizden umduğunuz desteği alabildiniz mi?

Fazlasıyla. Eşim, oğlum, ailem; hepsi benimle birlikte heyecanımı paylaştı. Bazen kız kardeşimle saatler süren telefon görüşmeleri yapardık, bazen eşimle gece yarılarına kadar sohbet ederdik.

Yazarken de yayımlandıktan sonra da herkes çok destek oldu. Dostlarım, arkadaşlarım, iş çevremden insanlar; hepsi kitabımı aldı, okudu, değerlendirmeler yaptılar.

Bu süreç benim için çok kıymetliydi.

Olumsuz yaklaşan biri olduysa bunun sizi üzmesine nasıl engel olduğunuzu açıklar mısınız?

Olumsuz yaklaşan demeyelim ama bu çabamı gereksiz bulduklarını ifade eden kişiler olmadı değil.

Kendi duygu ve düşünce dünyanı başkaca insanlara açmak kolay iş değil. İyi bir hayatınız varken yeni bir sahada varlık mücadelesi vermekse çok daha zor.

Ama ben buyum. Mücadele etmek ruhuma işlemiş.

Gerçekten, ilk kitabımın yayımlandığı süreç hayatımın sularının en durulduğu dönemiydi. Yani kendimi yeni, dalgalı bir denizin kollarına atmış oldum.

Yaşamak için seçtiğim metot bu sanırım.

İyi ki yapmışım. Mutluyum, kıvançlıyım, yaşadığımı hissediyorum.

Bildiğim kadarıyla geçen yıl Paha Biçilmez Pişmanlıklar adlı derlemede de “Vah!” isimli öykünüzle yer almışsınız. Peş peşe yakaladığınız bu başarıları neye borçlusunuz?

İlk romanım 3.000’den fazla baskı gördü ve tamamı okurla buluştu. İki kolektif öykü kitabında eserim yayımlandı. Bunlar harika duygular olsa da ben hâlâ kendime yazar diyemiyorum. “Yazma gönüllüsüyüm,” diyebiliyorum. Henüz arzu ettiğim başarıya ulaşmış değilim.

Bu konudaki İnancımı asla yitirmiyorum. İlk romanım benim için bir test alanıydı. Karşılık bulmasaydı da yoluma devam edecektim. Şimdiyse hevesle, kıvançla devam ediyorum.

Daha güzel günlere diyelim.

Biraz da yazmaya yeni başlamış isimler için tavsiyelerinizi almak istiyorum. Yazmak, çalışmakla olan bir şey mi yoksa yetenek meselesi mi?

Şöyle bir söz okumuştum:

“Dünyanın en büyük ressamı olacağımı bilseydim ve hiç elime fırça almasaydım, Tanrı’ya çok gücenirdim.”

Ben bu sözü seviyorum. Sanatın kesinlikle öncelikle dürtüsel bir yatkınlık olduğuna inanıyorum. Yani dünyanın en iyi ressamı olma potansiyeline sahip birinin fırçayı eline almaması bana olanaksız gibi geliyor.

Ama sonrası çalışmak. Sanatı geliştirmek için çok çalışmak. İyi yazmak için çok okumak elbette gerekli ama klişe bir söz olsa da “yazmadan yazılmıyor.”

İlham gelene kadar beklemeli miyiz yoksa her gün masanın başına geçmemiz mi daha doğru olur?

İlham perisi… Ah, o nankör peri!

Beklersen gelmez, bir taraftan da gün içinde baktığınız her yerdedir. Bakmayı bilmek lazım.

Ben günlük yazma rutinine sahip biri değilim ama her gün onlarca kelimeyi, mimiği, duyduğum hikâyeyi, cümleyi not alan biriyim. Görmeyi bilene her şeyde bir ilham kıvılcımı çakıyor bence.

Elinde onca malzeme brikince zaten yazmak için bir periye ihtiyaç duymuyorsun.

Yeni yazan dostlarımıza söyleyeceğiniz kilit bir cümleniz var mı?

Bir değil, birkaç cümle edebilirim bu hususta.

Zaten çok okuduklarını, bunların da nitelikli eserler olduğunu var sayıyorum. Mümkün olduğunca gezin, yeni insanlar tanıyın ve hikâyeler biriktirin. “Unutmam,” sanırsınız; unutulur. Her şeyi muhakkak not edin. Mümkünse günlük tutun.

Bir eserim olsun diye acele etmeyin. Her şeyin doğru bir zamanı vardır.

En önemlisi, yaşanmadan yazılmaz. İnsanları iyi tanımanın yolu en çok da yaşanmışlıktan geçiyor. Ve biz romancılar, insanın kuytularını aktarıyoruz bir diğerine. Kendini, insanı tanımadan bu nasıl mümkün olabilir?

Özetle üç tavsiye: Akışı bırakma, gözlemle, not al.

Şu an üzerinde çalıştığınız bir taslak var mı?

Şu an bitmiş ve geliştirici editörümle çalıştığım bir romanım var. Kasım ayında yayımlanır diye tahmin ediyorum.

Taslak olarak da bir öykü projem ve bir diğer roman projem sırada bekliyor.

Bakalım… Yolum uzun, hevesim engin.

 

 

Bana vakit ayırdığınız için yürekten teşekkür ederim. Söylemek istediğiniz son bir şey var mı?

Sizlerle tanışma fırsatım olduğu için ben teşekkür ederim.

Her zaman yola çıkmış yazar dostlarımın yanında olacağımı belirtmek isterim.

Minnettarım…

 

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Güzide Behram ile Söyleşi / İrem Alkuş

iremin_kitapdunyasi

iremin_kitapdunyasi

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Ağustos 2026
  • Temmuz 2026
  • Haziran 2026
  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Feyza Çiloğlu ile Söyleşi / İrem Alkuş
  • Güzide Behram ile Söyleşi / İrem Alkuş
  • İsimsiz Adam
  • Görünce Gözlerini Güzel
  • geçmişe kapılar

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.